BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Vakıf gönüller. İnsan bu iki kelimeye öylesine karışıyor ki özdeşmek gibi veya üstüne giydiği bir elbisenin bütün hatlarıyla ölçülerine tıpa tıp oturduğu hâllerini çağrıştırır. İnsan, işittiği sözü benimser, benimsediği sözü idrak ederek; bir bütünlük arzeder. “Özüyle sözü bir” ilkesi oluşur farkına bile varmadan...



Vakıf gönülleri yadederken Vakıf gönüller. İnsan bu iki kelimeye öylesine karışıyor ki özdeşmek gibi veya üstüne giydiği bir elbisenin bütün hatlarıyla ölçülerine tıpa tıp oturduğu hâllerini çağrıştırır. İnsan, işittiği sözü benimser, benimsediği sözü idrak ederek; bir bütünlük arzeder. “Özüyle sözü bir” ilkesi oluşur farkına bile varmadan... Böyle ilkeli insanları yadederken sanki o kişilerin kişiliklerine bürünürsünüz. Onun sözleriyle günümüze uzanan “O” olursunuz. Adını koyamadığınız bir hâl olur, bir garip hislere bürünür gönül eviniz sisler ardındaki mâzi belirir; kaf dağından gelenler, demir dağı delenler el verir size... Bir de bakarsınız ki sisler arasından bir Ulu Derviş elinde asası, sözün kısasını size nakşeder... Gördüğünüz sadece gönül gözünüzdür. Beden gözünüz dalıp dalıp gitmiş bir garip, olduğu yere mıhlanmışcasına, veya bir uzay çağından ışınlanmışcasına canı, can kafesine akılmış, donakalmışcasına hareketsiz... Uzaklaşmış, yanyana olduğu sevdiklerinden dokunsa hissedecek ama, ışık hızıyla uzaklaşmış zaman tünelinden, varmış mâzinin akça pakça ezeli sevdalarına, ilâhi aşklarına koza örmüş ve bir gün görmüş, ömür geçirmiş ulu kişi çıkagelmiş ayağında çarığı, yanında kıl çadırı binlerce yıllık bir kültürün diyârı, binlerce yıllık yaşlı bir çınar, gölgelenmiş, bütün dünyaya baştan başa yayılmış en doğudan en batıya en kuzeyden en güneye, bir ulu çınar yükselmiş ezelle ebed gibi... Bilge nineler, ninnilerinde türkümüzü çağırmış binlerce yıldan beri ana sütü kadarsaf, arı, duru ana dilimiz kadar yalın ve sade... Bilge dedeler boy boylamış, soy soylamış, yol göstermiş hep iyiye doğruya güzele doğru... İstikamet, fert ve millet, evlat ve devlet birlik ve beraberlik içinde birlikten dirlik doğar ilkesiyle... Binlerce yıllık bir destanı yaşatmışlar.. Huzur ve barış iklimlerinde. Deli Dumrullar yetişmiş. Bilge Kağanlar, Kutad gu bilig, coşmuş, söze dökmüş hislerini: “İnsanda söz ile değişir kader, ya yurda baş olur ya başı gider...” Zaman devranı dönmüş feleğin çemberinde, döne dolaşa Köroğlu çıka gelmiş bu dünya hanında bir süre eyleşen, her gördüğü güzelle söyleşen, her sevdiğinde Hakkının izini sezen, ve bütün sevgileri adına mevlasını seven, Hak Aşıkları dökülmüş yollara... Bu çember, kıyamete kadar dönecek ve bu felek her devirde acımasız olarak anılacak, zaman en gaddar olarak bilinecek... Oysa düşünmeli insanoğlu; bu gel-gitler hanında bizlerde dünküler gibi bir süre için geldik ve gideceğiz... Bu devir hep dönecek, her yeni gelen eskilerden bir dersler alarak yarınlarına ışık tutan meş’aleler taşıyacak. Eğer içimizde o Meş’alenin ateşi varsa taşıması çok kolay. Yoksa, ne gelir elden? Işık yılına ışık hızıyla ilerliyor, ömür çarkı, bir rüyadan ibaret bu dünya sayfası. Kimi sürüngen, kimi kuş, bir zirveyi hedefler biri uçarak diğeri sürünerek çıkar. Adımlarımıza dikkat! Her çıkışın bir inişi, her gidişin bir dönüşü vardır. İşin içinde yorulmak da var, başarmak da... İşin özü; gücümüz elimizden gitmeden, bu günümüzün kıymetini bilmemiz gerek. İz bırakan atalarımızın izinden yürümek... Kızlarımız vardı er meydanlarında yiğitlerle güreş tutan, kılıç savuran, ata binen silah kuşanan ve analarımız vardı. Er kişi niyetine namazına durulan, tarih sayfalarında asırları bir nakkaş gibi işleyen bilgi deryası analarımız... İlk eğitimini ana rahminde alan atalarımız vardı. Al eline kalemi, yaz başına geleni, gönül dilinden, sevda ilinden, saza, söze dökülen dizelere, yanık yanık yerleşen türkülerimiz, yaşatır geçmişi... İz bırakan düşler ülkesine, gönül kabesine ulaşır, gönül kitabından heceler... * Nihayet Ağçay Öğretmen Bizim derdimizi yalnız o bilir Bilgimize bilgi katar Öğretmen Başımız sıkışsa koşup da gelir En büyük stresi atar Öğretmen Ana şefkatinde elleri vardır Baldan daha tatlı dilleri vardır Hizmet bahçesinde gülleri vardır Derleyip bizlere atar Öğretmen Azimle yükselip dolaşır arşı Her zaman dilinde başarı marşı Eğitim yolunda cahile karşı Kahraman askerden beter Öğretmen Sana sevgim sonsuz saygım yücedir Yolumda bu boynum kıldan incedir Sen olmasan benim halim nicedir Herkesin gönlünde yatar Öğretmen Ali der: “Bizlere bir öncüdür O En değerli varlık bir incidir O Uygarlık yolunda birincidir O Karşılıksız bilgi satar Öğretmen” * Ali Dilki/İstanbul Olmaz ki Çaresiz kalmış gönlüm Yalandır diyemem ki Kalbimdeki sızıydın İçimden atamadım ki Sana bir gün kavuşmak Duyguların en hoşu Akıyor gözyaşlarım Sil desen silemem ki Dünya alem duysun Bir daha sevemem ki Uykumdaki rüyasın Çık git diyememki Seni yeniden görmek Dileklerin en başı Çabalarım boş yere Unut desen de olmaz ki. * Yüksel Uşar/Eskişehir Gül Kokulu Sevdiğim Pembe güllerin gülistanlarından Gül kokulu geldim sana Ne olur gül bana Gülmezsen güllerim solar Yaram kanar gülmezsen Zaten puslu olan gözlerimden Kanlı yaşlar akar sevdiğim.. Sonbaharda dökülen yapraklar gibi Önce solar tenim Sonra ölürüm Ölürüm sevdiğim... Ya ben de geleyim senle Ya sensizlik kalmasın benimle Yeşil kalsın yapraklarım Solmasın güllerim, pembe güllerim Kanlı yaşlar dursun artık Dökülmesin sevdiğim Ne olur sev beni sev artık sevdiğim. * Ayşegül Kırtak Etimesgut/Ankara Yüreğim Sessizliğe el açtım, inzivada yüreğim Yalınayak koşarken, hep yokuşlar tırmandım Bu yüzden belki de yorgun düştü dizlerim Sandım ki düşlere adım adım yaklaştım! Hayatın ellerinde umudum parçalandı Yalanlardan kaçarken, gerçeklerle savaştım Dönüp baktım ardıma geride kimler kaldı? Bir yığın dost ararken kendimle karşılaştım! Yüzümde bir palyaçonun ağlayan bakışı var şimdi Her kalabalık yol beni, yalnızlığa götürüyor Bir atabilsem şu hayatın sahte maskesini Yalan olan herşey içimi çürütüyor! Yüreğimde taşıyorum maziyi kırık bir bavul gibi Kim açar bana kapısını eskimiş umudumla Gölgem de yıkılır mı tıpkı hayallerim gibi Vuslata varır mıyım son bir adımla!... * Melike Çam/ Yalova Kuğu Gibi Kuğu gibi boynunda yansır Güzelliğinin bir kısmı Saçların orman yeşili gibi örter sırtını Bana buğday başaklarını anımsatır Sıcak bir tene düşen Soğuk su damlası gibi gözlerin Yalnızlığın kederli penceresinden Elinle yıldızları çektiğini kim bilir senin O, gece Binlerce yıldızın içinde Bir tanesi... Başını eğip sana ne dedi Birazdan avuçlarında çiçek olacağım Adını da sana koyduracağım O, hiç solmayacak Adı aşk olacak.. * Ozan Cahit Yıldız/İstanbul Ölüm Hayat sınırına geldiğin o an Ölümün korkusu ki büyük ziyan Azrail kapını çalmışsa eğer Ruhun bedenini terkeder inan. Ruhani dünyaya inanmak zorsa, Dünya malı ile yetinmek kârsa Büyüklük zenginlik dünyada kalır Gideceğin yerin adı mezarsa Kabir defterini açınca melek Günahın, sevabın tartılır tek tek Bütün zenginlikler ortaya çıkar Adalet tartısı kurulana dek. Kul hakkı yediysen kötüdür durum Cehennnem ateşi sanmaki zulüm Haklıyı haksızı ayırt ediyor Allahın kurduğu o yüce kurum. Dünya fani olmuş ölümse gerçek Ruh naçiz bedeni terkedene dek Ölümlü dünyanın kadrini bilip Cehennem azabı görmemek gerek. * Ali İhsan Öztürk/ Çarşamba Bir Çocuk Olmak Çocuk olmak Hep kedersiz tasasız Korkusuzca uyumak Uyumak istiyorum Çocuk olmak İp atlamak şen şakrak Masallarla yaşamak Lastik topla oynamak Oynamak istiyorum Çocuk olmak Sevinçle başlamak güne Gıpta etmeden düne Ve gülmek alabildiğine Gülmek istiyorum. Çocuk olmak Hep kedersiz, tasasız Korkusuzca uyumak Annemin bal sesiyle Ninemin ninnisiyle Tekrar, tekrar büyümek Büyümek istiyorum. * Durdu Şahin/Çorum
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95522
    % -0.53
  • 5.7128
    % -0.38
  • 6.3397
    % -0.4
  • 6.9378
    % -0.52
  • 276.48
    % -0.44
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT