BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Artık hiçbir şey düşünemiyordu...

Artık hiçbir şey düşünemiyordu...

Sabaha kadar tedirgin bir uyku uyudu Selim. Hem sık aralıklarla uyanıp Esin’i kontrol etti, hem de sabahleyin yapacağı ziyaretin gerginliğini yaşadı...



Sabaha kadar tedirgin bir uyku uyudu Selim. Hem sık aralıklarla uyanıp Esin’i kontrol etti, hem de sabahleyin yapacağı ziyaretin gerginliğini yaşadı... Genç kadın akşamkinden çok daha iyi uyandı. Hatta Selim tıraş olurken kahvaltı bile hazırladı. Yine de güçsüzlüğü her halinden belli oluyordu. Selim onun etrafta dolaştığını görünce sitemkâr bir sesle: - Böyle yapacaksan ben işe falan gitmem ama.. diyerek karşı çıktı. Esin parmağını dik tutarak dudaklarının üstüne koyup susmasını işaret etti. Sonra da cıvıldar gibi: - Tamam, kahvaltıdan sonra yatacağım, kitap okuyacağım. Geçen gün Suna bir sürü kitap getirdi. Diye cevap verdi. Gülmeden yapamadı Selim. Heyecanını gizlemeye çalışıyor, normal bir gün gibi davranmaya çalışıyor ama yüreğinin gümbürtüsünden kendi bile korkuyordu. Sonunda karısıyla vedalaşıp kendisini sokağa attığı an derin bir nefes aldı. Karısına yalan söylemişti. Yeni bir iş bulduğunu anlatmış, bu gün orayla görüşeceğini söyleyerek en yeni gömleğini ve takım elbisesini giymişti. Esin onu uğurlarken dua etmeyi ihmal etmedi ardından: - Allah’ım işini rast getir... Selim ağır adımlarla yürüyordu. Sanki ayakları onu geri götürüyor, gövdesi, aklı başka yere, ayakları başka yere gidiyordu. Bir ara vücuduna hükmedemediğini bile düşündü. Otobüs durağına geldiği zaman elini cebine atıp baktı. Beş yüz bin lira parası, iki de bileti vardı. Bir gidiş, bir de dönüş için. Beklemeye başladı. Önceden telefon edip etmemeyi düşünmüş, ama sonradan vazgeçmişti. Öyle yapsa imkanı yok görüşmeyi kabul etmezdi İskender bey. Otobüs epey sonra geldi. Binip en arkaya ilerledi. Camdan dışarıyı seyretti yol boyunca. Artık hiçbir şey düşünemiyordu. Ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilmiyordu. Bomboş bir kutu gibiydi beyninin içi. Önceden programlanmış gibi yürüyor, biniyor, bekliyordu. Son durakta indi. Yürüyerek on dakikalık bir yolu vardı. Yine başkası tarafından kontrol ediliyormuş gibi yürüdü. Gülhan şirketinin önüne geldiği zaman durdu işaret verilmiş gibi. Yutkundu. Kulaklarını sağır eden gürültü kalbinin atışıydı. Derin bir soluk alarak girdi binadan içeriye. Kapıdaki görevli ters bir bakışla süzdü kendisini. Sonra da kabadayı bir sesle durdurdu: - Hop, hemşehrim, nereye böyle? - Yukarı çıkıyordum kardeş. İskender beyle görüşeceğim. Adam yukarıdan aşağıya süzdü Selim’i. Alaycı ve küstah bir tavırla kaşlarını kaldırdı, dudaklarını büzerek: - İyi de randevu aldın mı bakalım? Diye sordu. Başını iki yana salladı genç adam. Kibar olmaya gayret ederek: - Ben kızının eşiyim... diyebildi. Görevli bocaladı bu tanıtımı duyunca. Geri çekildi bir adım. Eliyle merdivenleri işaret etti. - Buyur beyim, kusura bakma... İkinci kat... Selim usulca çıktı mermer merdivenlerden. Hoş bir çiçek kokusu hakimdi etrafa. Köşelerde neredeyse ağaç olmuş, büyük saksılar içinde bol yeşil yapraklı çiçekler başka bir hava veriyordu. İkinci katta uzun bir koridoru geçtikten sonra kapıların üzerindeki yazıları okuyarak ulaştı İskender beyin odasına. Yutkundu, bir kez daha çekingen, tedirgin ve korkak bir ses tonuyla, yüksek sesle okudu tabelayı: - İskender Gülhan... Yönetim Kurulu Başkanı Kapıyı tıklattı iki defa. İçeriden ince, ama kişilikli olduğu belli olan bir ses duyuldu: - Buyurun... Genç bir hanımdı kendisini davet eden. İnce, tel çerçeveli gözlüklerinin üzerinden baktı genç adama: - Kimi istediniz beyefendi? - Ben İskender beyle görüşmek istemiştim. Ben.. Selim Akmen. Kızının eşi oluyorum. Kadının gözlükleri düşüyordu az kalsın. Telaşla fırladı yerinden . Sağ taraftaki kapının ardında kayboldu bir anda... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95522
    % -0.53
  • 5.7128
    % -0.38
  • 6.3397
    % -0.4
  • 6.9378
    % -0.52
  • 276.48
    % -0.44
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT