BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Yad eller aldı beni”

“Yad eller aldı beni”

Radyo dinliyorum. Radyo deyip geçmeyin, öyle kaliteli, öyle bulunmaz dinletilere rastlıyorum ki banta almadığıma hayıflanıyorum.



Radyo dinliyorum. Radyo deyip geçmeyin, öyle kaliteli, öyle bulunmaz dinletilere rastlıyorum ki banta almadığıma hayıflanıyorum. Televizyonlar günlerin anların peşinde; mesela bir Münir Nureddin Selçuk’un sesini bulamazsınız. Kırk yılın başı bir anma programında o sese rastlarsanız ne alâ... Ama radyo öyle değil. Daha dün Münir Nureddin’in şaheserlerini kendi sesinden ardarda sundular. “Zil Şal ve Gül”, “Kalamış”, “Aheste Çek Kürekleri Mehtab Uyanmasın.” Bunları dinledikçe bugün aynı tarzı ve kaliteyi devam ettiren sanatçıların bulunmasına seviniyorum. Ne var ki sanatçı diye sunulan kişilerin dansözlü kıvırmalı kliplerle abuk sabuk maganda ağzı söylemleri halka yutturmalarına yazıklanıyorum. Bizim ülkemizde çok büyük müzik ustaları, büyük yorumcular yetişmişken yeni kuşaklar sanatçı diye eti butuyla trilyoner olanları tanıyorlar maalesef. Türk müziğinin çok değerli solistlerinin yetiştiğini ben yine radyodan öğreniyorum. Bunların adlarını sanlarını televizyon seyircisi ne yazık ki bilmiyor. Mesela sesi rahmetli Mediha Demirkıran’a benzeyen Güler Basu Şen’i (İnşallah soyadını yanlış yazmamışımdır) böyle bir radyo dinletisinden öğrendim. Benim çok sevdiğim Mediha Demirkıran’ı anma programında Selahaddin Pınar’ın “Yalancıdır Hep Aynalar” şarkısını gerçekten rahat bir üslûpla seslendirdi. Evet Mediha... Sözü ona getirecektim. Konuşmacı Türk müziğinin çınarı olarak vasıflandırdı onu. 1950’li yılların ikinci kuşak sanatçıları olarak üç büyük sesten söz etti. Biri Mediha Demirkıran, biri yine Mediha gibi aramızda olmayan Sabite Tur diğeri ömrü uzun olsun Nesrin Sipahi... Mediha Demirkıran, Sabite Tur, Nesrin Sipahi Medyayla bugün ulaşılan imkânlar henüz yokken milyonları fethettiler. Her devir kendi izleyicisini beraberinde getiriyor. Ama öyle ustalar, öyle yorumcular var ki onlar aşılamıyor ve onlar unutulamıyor. Ötedenberi Mediha Demirkıran’ın sesinde vurucu bir ton bulmuşumdur. Onun sesi kalbimin üzerinden geçerdi. Öleli kaç yıl geçti bilemiyorum, galiba da genç sayılacak bir yaşta vefat etti; o canlı, ateş çiçeği gibi parıltılı kadın kalbine yenilmişti. Radyodaki anma programında sesini yeniden işittiğimde yine öyle etkiledi beni. Yüksek oktavlı, kıvrımlı oya gibi bir ses... Selahaddin Pınar’dan bir kürdili hicazkâr... “Gel Gitme Kadın”. Sonra yine aynı besteciden “Nereden Sevdim O Zalim Kadını”. Ve Sadettin Kaynak’tan “Yadeller Aldı Beni.” Şöyle gözümün önüne geliyor; esmer yanık teni, belirgin kaş ve gözleri, nartanesi gülüşü, kendini ezdirmez, belki biraz mağrur duruşu ile... Mediha Demirkıran nasıl yetişmişti, nereliydi, o zamanlar konservatuar durumunda olan Ankara Radyosu’na nasıl girmiş, oradan İstanbul’a hangi çağrılarla gelmiş, nasıl yükselmiş, zirveye nasıl tırmanmış, nerelerde söylemişti? Doğrusu ayrıntıları, bütün o yaşanmışlıkları bilmiyorum. Sanatçı niye öyle sevilmenin doruğunda ihtişamlı bir gül gibi açmışken sonra da çarçabuk soluvermişti? Bu konuda da bilgim yok. Ama biz o sessiz mezarlıklara kimleri kimleri gönderdik değil mi? Bence büyük sanatçıların hayatları belgeler ve bilgiler ışığında film yapılmalı. Böylesi filmler o sanatçıyla birlikte bir devri o zamanki hayatımızın renkleri, tekniği, yaşantısı ile sahnesinden seyircisine topluma tanıtacaktır. Ama kime söyleyeceksiniz? Şimdi televizyonlarda tabancalı yakışıklı çocukların nasıl tetik çektikleri üzerine yazılmış senaryolardan ya da burnunu oynatınca isteğine erişen kopye cadı zırvalarından başka ne var?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT