BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ben zekî kadınım

Ben zekî kadınım

Yasemin Bozkurt: Anlatılmayanları anlattırdı, söylenmeyenleri söylettirdi. Eski dostları bir araya getirirdi, işini çok iyi yapıyordu. Onun koltuğuna oturan herkes bülbül kesildi.



Karşınızda kendinden ve yaptıklarından emin, sizinle acıyı ve tatlıyı paylaşan zeki bir kadın çıkıyor. Yasemin Bozkurt o pencereyi açmakla ünlü sanatçıların ne kadar bizden biri olduğunu gösterdi. İnsan olmanın gözardı edildiği günümüzde yitip giden duyguları açtığı pencereden önümüze serdi ama kendi penceresi hep yarı açık kaldı. Biz sizler için Yasemin’in kendi penceresini aralamaya çalıştık. Alabildiğince şeffaf, açık ve samimi bir o kadarda ketum, sırlı ve mesafeliydi kısacası karşımızda çetin ceviz bir gazeteci vardı. Yasemin Bozkurt sadece pencere açarak bu noktaya gelmedi öyle değil mi? Siz bu noktaya nasıl geldiniz? Y.B: Doğrusu böyle bir noktaya sürünerek geldiğimi söylemem ayıp olur, yanlış olur. Ben gazetecilikten bu günlere geldim. Magazin gazeteciliği yapıyordum ve benim yaptığım her haber olay oluyordu. O dönemde herkes birbirine beni sormaya başlamış. Mesela Cihan Ünal’la Türkan Şoray’ın evliliklerini ilk ben duyurmuştum. Türkan’la Cihan’ın aşkı Onlara bu özel şeyleri söyletmek kişisel ilişkilerle mümkün oluyor değil mi? Y.B: Tabii onun da faydası var ancak güven çok önemli. Karşınızdaki kişi size güvenirse her şeyi söylüyor. Çünkü röportaja gittiğinizde insanlar bir şey söylemek için kendilerini kurguluyorlar. O bir şeyin boyutları da size güvenmelerine bağlı. Gittiğim her yerde sırlarını bana güvendikleri için söylediler, gazeteye güvendikleri için değil. Türkan’la Cihan’ın aşklarını bir yıl sakladım ben. İnsanların güvenini deşifre etmiyorum ben o yüzden bana güveniyorlar. Ben birçok ünlü ismin güvenini ekrana yansıttım. Bana gazeteci olarak anlatılanları yazarım, arkadaşım olarak anlatılanlar bende kalır. Gazetecilik hayatımdan sonra bu ilişkileri ve güveni ekrana yansıttım. Türkiye’de ilk kez Uğur Yücel ve Süleyman Demirel’i bir arada ekrana çıkardım. İnanır mısınız Türkiye’nin en ciddi köşe yazarları bu olayı yazdı. “Kimse beni keşfetmedi” İşte bu önemli olayda direkt Demirel’e gittim ve “Ben sizin politikacı değil mühendis Demirel’i göstermek istiyorum” dedim. İşte o program beni televizyona kazıdı. Burada şansın payı var ama o şansı ben kendim oluşturdum çünkü yeteneğiniz yoksa bir yere kadar o şans sizi sürükler. Kimse benim kapımı çalmadı ben kendim çaba sarfettim, kimse beni keşfetmedi. Ben insanların kapısını çaldım ve deneyin beni dedim. Önemli olan oraya gelmek ve kalıcı olmak. Beyaz’ın farklılığı İnsanların gönüllerine bakıyoruz dediniz az önce, gönüle giden bu yolda araştırma yapıyorsunuz mutlaka. Y.B: Yapılmaz mı. En az onbeş gün önce başlıyoruz araştırmaya. Bizim için seçilen kişi, hayat hikayesi ve bu hikayenin senaryolaştırılması çok önemli. Örneğin Beyaz; bir yıl boyunca düşündük yapalım mı yapmayalım mı diye? Kanal konu olarak çok fazla bir şey yok dedi. Ama Beyaz’da öyle bir şey vardı ki bizi kendine çekti; Baba hasreti...Biz Beyaz’ın senaryosunu baba üzerine oturttuk. Babasının 14 yıl felçli kalması ve annesinin yoksulluk günlerinde kitaplarını yakarak ısınmış olması sadece iki dakika sürdü ama orada kimsenin bilmediği bir Beyaz’ı ortaya çıkardık. Amaan kıyamet koptu “Efendim, duygu sömürüsü yapıyormuşuz da, ağlatıyormuşuz. Ne demek oluyormuş” ne demekse ne demek. Bu tarzda eleştirilere gülüp geçiyorum çünkü sıradan bir Beyaz’ı herkes oraya oturtur iş onun bizden farklı olan yanını bulmaktır. İşte sanatçılar burada, ekran burada iyisini kendileri yapsınlar. İbrahim Tatlıses ben program yaptıktan sonra bana “Bundan sonra ben kolay kolay programlara çıkamam, sen bana o kadar muhteşem bir şey yaptın ki başka programları beğenemem” dedi. Çünkü biz İbrahim Tatlıses’i bir ay araştırdık. Sonra Emel Sayın için İsmet Kasapoğlu’na gittim ve karısı çıkmasını istemedi. Karısı bana geldi o yayını yayınlamayın yoksa kocamla boşanırım dedi. Poyrazoğlu’nun gözyaşları Sizin programlarınızda sanatçılar statülerinden çok insan yönleriyle karşımıza geldiler buna tepki duymuyorlar mıydı? Y.B: Hayır, O koltuğa oturan her şeye hazır olarak oturdu. Ağlamaya şartlanmış olarak geliyorlardı. Kimisi ağlamamak için sıktı kendini. Ali Poyrazoğlu “ağlamamak için tırnaklarımı avucumun içine batırdım” dedi. Neden? Sanki onlar insan değilmiş gibi, onların duyguları yokmuş gibi davranamayız. Ben Türkiye’de erkekleri ağlatan bir kadınım. Erkekler ağlamaz denilirdi; hayır erkekler bal gibi ağlar, hem de kadınlardan daha güzel ağlar. Ünlülerle olmak, onlarla sohbet etmek çok zordur. Sizi zorlayan, kızdıran, pişman olmanızı sağlayan oldu mu? Y.B: Sevmeden çektiğim bir program oldu. Mahallenin muhtarlarındaki Erkan Can programda çok agresifti. Kim ne söylediyse reddetti ve surat yaptı. Kendisinin üzerine cila çekip parlatmak ve olduğundan farklı görünmek istedi o beni çok itti. Bu program için Mehmet Aslantuğ’un çok güzel sözü vardı: “Öyle bir akıma kaptırıyoruz ki konukların biri geliyor biri gidiyor, siz daha ne olduğunu anlamadan şok içinde program bitiyor.” Ünlülerin özel hayatlarına bu denli süratle girip çıkan bu cesur kadının hayatına kimse ayna tutamamış. Özel hayatınızı nasıl gözlerden uzak yaşayabiliyorsunuz? Y.B: Benim dışımda ailemde bu işi yürüten hiç kimse yok, onlarda medyada gündeme gelmeyi istemiyorlar. Benim oğlum Yasemin Bozkurt’un oğlu diye anılmak istemiyor çünkü yarın öbür gün kameralar onunda peşinden koşmaya başlayacak. Eşim zaten eski gazeteci, bıkmış uzak duruyor. Niye özel hayatımı gözler önüne sereyim?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT