BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Sevgi fedakârlık ister!”

“Sevgi fedakârlık ister!”

Nazif, bir bardak su alıp geldi masaya. Selim parmaklarını siyah, dalgalı saçlarının arasına geçirmiş, olanca gücüyle asılıyordu.



Nazif, bir bardak su alıp geldi masaya. Selim parmaklarını siyah, dalgalı saçlarının arasına geçirmiş, olanca gücüyle asılıyordu. - Şunu iç evlat! Bırakma kendini, ne oldu yahu? Güçlükle üç, dört yudum aldı bardaktan. - Benden ne istediğini bir bilsen ağabey!.. Bir bilsen... Nazif küçük gözlerini hayretle açtı, pala bıyıklarını tutup yukarı kıvırdı şaşkın bir şekilde: - Kim oğul, kim ne istedi senden, niye istedi, hele başından anlat şu işi... Selim başını iki yana salladı mahzun gözlerini kısarak: - Ona gittim ağabey... İskender Gülhan’a gittim, senin dediğini, Suna’nın dediğini yaptım. Gururumu cebime koyup gittim. Yüzümü kösele ettim gittim. Yalvardım adeta. Ölüyor dedim, gücüm yok dedim, yardım edin dedim... Nazif’in yüzündeki şaşkınlık hemen endişeye dönüşmüştü. Şimdi gözbebekleri tedirgin bir şekilde parlıyordu sanki duymak istemediği şeyleri duyacağını biliyormuş gibi... Selim güçlükle konuşuyordu: - Bana ne dedi ağabey biliyor musun? “Onun hayatından çık! Kızımı iyileştireyim” dedi... Ben... ben Esin’den vazgeçemem ki ağabey... Nasıl çıkarım onun hayatından. Ne yapmamı istiyor, Esin beni bırakmaz... Ben kendimden nefret ettirecekmişim. Beni terk etmesini sağlayacakmışım. Bir daha da gözükmeyecekmişim ortada... Ben.. ben... Ağlamaya başlamıştı. Nazif dudaklarını ısırdı. Elini uzatıp, başını masaya dayamış hıçkırıklarla sarsılan genç adamın omuzunu tuttu: - Toparlan bakalım evlat! Bu kadar yeter. Zaten görüldüğü gibi bütün gün ağlamışsın. Birazdan evine gideceksin, karın sormayacak mı bu halin ne diye? Topla kendini... Düşünelim. Elbet her şeyin bir çaresi vardır. Ama her şeyin vardır. Sadece bu çareler senin hoşuna gitmez, başkasının gider. Başkasının gitmez, senin gider. Bu işin de çaresi bulunmuş bana kalırsa ama sen hoşlanmamışsın bu çareden. Selim hayretle kaldırdı başını: - Ne yani, sen de onun gibi mi düşünüyorsun yoksa? - Ben sadece kurtarılması gereken gepegenç bir hayatı düşünüyorum evlat. Önce hanım kızın hayatı. Senin sevgin de sonra gelir, babasının zalimliği de sonra gelir. Önce o hayat kurtulacak. Bunu kafana sokmak zorundasın. Genç adam ayağa fırladı: - Benden karımı terk etmemi mi istiyorsun Nazif ağabey? Adam güldü anlamlı bir şekilde: - Evlat! Anlasana artık. Sen bu kızın hayatını kurtaracak güce sahip misin? Sevgin bu ameliyatın parasını ödeyecek mi? Ellerini kaldırdı Selim. Tavana bakıyordu öfkeyle: - Bir başka yol... Bir başka yol bulurum. Bulurum o parayı... Kahveci sert bir sesle bağırdı: - Ne söylüyorsun sen oğul! Kendi kendini kandırma... Nereden bulacaksın, kim verecek sana o parayı? Hayal kurma oğul! Hayal kurma artık. Biraz gerçekleri gör... Ağlayıp sızlanmak kurtarmaz o hayatı... Sevgi fedakârlık ister. Hem de büyük fedakârlık ister. Yok, eğer, bana yâr olmayacaksa kimseye olmasın diyorsan o başka ama sorarım, o zaman o zalim İskender Gülhan’dan ne farkın kalacak? Taş gibi kalakalmıştı Selim. Gözlerini kırpıştırarak baktı kahveciye. Yutkundu. Ama hiçbir şey söyleyemedi. Ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü. Nazif merakla bakıyordu ardından. Tam kapının ağzında durup geriye çevirdi başını. Sesi titriyordu: - Haklısın galiba Nazif ağabey... Sevgi fedakârlık ister... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95522
    % -0.53
  • 5.7128
    % -0.38
  • 6.3397
    % -0.4
  • 6.9378
    % -0.52
  • 276.48
    % -0.44
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT