BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dersler

Dersler

18 Nisan seçimleri, tarihe geçecek önemde neticeler vermiştir. Bu bir sıradan sandığa gitme değildir.



18 Nisan seçimleri, tarihe geçecek önemde neticeler vermiştir. Bu bir sıradan sandığa gitme değildir. Mes’eleyi vatandaşla kendisini yönetmeye talip olanların hesaba oturması olarak görmeli. Tarihî seçimin en mühim neticesi CHP’nin parlamentoya girememesidir. CHP böyle bir vak’ayı ilk defa yaşıyor. Demek ki partilerin tasfiye olması için illa darbe yapmak şart değil. Zamanı gelince millet tasfiyeyi tertemiz bir şekilde gerçekleştirebiliyor. Belki şu gün ‘50’lerin Demokrat Parti’si mevcut olsaydı o da aynı akıbete uğrayacaktı. Kanadın solu iki partiyi birden taşıyamıyor. Zaten Bülent Ecevit, aynı zamanda CHP’nin eski bir genel başkanıdır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bundan böyle tarih malzemesi olma ihtimali yüksektir. Bundan da gocunmamalı. Sanık vs de aramamalı. İnsanlar gibi tüzel kişilerin de ömrü var. O yüzden demagoji yapan gülünç olur... Önemli neticelerden biri de vefaya dairdir. Millet, vefasızlığı affetmemiştir. Partiler, genel başkanların mülkü değildir. Onlar, bir şirket de değildir ki hisse itibariyle en yüksek paya sahip patron sayılsınlar. Genel Başkan, Partiler Kanunu’na göre kurulan teşkilatlarda delegenin seçtiği politikacıdır. Elbette vasıfları, farkları, hakları vardır... ama parti öz mülkleri değil. Bunu liderler de bilir. Belki siyasette vefa yoktur. Hiç mi yoktur? Aslında vefa maddi bir varlık değildir ki etik bir hadise. Şahsî tercih ve tecrübelerle hayat bulur. Onun için vefanın olmadığı yer olmaz. Olursa da zaman içinde hüsran yaşanır. Bugünkü gibi... ANAP ve DYP’nin kaybındaki en müessir sebeplerden biri vefa hissinin iltifat görmemesidir. Bir İlhan Kesici’nin ANAP’ta listeye girememesi tasvip göremezdi. Mehmet Ağar’ın DYP’den ayrılmak zorunda kalması kabul edilemezdi. Böyle birçok ismi sıralamak mümkün. Keşke liderler, rakip saydıklarını yok edeceklerine çoğaltsalar. Bundan kendileri rahatsız olsa da partileri kazanır. Yarış kaliteyi getirir. Tahammülsüzlük fakirleştirir... ANAP’la DYP’nin ağır mağlubiyetindeki faktörlerden biri de kavgadır. Sonu gelmez suçlama ve kavgalar vatandaşa gına getirdi. Şahsa endeksli politika ile yol alınamaz. Kavga eden kaybediyor. Bunu bir kere daha yaşadık. Onun için sayın Tansu Çiller’in iki partiyi birleştirme maksadıyla sayın Mesut Yılmaz’a teklif hazırlığı yaptığına ilişkin haber ümid vericidir. Böylece merkez sağın tek çatı altında toplanma imkânı zuhur eder. Bu büyük bir ihtiyaçtır. Ancak tasavvur edilen kongrede meydana sadece iki genel başkan adayı çıkmamalı. Yılmaz ve Çiller isimleri dışında başkalarına da fırsat verilmeli. Bir de şu gün üzerinde durulmayan bir gerçek var: Merkez sağ nerede başlayıp nerede bitiyor? Milyonların gönül verdiği bir MHP’yi, bir FP’yi radikal sağ saymak ne kadar doğru olur? Alınacak derslerden biri de şu: Bugün dahi 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 askerî darbelerinin ceremesini çekiyoruz. Siyaset sahnesi o günlerde darmadağınık oldu. Onun için geniş bir sahaya yayılmış olan bu dağınıklığı toparlamak çok zor. Liderlerin istifa etmeleri, hele hele samimiyetle istifa edip çekilmelerini beklemiyoruz. Yerinde bir düşünce olmasına rağmen birleşmenin tahakkuku dahi fevkalade çetin. Bunu zaman ve seçmen yapacaktır. Bakınız şu gün mecliste CHP diye bir parti var mı? O taraftaki seçmen DSP’yi tek istikamet olarak göstermiştir. Benzeri de bu tarafta yaşanacaktır. Fakat; sağ kalabalık. MHP, FP, ANAP, DYP... Hepsi de merkezde olduklarını haber veriyorlar. Merkezin sağ kanadının bu kadar partiyi kaldırması hayaldir. Üç ihtimal var. Birleşme, erime, yer değiştirme.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT