BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Camp David sonrası

Camp David sonrası

Camp David zirvesi görüşmelerinin çökmesi Ortadoğu’yu yeni bir belirsizliğe sürüklemiştir. Barış sürecinin geleceği tehlikeye düşmüştür.



Camp David zirvesi görüşmelerinin çökmesi Ortadoğu’yu yeni bir belirsizliğe sürüklemiştir. Barış sürecinin geleceği tehlikeye düşmüştür. Her iki tarafın şahinleri (aşırı uçları) yeniden su yüzüne çıkmaktadır. Zirve öncesi prestij ve güvenilirliği sıfıra doğru inmekte olan Yaser Arafat, zirve sonrası milli kahraman haline gelmiş ve düşmanları bile alkışlamıştır. KKTC’de Rauf Denktaş’a muhalefet çığ gibi büyüyüp, bir kısım Kısbrıslı Türk, Rum tezlerini desteklerken; Filistinliler görüş ayrılıklarını ve düşmanlıklarını bir kenara bırakıp Arafat’a destek verip adeta Arafat’ın şahsında bütünleşmişlerdir. ABD Camp David görüşmelerinin faturalarını Arafat’a keserek İsrail yanında açıkça yer alarak tarafsız olmadığını göstermiştir. Clinton, İsrail televizyonuna verdiği beyanatta, Filistinliler’i tek yanlı devlet ilân etmemelerini sert dille ve tehdit ederek istemiştir. Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezinin Ortadoğu uzmanı Judith Kipper Clinton’ın, Filistinlileri ve Arafat’ı sert şekilde suçlamasının tarihi bir hata, anlaşılamaz ve kabul edilemez olduğunu; Clinton’ın Arap dünyası için taşıdığı önemi koruyamamakla suçlamıştır. Filistinliler’le İsrail arasındaki 52 yıllık ihtilafın çözümü zordur. Bir evde iki aile düşünün. Her ikisi de kendine göre haklı gerçeklerle evin sahibi olduğunu söylüyorlar. Önümüzdeki günlerde görüşmeler yeniden başlayacaktır. Ama 5 konuda kesin hayır diyen Arafat’ın İsrail’e karşı taviz vermesi zordur. Arafat, bu tavizi Filistinliler’e kabul ettiremez ve hayatı ile öder. Ortadoğu’yu karanlık günler beklemektedir. Camp David’deki hüsran İsrail milletini sarstı, Filistinliler’le İsrail arasında şiddetli çatışmalar olabilir, ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşırsa ABD’nin İslam ülkelerindeki itibarı ciddi ölçüde zarar görür. İsrailli General Moşe Youlon, çatışmalar olursa ve zorda kalırsak helikopter ve tankları kullanırız demiştir. Arafat, Barak’ın güven oylamasında İsrail Başbakanı Ehud Barak’a güven oyu verilmesini istedi. Ramallah’da 2 bin kişi önünde konuşan Arafat; “Bütün Kudüs’ü istiyoruz. Sadece El Aksa Camii’ni, Kubbetü’s Sahra’yı veya Ermeni mahallesini değil... Yakında Filistin çocuğu Kudüs’te Filistin bayrağını sallayacak. Sizin desteğiniz sayesinde Washington’da kendimi güçlü hissettim...” demiştir. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, Arap dünyasının Filistin’e açık destek vermesini istedi. Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa, Mısır’ın, İsrail ile Filistinliler’in anlaşamaya varılmamış olsa bile bağımsız Filistin Devletini tanıyacaklarını açıklamıştır. Osmanlı 400 yıl Filistin ve Kudüs’ün muhafızlığını yaptı. Osmanlıyı yıkmak için Filistinler’le işbirliği yapanlar ise İngiliz ve Yahudiler katlettiler. İngiliz Generali Allemby Kudüs’te Salahaddin Eyyübi’nin mezarını tekmeledi. Biz tekrar geri geldik dedi. İngilizler 21 yıl sonra giderken İsrail Devletini kurup gittiler. 1967’de ise Kudüs’ün tamamını işgal ettiler. Cengiz Çandar, “Arafat, Kudüs, Türkiye...” başlıklı yazısında önemli bir noktaya temas etmiştir: “Ne Filistinliler, ne Araplar, ne Müslüman dünya; Arafat’a Kudüs üzerinde birtakım yönetim sorumlulukları karşılığında, Kudüs’ü İsrail’e terketme yetkisi tanımamıştır. Tarih, Arafat’a bu yetkiyi tanımamıştır. Arafat, kendine bu yetkiyi tanımamıştır... Tüm dünyanın gözleri, Kudüs’ün kaderi üzerindeyken Türkiye’nin tavrı nedir? Türkiye, yüz yıl (aslında 83) öncesine kadar Kudüs’ün tam 400 yıllık hakimi idi. Türkiye aynı zamanda bir (bölge ülkesi)dir. Bölgede (adil) bir barışın yapacağı, hiç mi katkı yoktur? Türkiye’nin Kudüs’e ilişkin bir tutumu, bir tavrı var mıdır; yoksa Ortadoğu’da İsrail’in yedeğinde eli kolu ve gözleri bağlı bir seyirci midir?”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT