BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Stop

Stop



Yıkılmadım, ayaktayım!.. Sabah uyandım ve telefonumu açtım. Bekleyen bir mesaj vardı, şöyle diyen: “Bayramınız mübarek, sevgileriniz daim olsun...” Hiç ummadığım bir ağabeyimden gelen bu nota kısacık bir cevap yazdım: “Yüzotuz kere mi?!..” * * * Masamda, hiçbir sayfası kopmamış bir takvim bloku durur... O sayfalardaki, günün mühim olaylarını okurum. Bu sene ilginç notlar dizilmiş ard arda... Ve tarih tekerrürden ibarettir!.. 17 Nisan Cumartesi: Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatı. (1993) Hicrî sene başı (1 Muharrem 1420) 18 Nisan Pazar: Türk-Yunan Harbi’nin başlaması (1897) Karacaoğlan’ı anma günü. 19 Nisan Pazartesi: Kuğu Fırtınası. Kars’ın işgâli (1919) 20 Nisan Salı: Peygamber Efendimizin (Milâdî tarihe göre) doğumu. (571) Kutlu Doğum Haftası 21 Nisan Çarşamba: Şiir günü. 22 Nisan Perşembe: Türkiye Gazetesi’nin yayına başlaması (1970), TGRT’nin yayına başlaması (1993), (Ve bana özel; annemin vefatı) 23 Nisan Cuma: TBMM’nin açılışı (1920), Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Kânunî Sultan Süleymân Hân’ın Estergon seferine çıkması. (1543) 26 Nisan Pazartesi: Arıların oğul verme zamanı, ipekböceklerinin canlanması 30 Nisan Cuma: Hitler’in ölümü. (1945) Mesir Bayramı. * * * Altı yıl önce rahmetli Özal’ı bu Bizans oyunları, fitne-fesat ve ağız dalaşlarıyla öldürmüştük... Mirasını alan da, misyonunu alan da uyanamadı!.. (Üç gündür evlerinden çıkmıyorlar!..) Ve cumartesi günü yeni bir Hicri senenin ilk günüydü... Pazar günü seçim vardı. Türk-Yunan Savaşı gibi ciddi ve zor bir seçim. Sandıkta savaş vardı. Anladık ki sonradan; o gün “Karaoğlan”ı yirmi iki yıl sonra yeniden hatırlama günüymüş!.. Pazartesi... Yani, gökte, incecik bir hilâl ile büyük bir yıldızın parıl parıl yandığı gecenin sabahı... Sandıklar sayılıyordu ve takvim “Fırtına” diyordu. Salı; Sevgili Peygamberimizin doğum günüydü... Ve doğum yeni bir başlangıçtı... Çarşamba... Acaba, diyordu pek çok kişi.. Acaba “Türk Asrı” olacak olan 21’inci yüzyılın şiiri mi yazılmaya başlanıyordu?.. * * * Ben, hayretler içindeyim... Bu millete hayranlığım hiç tükenmeyecek. Söylenebilecek her şeyi tek cümlede söylemek, işte böyle ve ancak bu kadar olur... Bu millet büyük... Şüphesi olanların ise hâli meydanda! * * * Kimin hangi partiye mühür bastığı mühim değil. Bundan sonra; (ortaya çıkan bu tabloyla) halkın ne demiş olduğunu anlamış olmak mühimdir. Bugün, ikinci bir seçim olsa, “hilâle sevdalıların” % 50’nin üzerinde bir çoğunlukla aynı çatı altında toplanacaklarını anlamış olmak ise daha mühimdir... Ve artık siyasette kavga, dalaş ve entrika... Bir de istismar olmaması gerektiğini bu halkın anlamış olduğunu anlamış olmak ise en mühimidir. Anlatabiliyor muyum?.. * * * Şu anda barajı bile aşamayan partilerin genel merkezlerinin boş koridorlarında misket oynamaya gitmek için yola çıkmaya hazırlanan bazı anketörler... Bazı medyatörler ve bazı kalemşörler ise tarih önünde hiç bu kadar rezil olmamışlardı... Asıl seçim mağlubu onlardır!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT