BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Medyatik olmadan birşey olunmuyor

Medyatik olmadan birşey olunmuyor

“Bugünkü şartlarda ne olmak istersen iste, önce medyatik olmak zorundasın.” diyen sanatçı, bu üzücü durumun Türkiye’nin bir dar boğazı olduğunu, ama bir gün bu sıkıntıların da aşılacağına inandığını söylüyor



Onurlu bir insanım Herşeyden önce çok onurlu ve gururlu bir insanım ben. Dolayısıyla yalan, iki yüzlülüğü bir de yalakalığı hiç ama hiç kabullenemiyorum. Menfaat uğruna yalakalanmak kadar aşağı hareket göremiyorum. Bir de fikirlerimden asla taviz veremem. Annem okumuş biri değildi ama Osmanlı kadınıydı. Bizi çok özenle yetiştirdi. Herşeyden önemlisi de bize kimseye minnet etmemeyi öğretti. Şimdiki aklım olsaydı Şimdiki aklım olsaydı, insanlara bu kadar güvenmezdim. Herkese bu kadar çok inanmazdım. İnsanların sözlerini kabul etmeden önce biraz daha tartar öyle “peki” derdim. Bir de samimi söylüyorum, şimdiki aklım olsaydı, dini inançlarımı sadece inanmakla kalmaz çok iyi bir şekilde yaşamaya çalışırdım. Şimdi elime alıp okuyorum da, aslında bütün güzellikler İslamiyetin içinde. İslamiyetin içinde olmayan ise gerçekten çirkin olanlar. Ah şimdiki aklım olsaydı, bu kadar geç kalır mıydım ah. Sanatçı denilen şey Bu konuda kimseyi suçlamak istemiyorum. Ekonomik şartlar gereği, insanlar birtakım kurallara göre oynamak zorunda kalıyorlar belki. Ama bugünkü şartlarda ne olmak istersen iste, önce medyatik olmak zorundasın. O bakımdan gençlik de, ister istemez medyatik olmak için ne gerekiyorsa onu icra etmekten çekinmiyor. Çünkü iş bulacak para kazanıp geçimini sağlayacak. Herkes yaşamak zorunda, herkes hayatını kurtarmak zorunda. Bu Türkiye’nin zor boğazı, dar boğazıdır. İnsanlar para için, onurlarından, gururlarından ve hatta namuslarından taviz vermek zorunda bırakılıyor. Böyle bir ortamda nasıl sanatçı olunabilir ki? İnanmıyorum Dünyanın sonuna yaklaştığımız için aslında hiçbir şeyin tam olarak düzelebileceğine inanmıyorum. Çünkü dünya artık sona geliyor. O nedenle kıyamet alametlerinin daha da artacağına inanıyorum. birçok değerler yok oldu halen de yok olmakta. İnsanlık, terbiye, saygı, görgü gelenek gibi kelimeleri artık bilmiyor, kullanmıyor. Bunlar sanki sözlüklerde kaldı. Bu kadar umutsuz olmayı düşünmüyorum ama gerçekten dünyanın sona gittiğine inanıyorum. Belki çok sonlara doğru insanlar sevgi arayacak. Çok şeye kavuşacaklar ama insan denilen o kişilik kalmayacak. İnsanlar “insan” arayacaklar. Çok zenginlik, para pul, şan şöhret, mal mülk... Bunlar iyi şeyler güzel şeyler ama tek başına yaşanmışsa hiçbir önemi ve kıymeti yok ki... Para biriktirmek Geçenlerde sete gitmiştim. Sette birtakım olumsuz şeyler canımı sıkmıştı. Ertesi gün gittiğimde orada görevli bir arkadaş dedi ki: -Fatma’cığım neyin var ya? Moralin bozuk gibi. Ona dünkü olumsuzluktan falan anlatıp biraz dert yandım. Ne dese beğenirsiniz: -Ya Fatma’cığım, bu kadar dert biriktireceğine para biriktirseydin ya? İşte bu söz enteresandı. Gerçi o, bu sözleri şuurlu söylememişti ama paranın insandaki önemini belirtmek açısından çok manidardı. Ha demek ki ben sete taksiyle gelince bir başka oluyor, mercedesle gelince Fatma hanım oluyordum. Yahu para her şey midir Allah aşkına? Para dediğin nedir ki? Eğer paraya kıymet verseydim, yıllar önce kapımda ne mercedesler beklemeye hazırdı. Ama ben sanatçılığı tercih ettim. Gençliğe kızmayın hiç Gençliği çok seviyorum. Aslında gençlerimize doğru dürüst hiçbir şey öğretilmiyor. Çok yazık... Biz şimdiye kadar gençlerimiz için ne yaptık ki? Ne yaptık? “Buyurun size sahipsiz başıboş bir ortam, savaşın!” dedik sadece. Çocuklar üniversite kapılarına yığılıyorlar, her gün kavga her gün itiş kakış... Okullarda dersten başka herşey gençlerin sorunu haline getiriliyor. Bu gençler ne yapacak ki? Bu çocuklar acımasız bir savaşın ortasına atıldı. Ve hedef gösterildi. Okuyun köşe dönün, adam olun. Başa koşun. Paraya koşun... Bu kadar... Ama kimse bu gençliğe, “Saygı, sevgi, arkadaşlık, vefa, dostluk, merhamet...” gibi kelimelerden söz etmedi. Ve ortaya milyonlar içinde yapayalnız, gözlerini hırs bürümüş gençler çıktı. Bu savaşın zayiatı elbette olacaktı... İşte ortadaydı zayiatlar... Bunca esrarkeşler, bunca tinerciler, bunca intihar edenler vs... Çünkü onları hayata bağlayan inandıkları herhangi bir değer yoktu... Düşünün ki bu gençliğin hemen birçoğu boşlukta, sevgisiz bir ortamın içinde boğuşup duruyorlar. Bizim zamanımızda insanlar birbirine sevgi aşılıyordu. Şimdi açın televizyonu bakın. Sürekli o onunla savaşıyor, o onunla dövüşüyor. Öyle bir hale getirildi ki toplum. Önceden otobüse binerken herkes birbirine yol verme nezaketini yaşarken, şimdi herkes önce ben bineceğim diye birbirini iteliyor. Sonra ortam, güçlüye kalıyor. İşte her gün okuyorsunuz üç kuruşa akıtılan kanları ve cinayet haberlerini... Ama ben bu gençliği nasıl suçlarım? Oturun konuşun gençlerle... Onlar aslında diyaloğa hazırlar. O kadar açıklar ki konuşmaya... Yeter ki konuşun onlarla. Onlara değer verin. Göreceksiniz, onların herbiri aslında yine pırıl pırıl birer kalbe sahipler... Diyorum ki... Hayatımda diyorum ki insan gibi onurlu, gururlu, kimseye muhtaç olmadan sağlıklı, afiyetle geriye bir hoş seda bırakıp gitmek gerek. Tek istediğim budur. Allah’a dua ediyorum. -Allahım sen beni yarattın. Yarattığın kullarına beni muhtaç etmeden canımı al. Hayatımda hep istediğim budur. Ama çalışmak uğraşmak elbette lazımdır. Yaşamayı seviyorum, yaşantımı seviyorum, dinimi seviyorum, insanları seviyorum. Hayvanları tabiatı seviyorum. Çünkü ben bu dünyada varım. Belgen’den bir hatıra Ölmeyi beklediğim an Yirmibeş yaşındaydım. Mesleğimin zirvesinde olduğum dönemler. Ekonomik kriz sebebiyle seyirci bulamayan ve film yapamayan yeşilçam, birden bire seks furyasına girdi. Biz hop diye ortada kaldık. Dediler ki: -Sana göre rol yok artık arkadaş. Mümkün müydü? Çok gençtim. Çok saftım o dönemler. Hayata toz pembe bakıyordum. Sanatımda zirveye çıkacaktım. Karşıma ise böyle bir şey çıkmıştı. Ama ben bunu asla yapamazdım. Kabul edemezdim ve etmedim. Etmeyince de açıkta kalakalmıştım. Şimdiki gibi değildi o günler... Çevremiz belirli insanlardan oluşuyordu. Ama insan tabiatında var bu. Düşenin dostu olmazmış. Filmlerde rol almayınca etrafımdakilerin birer birer çekildiğini gördüm. En yakınlarımı bile bulamadım. Maddi yönden çok büyük dar boğaza girdim. Ben bir Fatma Belgen’dim. Gençtim, güzeldim. Şöhretliydim. Mercedesler kapıma gelip almaya, yine kapıma kadar bırakmaya hazır bekliyordu. İnsanlar para teklif ediyordu, yeni bir yaşam teklif ediyorlardı. Ama ben o yolu seçemezdim. Ben bir eşya değildim. Ben adımı satardım ama kendimi asla... Benim değerlerim vardı. Bu yol bana göre değildi. Neticede büyük sıkıntıya girdim. Geçinebilmek için evimin bütün eşyalarını sattım. Annemle gazetelerden kese kağıdı yaptık ekmek parası kazanmak için. O zamanlar naylon poşetler yoktu. Annem götürüp onları satıyordu. Peynir zeytin birşeyler alıp yiyorduk. Bu kriz bayağı sürdü. Ve bir akşam... Annemi de memlekete yollamıştım o günlerde. Hiç ama hiç aklımın ucundan geçmiyordu. Oturuyordum. Bir ara ilacım aklıma geldi. Teskin edici bir ilacım vardı. Avucuma bir tane dökecekken birden hepsi boşalıverdi şişeden. O an mantığımın yok olduğu an demek ki... Dedim ki kendi kendime: -Ne için yaşıyorsun ki? Hepsini birden attım ağzıma. Bir kutu da dolusu vardı evde. Onu da getirip yuttum. Kapıyı da kilitleyip yattım. Karanlıkta sürekli boşluğa doğru düşüyordum. Uykum var... uykum var... Uyuyorum uyuyorum... Geceleyin 24.00’de yatmıştım. Artık sabah olmuş, dokuz mu on mu ne. Derin derin kapı çalınıyor. Kalktım kapıyı açtım. Baktım kapıdaki ablam. Kucağında çocuğuyla birlekte duruyor. -A abla hoşgeldin. Sen otur benim uykum var ben yatıyorum. Yine yatağa zor attım kendimi. Saat akşamın 17.00’si olmuş. Ablam artık beni o halde bırakıp gidecekmiş. Bir ara dudaklarımın morardığını falan görmüş. O esnada yatakta doğrulup sormuşum: -İnsan niye ölmüyor abla? Eğer o halde ölseydim, intiharın o büyük günahıyla gidecektim. Rabbime ne kadar hamd etsem azdır. Neyse... “ Bu kadar zamandan beri ölümü bekliyorum, ama ölmüyorum” deyince ablam çığlığı basıyor: -Sen ne yaptın? -Ben bu ilaçları içtim. Son söylediğim buydu. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Eğer ablam gelmeseydi. Eğer o sesi duymasaydım, ölecektim... Gözümü açtığımda başımda bekleyen doktor dedi ki: -Değer miydi kızım? -Değmezdi. -Niye yaptın? -Bilmiyorum. Gerçekten şuurun yok olduğu andı.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT