BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sahipsizler

Sahipsizler



Tek düşüncesi Tarık’tı... Zerrin: - Selma Hanım, işte sana güzel bir örnek! dedi. Daha boyu bacağı büyümeden, bak ne düşünüyor erkek çocuğu!? Öyle afacan, öyle tilki ki bu bizim Hüdaverdi, sorma... - Niye? - Aa, niyesi var mı canım! Daha şimdiden çapkınların önde gideni. Büyüyünce, bir de geberesi Sermet gibi mi olur, artık onu Allah bilir. Selma, annesinin ve de teyzesinin deyimleriyle deli dolu Zerrin’in anlattıklarına katıla katıla gülüyordu. Kulağı Zerrin’de, aklı ise hep Tarık’taydı. - Kızım siz neyseniz, çocuk da o! dedi Selma. Sen teyzem gibi süslenmekten başka ne öğrendin ki, Hüdaverdi de eniştemden bira içmesini ve bol bol televizyon seyretmesini öğrenmesin!.. - Aman, sen evlen de iyi çocuklar yetiştir. Selma sadece gülümsemekle yetindi. O sırada Selma’nın annesi, semaverde demlediği çaydan iki bardağını bir tepsiye koyup balkona getirmişti. Beli dar, altın yaldızlı Türk malı bardaklardı bunlar. Türkiye’ye izine gittiklerinde bir takım getirmişlerdi. Almanya’da bulundukları süre içinde, hep Türkiye malı ya da Türkiye’de olan maddelere ilgi duyuyorlardı nedense?.. Bu ilgi, bahar aylarındaki kayısı ve badem çağlalarını özlemelerine dek gidiyordu... Tıpkı Türkiye’deki dostlarının, Batı’nın mallarına ilgi duydukları gibi... Adı Müşerref olan Selma’nın annesi, güzel ve nazik bir kadındı. Yeşil gözleri, kibar yüz tipi kızlarına benziyor, gülümsemesi hiç eksik olmuyordu. Otuz sekiz yaşında, genç bir anneydi. Fakat onları gören bazı tanımadık kişiler, onu Selma’nın annesi değil de, ablası falan sanıyorlardı. - Buyrun kızlar... dedi tepsiyi onlara uzatırken. Teyzeciğim çok zahmet etmişsin, dedi Zerrin. Teşekkür ederim anneciğim! dedi Selma da. Eline sağlık. - Eğer seyretmek isterseniz, televizyonda güzel film var. - Konuşuyoruz, dedi Zerrin. Çaylarımızı içtikten sonra belki geliriz. - İyi, dedi kadın. Bardaklarınız boşalınca seslenin de Hülya alsın. Genç kadın çayları verdikten sonra, onları tekrar başbaşa bırakarak geri döndü. - Anneciğim! diye Selma mırıldandı. Benim canım annem!.. Gökyüzünü kuşatan bulutlar, yavaş yavaş kayıp gidiyordu. Balkonun önü açık olmadığı ve kışları pencere gibi çok geniş çerçeveli camla örtüldüğü halde, burunlarına bir is kokusu geliyordu. Fabrika bacalarından tüten gazlı dumanlar, Milattan önce ta üç bin yıllarında kurulan bu kentin havasını değiştiriyor, zehirliyordu. Yağan yağmur damlalarında bile, çeşitli kimyasal gazların su buharıyla birleşmesinden oluşan asitler vardı... Selma, babasının hararetli sohbetlerinden duyduğuna ve babasının fikrine göre, bu hava kirliliğinin tek sorumlusu insanlardı. Hele memleketlerinde kömür işlemesi diye bir şey yoktu. Yer altından çıkarılan kömür, külçe ya da kayalar halinde satılıyor; alıcı da yakabileceği oranda ufalttıktan sonra bacasından tüttürüyordu. Türkiye ve Türkiye gibi az gelişmiş ya da gelişmemiş ülkelerdeki hava kirliliğinin tek nedeni babasına göre böyleydi. Almanya gibi gelişmiş ülkelerde ise ham kömür işleniyor ve geriye kalan parçacıkları öğütüldükten sonra tuğla gibi, ya da içinde işlenen antrasit gibi maddeleriyle yumurta şeklinde presleniyordu. Yakan için kolaylık olduğu gibi, hava kirliliği büyük ölçüde arındırılmış oluyordu. Ama Avrupa ülkelerindeki hava kirliliğinin ana temeli: Gene babasının fikrine ve birtakım gerçeklere göre başta fabrika bacaları ve motorlu taşıtların egzoztlarıydı. Atlantik ve Portekiz üzerinden gelen sürekli bulutlarla hava baskın bir duruma geliyor ve diğer olaylarla da çabuk etkileniyordu. İki teyze kızı konuyu değiştirip biraz da havalardan konuştular. Zerrin yazı iple çektiğini, yaz tatilinde Türkiye’nin Akdeniz sahillerinden birinde hiç denizden çıkmayacağını özlem dolu bir sesle söylüyordu. Selma da Tarıkla bir arada olmayı ve bununla mutlu olacağını düşünüyordu. Selma’nın tek düşüncesi Tarıktı. İçinde dayanılması güç bir özlem, sabırsızlık dağları ardından doğmak isteyen bir huzur güneşi gibiydi. Ve yüreğinde yanardağ gibi bir yanma vardı. Yaz tatilinde Tarık’ın Türkiye’ye gidip gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Kararlaştırdıklarına göre Türkiye’den döndükten sonra düğün girişimlerine başlıyacaklardı. Bundan tabii ne olabilirdi? * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT