BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Namus Uğruna

Namus Uğruna



Fena sarsılmıştı İclal... ermet, şu son hadiselerde Ali Cengiz’in iyice dikkatini çekmişti. Belki sevk-i tabiisiyle: - Zibidi bana pek tuhaf göründü, dedi: Durakta taksi beklediği zannını verdi. Galiba İclâl ile karşılaşmayı hesapladı. Akşam oldu. Hava kararıyor. Evi burada ise durakta beklemesi ikinci tuhaflık. Acaba kendi evi mi? Büyük ihtimalle öyle. İşten çıkan yorgun argın biri büyük ihtimalle evine gelir. Hele bakalım. Ağır ağır yürümesine devam etti. Sekiz on adım sonra tekrar geri döndü. Apartman iki katlı idi. Müstakil bir eve daha çok benziyordu. Bütün pencereler karanlıktı. Henüz bir dakika geçmemişti ki camekanlı şahniş belli belirsiz aydınlandı. Ali Cengiz anladı. - Evet. kendi evi, dedi: İçeri girince antrenin ışığını yaktı. Aydınlık oradan geliyor. Hah! İşte!... Şimdi de salon aydınlandı. Demek kendi evi ve içerde büyük ihtimalle başkaları yok. Orada az daha oyalandı. Camın önüne gelen Sermet’i gördü. ışıkların yanmasından sonra Sermet perdeleri kapatmıştı. Ali Cengiz: - Keskin zekamı işletmenin zamanı, dedi: Anlaşılıyor ki ne Ziver bey, ne İclâl zibidinin burada oturduğunu bilmiyor. Aksi halde bu münasebetsiz herif, sanki uzaklarda oturuyormuş gibi duraklarda bekleme numarasını rahat rahat yapamazdı. Ali Cengiz, orada kim bilir daha ne kadar lüzumsuz yere dolanacaktı. Nihayet: - Tuhaf şey, diye mırıldandı: Bu adam ne yaptı ki beni bu kadar pirelendiriyor? Haydi arslanım Ali. Herkes istediğini yapmakta hürdür. Senin keyfine göre davranacak değiller elbet. Sevdalandım diye saçma işlere kalkışmayayım. Elden geleni yapmak şartıyle tevekkülün tam sırasıdır. Mevla görelim neyler: Neylerse güzel eyler. Bu düşüncelerle eve doğru yürümeye başlamıştı ki kar yeniden başladı. Aynı anda akşam ezanını okuyan Yaşar müezzinin sesini işitti. Aynı dakikalarda İclal ve babası otobüsten inmiş eve giriyorlardı. Yaşlı adam pek bir şeyin farkında değildi ama İclâl fena sarsılmıştı. Bu sarsıntı, “hemen söyleyelim ki” Sermet’e karşı herhangi bir yakınlık duymasından ileri gelmiyordu. Kendisi bilmese de böyle hissi bir vaziyet yoktu. Fiili olarak ilk defa böyle bir alakaya muhatab olduğu için, haliyle aklı buna takılıyordu. Tecrübesiz genç kız, heyecandan titreyerek Sermet’i düşündüğünü zannediyordu. İşte bu sayededir ki Sermet’in hareketini doğru değerlendirebildi: - Bizi selamlarken ve hele babama beni ustalıkla medhederken, sesinde gizli bir laubalilik vardı, diye düşündü: Babamla ve hele benimle yeni tanıştı. Bu samimiyeti fazla aşırı kaçtı. Hem de kendini zorlar gibiydi. Genç kız, yemekten sonra biraz oturup babası ile konuştuktan sonra odasına çekildi. Işığı yakmadı. Pencerenin kenarına oturdu. Dalgın halde sessizce yere inen kesif kar tanelerini seyretmeye başladı. Rüzgar da estiği için, sokak lâmbasının ışığı önünden hızla geçen kar tanelerini daha iyi görüyordu. Lambanın etrafında, ay çevresindeki gibi bir hale meydana geliyordu ki, en harika manzaralardan biridir. Bu görünüş, bütün zihinlere derin rahatlık verir. Genç kız, âdeta hiçbir şey düşünemez oluyordu. Gayri ihtiyari söylendi: - Ne kadar güzel. Bu rahatlama sayesinde gündüzün olan bitenleri daha berrak düşündü... - Gerçi falso yapmaz görünüyor, açık vermiyor ama, Sermet’in bana karşı hususi bir alaka gösterdiğini zannediyorum. Zekası belli... Acaba bu sayede zekice bir taktik mi uyguluyor? Yalnız... Babamla konuşurken gösterdiği samimiyette hafif bir laubalilik hissettim. Ben de fazlaca düşünmeye başladım. Akıl ve mantık ölçüleriyle kim olsa “işte evlenilecek bir kısmet” der. Bu arada gözleri, kar perdesi arkasında gözüken ahşap eve takıldı. Ali Cengiz’i ve Hatice hanımı sempatiyle düşündü. Aynı dakikada Ali Cengiz’in de karanlık odasından aynı kar manzarasını seyrettiğini nereden bilebilirdi ki... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT