BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Müşfik” muhafazakârlık

“Müşfik” muhafazakârlık

Bizim entel köşe yazarlarımızdan bazıları, Amerika’daki Başkanlık seçimleri konusunda da ahkâm kesiyorlar.



Bizim entel köşe yazarlarımızdan bazıları, Amerika’daki Başkanlık seçimleri konusunda da ahkâm kesiyorlar. Milliyet’te Şahin Alpay ve Washinton’dan, “yıldızlar ve çizgiler” -yani Amerikan bayrağı- altından yazan Yasemin Çongar, Brüksel’de mukim, fakat Hürriyet’te köşe tutmuş Hadi Uluengin. Philadelphia’daki, Cumhuriyetçi Parti Büyük Kurultayı vesilesiyle, Cumhuriyetçi Parti adayı George W. Bush’un, Amerikan Anayasasına göre “Kasım ayının ilk Pazartesi gününü takip eden ilk Salı günü” yani bu yıl 7 Kasım günü, yapılacak seçimlerde kazanamayacağını kuvvetle tahmin -daha doğrusu temenni- ediyorlar. İlke olarak muhafazakârlığa ve muhafazakârlara düşman olan, bu sol kökenli ama sözde liberal yazarların, ABD gibi, dünyanın mukadderatında baş söz sahibi olan bir devletin başına Muhafazakâr, sağcı bir kişinin geçmesini istemeyecekleri tabiidir. Ancak bu kişiler -şu sıralarda Beyaz Saraydaki, Monica Lewinski’nin “anıları” ile ünlü “Oval Ofisten” pespaye pılısını, pırtısını toplamaya başlayan Bill Clinton”ın “adını Amerikan tarihine altın harflerle yazdırdığını” söyleyecek kadar, gözü kara iseler, çekin kuyruklarını! Aslında Clinton dönemi, -o da bir görüşe göre- ekonomide başarılı sayılabilir ama Beyaz Saray’da ve Amerika’da ahlakın seviyesini, alçaklıktan da aşağıya çukura sürüklemiştir. Bana kalırsa, ABD tarihi, Clinton’ı, değil başarılı Başkanların sırasına “altın harflerle” yazmak, külliyen unutmaya çalışacaktır! Kim kazanacak? 7 Kasım’da yapılacak seçimlere, aşağı yukarı daha üç ay var. İngiliz Başbakanlarından Harold Wilson’ın dediği gibi: “Politikada bir hafta bile çok uzun bir zaman” 3 ay zarfında dünyada ve Amerika’da neler olmaz! Bunun için de şimdiden kesin bir tahminde bulunmaya, iddialaşmaya -ve sonra da gülünç düşmeye- gerek yok. 1948 seçimlerinde, hemen hemen herkes, Harry S. Truman’ın rakibi Thomas Dewey’in kazanacağını kuvvetle tahmin ediyordu. Hatta ertesi günün gazetelerinin ilk baskıları da böyle çıkmıştı.. Oysa, gerçekte Truman kazandı! George W. Bush’un durumu -daha doğrusu kazanma şansları- aylar önce adaylığını ilan edeli beri, inişli-çıkışlı oldu. Ön seçimlerde, anahtar eyaletlerden New Hampshire’de Cumhuriyetçi rakibi John McCaine tarafından mağlup edildi ve o sıradaki kamuoyu araştırmalarında puanları düştü. Gerçi, neticede adaylığı elde etti ama mücadelelerdeki tavır ve tutumu yüzünden Kasım için olan tahmini puanları bir hayli düşmüştü. Sonra, geçen aylarda, çok ihtiyatlı davranarak ve konuşarak imajını düzeltti. Bugünkü kamuoyu araştırmalarında, muhtelif kategorilerde ve gruplarda -ve Kaliforniya ve New Jersey gibi Demokrat kaleleri hariç- hemen hemen bütün eyaletlerde rakibinden en az 6 puan ilerde gidiyor ve medyadaki en çetin karşıtları bile artık George W. Bush’un başkan seçilecegini kuvvetle tahmin ediyorlar. Richard Cheney’i, Başkan yardımcısı olarak seçmesi de tahminlerin aksine, lehinde oldu. Büyük Kurultay’daki gelişmelerde de -McCaine’in kuvvetli desteği, eşi Laura Bush’un özellikle eğitim konusunda yaptığı ve kocasının “Amerika’da hiçbir çocuk geri kalmamamalı” idealine ne kadar bağlı olduğunu belirten duygusal konuşması ve eski ABD Birleşik Kurmay Başkanları Heyetinin başı, zenci General Colin Powell’in yaptığı zengin içerikli konuşma ile kendisini kuvvetle desteklemesi- Bush’un puanlarını ve şansını çok yükseltti. Odak noktası: Eğitim George W. Bush’un programının odak noktası da “eğitim standartlarını yükseltmek”. Powell de konuşmasında, Amerika’da eğitim standartları, “hiçbir çocuğun, geride kalmamasını sağlayacak şekilde” yükseltildiği takdirde bugün Amerikan toplumunda görülen, uyuşturucu alışkanlığından suçluluğa ve şiddete kadar, bir çok mazarratın önleneceğini vurguladı. Cumhuriyetçilerin bu yılki çabalarında en önemli bir unsur da geçen yıllardan farklı olarak başta zengiler ve hıspanikler (İspanyol vs asıllılar), bütün “azınlık” gruplarını kucaklamaya çalışmaları. Bush kazanırsa Dışişleri Bakanı olacağı tahmin edilen General Colin Powell’e verilen önem de bu çabanın bir simgesi! Bu münasebetle, “azınlık” konusundaki, bir inceliği belirtmeliyim; Amerika’da “azınlıklar”, bazılarının ve AB’nin anladığı gibi, kanun veya andlaşmalarla, bazı imtiyazlara sahip veya sahip olmaları gereken özel etnik gruplar, değil. Burada “Azınlık” denilince, sadece sayıları daha az, Amerika’ya sonradan göçmen veya zenciler konusunda olduğu gibi köle olarak gelen ve getirilenler ve de kıtanın asıl yerlileri -kızılderililer- anlaşılıyor. Son konuşma Seçimleri en fazla etkileyecek olan başlıca faktör, Bush’un bu akşam Kurultayda yapacağı “adaylığı kabul” konuşması olacak. Bush, herhalde bu konuşmada, hem slogan hem de muhteva olarak benimsediği “Müşfik veya şefkatli muhafazakârlığın” ayrıntılarını anlatacak. Bu ayrıntıların, Kurultayda uzun müzakerelerden sonra kabul edilen ve geçen yıllara göre de daha fazla -tabir caizse- sola çekilmiş platformundan, özellikle kürtaj, silah kontrolü, eşcinsellik vs konularda daha yumuşak ve “liberal” olması muhtemel. Bu Partinin aşırı muhafazakâr kanadını memnun etmiyor ama politik bakımından şu bağlamda realist bir tutum. Gerçi Amerika’da, ilke olarak, şu sırada Muhafazakârlığa doğru belirli bir eğilim varsa da genellikle Amerikalılar, bu hususta da çok aşırılığa, aşırı sloganlar kullanılmasına karşılar. Hem, Amerika gibi çeşitli düşünce ve akımların olduğu bir ülkede herkesi memnun etmeye çalışmak, neticede hiç kimseyi memnun edememekle neticelenebilir. Bu durumda Bush ve kurmayları çareyi, orta yolda ve bazılarının çelişkili saydıkları bir kavramda bulmuş: “Müşfik Muhafazakârlık”, yeni, çağdaş muhafazakârlığın yeni adı! Çağdaş muhafazakârlık Yasemin Hanım herşeyden önce Bush’un tabirini “Merhametli Muhafazakârlık” diye yanlış olarak tercüme ederek, anlamını belki de kasten, dejenere etmiş. Ancak; “Merhamet” başka şey, “Şefkat” başka şey; arada fark var.. “Fazla merhametten maraz doğar” ama şefkatin fazlasından kimse zarar görmez! Cumhuriyetçilerin, şu bağlamdaki muratları “Müşfik “yani bağnaz ve çatışmacı olmayan, anlayışlı ve hoşgörülü muhafazakârlık. -ki her eve lazım- İki kelime, yan yana kullanılınca, kasten çelişkili gibi gösteriliyor ki aslında böyle değil. Zaten, bazı entellerimiz, ötedenberi, Muhafazakârlığı, yani toplumsal ve milli değer yargılarını korumak gibi aslında çok doğru ve gerekli olan bu inancı, “tutuculuk” diye bağnazlık olarak hor göstermeye çalışırlar. Bush, bakın bu muhafazkârlığı kısaca nasıl anlatıyor: “Vergileri azaltmak muhafazakârlığın gereğidir, ama bunu yaparken halkı tasarrufa teşvik etmek de şefkattir. Daha yüksek eğitim standartları koymak muhafazakârlıktır, ama hiçbir çocuğun geri kamamasını sağlamak ise şefkattir” ve daha da devam edebiliyor: “Canileri idam etmek muhafazakârlıktır, ama masum olup olmadıklarını düşünmek ve araştırmak da şefkattir.” Görülüyor ki bu “müşfik muhafazakârlık” Yasemin Hanım’ın anlamak istediği gibi ne bir yutturmaca, ne de “kim olursa olsun gel” nev’inden popülizm. Amerika çapında, asil ve varlıklı bir aileden gelen bir Başkanın çocuğu olan, hayatı, biraz inişli çıkışlı geçmiş olan (kırk yaşına kadar çok içki ve uyuşturucu kullanmak dahil, haylazca yaşadığını kendisi de itiraf ediyor). George W. Bush, kırk yaşından sonra tövbe edip, bütün kötü alışkanlıklarını bırakmış olarak, Teksas Valiliğini, seçimlerle, bilginin hakkı ile kazanmış ve olgunlaşmıştır. Yale Üniversitesi mezunu olmasına rağmen birinci sınıf bir entelektüel sayılmasa bile, şimdi dürüst bir kişiliğe sahiptir. Bundan sonra da, bugünkü kabul konuşmasından başlayarak, üç ay sürecek kampanyada, bu vasıflarını rakibi Al Gore’a karşı kanıtlamak zorundadır. Mihenk taşı dürüstlük ve tutarlılık olacaktır. Şahin Alpay, Gore kazanacak diye ısrar ederken “Türk dostu” olduğu için, Bush’un kazanmasını isteyenlere “boşuna sevinmeyin Al Gore’u tanımaya çalışın mesajı veriyor. Bence Al Gore’u tanımamıza zaman ve gerek kalmayacak! Ama politika bu! Dedim ya 7 Kasım’a kadar neler olmaz! Notlar Amerika’da Cumhuriyetçi Parti’nin simgesi fil. Demokrat Parti’nin de merkep.. Bu sembolleri aslında Thomas Nast adlı karikatürist 19. yüzyıl sonlarında her iki partiyi alaya almak için çizmiş ama sonraları her iki parti de kendi sembolleri olarak kabullenmişler. Bugün Philadelphia’da filden geçilmiyor. 14 Agustos’ta da Los Angeles’ta eşekten geçilmeyecek! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Devlet adamı yirmi yıldır ölmüş politikacıdır.” Harry S Truman
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86904
    % 0.12
  • 6.024
    % -0.27
  • 6.7249
    % -0.24
  • 7.6694
    % -0.11
  • 247.498
    % -0.51
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT