BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlk izlenimler!..

İlk izlenimler!..

Transfer ayı... Mevsime giriş... İlk idmanlan ve ilk hazırlık maçları... Haftaya lig başlıyor!.. “Lige bir hafta kala”, takımlarımız nasıl görünüyorlar?



Transfer ayı... Mevsime giriş... İlk idmanlan ve ilk hazırlık maçları... Haftaya lig başlıyor!.. “Lige bir hafta kala”, takımlarımız nasıl görünüyorlar? Elbette “takımlarımız” derken, dilerdik ki, Birinci Türkiye Ligi’nin bütün takımlarına bir göz atalım!. Ne gezer? “Bizim” anlı şanlı medyamız için varsa yoksa Fenerbahçe - Galatasaray - Beşiktaş!. “Dostlar alışverişte görsün” misali “yarım yamalak” Trabzonspor; o kadar!. “Doğrudan” UEFA Kupası’na katılacak olan Gaziantepspor’u, Antalyaspor’u spor sayfalarımızda arayın ki, bulasınız! Geri kalanlar ise “hiç oğlu hiç!.” Sonra da “üç büyükler” kalkıp, Anadolu takımlarına yapılan bu açık haksızlığı ortaya koyanlara “bölücülük yapıyorsunuz” demezler mi; insan, ne cevap vereceğini şaşırıyor! “Hem suçlu hem güçlü” olmanın dikâlâsı değiller de, ya nedir bu “üç büyükçüler?” Lâfı uzatmadan, dönelim görüntülere!. GALATASARAY... Galatasaray, yönetim kurulunun çok yanlış adımları sebebiyle esen olumsuz rüzgârlara ve bu rüzgârların spor medyasında da “tam destek bulmasına rağmen”, takım olarak sezona ve lige “en hazır olarak giren” ekip hüviyetinde! Geçen yılki kadrosunu, “Hakan - Arif dışında koruyan, Avrupa’da da, Türkiye’de de golcü olarak zirvede bulunan iki futbolcuyu kadrosuna katan” sarı-kırmızılıların “en büyük hendikapı”, medyanın beklenmedik şekilde “olumsuz yayınlar yapması!.” Medya Galatasaray takımının ahengini, moralini bozacak her türlü yayını, “olayları büyüterek ya da uydurarak” yapıyor! Daha dün, Erman Toroğlu’nun “Galatasaray iki ay gider, sonra biter” gibi cümlelerle ortaya koyduğu “kehanet”, bence “tahminden çok öte”, ve de sadece “bir niyeti, bir temenniyi” dile getiriyor! Sonra da Toroğlu çıkıp “Ben neden Galatasaray düşmanı oluyormuşum, ne zaman Galatasaray’ı satmışım?” diye sorular soruyor! Eğer “hakem iken de”, bugün yaptığın “futbol yorumculuğundaki gibi tarafsız (!) davranmışsan”, söylesene bana “sevgili” Toroğlu, “Sen Galatasaray düşmanı değilsin de, nesin?” “Yedekleriyle beraber” 15’e yakın oyuncusu “Türkiye - Romanya ve de hatta Brezilya Millli Takımlarına çağrılan ya da çağrılmak üzere olan” bir ekip hakkında, “2 ayda biter” kehanetini söylemen için, anlaşılıyor haftalar süren bir “istihareye yatmış olmalısın!” Tebrikler! Galatasaray, “spor medyasının yıkıcı yayınlarından etkilenmez” ve futbolcular arasında “Okan’ın yaptığı yanlış gibi yanlışlar” yayılmazsa, bu sezon da ligin “en büyük favorisidir!” Avrupa Kupaları’nda da başarılı olacaktır! Zira, “mihrap yerindedir” ve de “cami” dimdik ayakta durmaktadır! Bir temennim daha var; inşallah “yönetimin yanlışları” takımın üzerine bir “kâbus gibi” çökmez! FENERBAHÇE... Fenerbahçe, “medya bakımından en şanslı takım olarak” sezona ve lige giriyor! “Fenerbahçe desteği ve adı”, medyanın “hiç sevmediği” Mustafa Denizli’yi bile birdenbire “medyanın en çok desteklediği teknik adamı” yapıverdi! Bu da, Fenerbahçe kefesine “lig için” önemli bir ağırlık getirmiş oluyor! İlk maçlar gösterdi ki; “transferler iyi!.” Uyum, “beklenenden daha önce sağlanacak gibi!.” Denizli usta, medyayı, motivasyonu ve de çok ünlenen “şansını” arkasına alırsa, “Fenerbahçeli taraftarlar sık sık meydanlara, sokaklara dökülecek” demektir! Bana göre, “Galatasaray’dan sonra şampiyonluğa en yakın takım!.” BEŞİKTAŞ... Beşiktaş, “geçen yıllara göre” daha iyi transferler yaptı! Çok büyük bir hocayı takımın başına getirdi! Yönetim “takım için, başarı için” ne gerekse, onu yapıyor! “Para” problem değil! Hava iyi... Moral iyi... Avrupa Kupaları’nda yakalanan “ilk başarı”, takımdaki uyumu da, “yenilerin çokluğuna rağmen” hemen sağlayıverdi! Peki, “lig şampiyonluğunda neden 3. sıraya koydum?” Zira, Rus Lokomotif Moskova’yı da elerse, ki bana göre rahat eleyecek, Beşiktaş’ın “hem ligi, hem Şampiyonlar Ligi’ni beraberce götürecek kadrosu yok!.” Yedek kulübesi, Galatasaray’a göre “çok noksan!.” “Şampiyonlar Ligi’ne kalınırsa kaliteli bir yabancı alınacak” vaadi de, “sözünü ettiğim boşluğu bir mevsim boyu dolduramaz!” Dilerim ki, Beşiktaş beni yanıltsın! Ve iki, hatta kupa ile beraber 3 cephede mücadele edebilecek ve başarıya ulaşacak bir “kadroya sahip olduğunu” ispatlasın! “Beşiktaş’ın başarısı için yok yok” sloganıyla yola çıkan ve bunun gereklerini yapmak için coşkuyla koşuşturan bir yönetim de “böyle bir ödüle” zaten lâyıktır! TRABZONSPOR... Gelelim, “eski göz ağrımız” Trabzonspor’a!. Ah şu yıkıcılar, bozguncular, muhalifler!.” Sizler olmasanız, Trabzonspor Türkiye’de ligi de, kupayı da kazanacak, rakiplerine 3’er, 5’er atacak, Avrupa Kupaları’nı toz duman edecek!. Ama bırakmıyorsunuz ki!. Dünya’nın en ünlü futbolcularını alacak başkan; aldırtmıyorsunuz! Dünya’nın en ünlü hocalarını getirecek başkan; getirtmiyorsunuz! “Yerlinin de yerlisi” sloganıyla çıktık yola, karşı çıktınız! “Yerlinin de yerlisi” ne kadar futbolcu varsa, gönderdik, gene karşı çıkıyorsunuz! Bıraktık Avrupa’nın büyük kupalarını, “İnter Toto Kupası’na bile giremeyecek duruma Trabzonspor’u getiren” sizlersiniz! “Trabzon şehri” ne ki? Bir büyük köy!. Parası yok, pulu yok!. İmkanı yok!. Antalya’daki bir tatil köyü kadar bile olamıyor! İşte onun için büyük başkanımız orada oturup, kulübü oradan yönetiyor! Buradaki mantığı bile anlamıyor bu yıkıcılar, bu bozguncular, bu muhalefet! “İşte”, Trabzonspor ve yönetimi “bu komik zihniyetten kendini kurtarabilir” ve “gerçekleri görebilirse”, globalleşen Dünya’da ve “futbolun geldiği noktada” bir safsatadan ibaret olan “yerlinin de yerlisi” sloganıyla vakit geçireceğine, “yönetimi uzaktan kumanda yerine Trabzon’a alabilirse” daha da önemlisi “Trabzon gibi bir kente hakkı olan değeri veren” bir kafayla yönetilebilirse, “başarının anahtarını” kaybettiği yerde bulmuş olacaktır! “Hınk deyicilerin değil, Trabzonspor’u Trabzonspor yapanların ve bir zamanlar başarıdan başarıya koşturanların sevgi ve saygı çemberi içine girecek yönetimleri iş başına getirebilirse, bordo-mavili bayraklar gene “coşkuyla sallanmaya başlayacaktır!” Trabzonspor’u “hırslar, ihtiraslar ve kendini en büyük ve vazgeçilmez sanma düşünceleri” yerine, Trabzon’a, Trabzonlular’a değer ve yer veren, yönetimde “ortak kabul eden”, birlik ve beraberliğin “başkalarına saygı göstermekle sağlanabileceğini bilen kişilere” teslim etmektir başarının ilk şartı! Mehmet Ali Yılmaz “bu rotayı bulabilirse”, Trabzonspor başarılı olabilir! “Olabilir” diyoruz, bir şartı daha var; “elbise Giray Bulak’a bol gelmemişse!.” Bu yıl transferlerde “daha dikkatli davranıldı!” Şu anda “hava iyi görünüyor!” Temenni edelim ki, bu hava daha da iyiye gitsin! Trabzonspor’un olmadığı bir şampiyonluk yarışı, “tıpkı Fenerbahçe’nin olmadığı” bir şampiyonluk yarışı gibi zevk vermiyor! Diliyoruz ki, “futbol takımı, yetenekli ve faydalı hatta uluslarası futbolcularla yeniden Dünya’ya açılırken”, kulüp ve yönetim “Trabzonlulaşsın!.” Titresin ve “Trabzonluluğa dönsün!” “Trabzon kentini küçük görenler” dışarı!.. Sergen Sonunda, ne yazık ki, “haklı çıkan” bizler olduk! “Efendim, herkesin özel hayatı kendini ilgilendirir, çıkıp topunu oynuyor ya!.” diyenler ilk darbeyi, Sergen’in “Onu koruyan ve kollayan, hiç kimsenin yüzüne bakmadığı zamanlarda milli takıma alan” Mustafa Denizli’ye “kin kusan” sözleriyle aldılar! Sergen’in “karakterini” nihayet anlamış oldular! İşte, o “çıkar topunu oynar” dedikleri Sergen’e bugün hiç bir kulüp kapısını açmadı; “çıkacak topunu oynayacak takım bile bulamıyor!” Ne oldu, kime oldu? Sadece ülkenin değil, hatta Dünya’nın “yaşayan en yetenekli oyuncularından biri”, herkes tarafından afaroz edildi, neden? Söz dinlemedi, nasihat dinlemedi de ondan! Bunları yapmak isteyenler, aslında Sergen’in gerçek dostlarıydı, onu bataktan kurtarmak ve sahalarda “kral yapmak” isteyenlerdi! O etrafındaki “iyi gün dostlarına kandı!” Onların tahrikleriyle “nasihat edenlere” TV TV, gazete gazete dolaşarak hakaret etti! Şimdi herhalde çok rahattır! Artık kumarhaneler, barlar, hipodromlar onun “tam mekanı olurken”; eleştiren, nasihat eden de olmayacaktır! “İyi gün dostları” bakalım daha ne kadar yanında olacaklar? Duyamıyorum; “Parası bittiği güne kadar mı?” Yoo... Yoo... Duymak da istemiyorum; çok yazık!. Neden? Özellikle Galasaraylılar’dan durmadan telefon ve faks alıyorum!. “Galatasaray’da olan bitenleri öğrenmek isteyenler” var! “Benim Galatasaray’la ne alıp veremediğimi” merak edenler var! İçlerinde divan kurulu üyeleri var! Eskiden yöneticilik yapmış olanlar var!. Spor yazarları var!. Taraftarlar var!. Defalarca yazdım, tekrarlıyorum: Ben Faruk Süren’i de, Mehmet Cansun’u da “sadece” medyadaki ve iş alemindeki yüzleri ve haberleri ile tanırım! Daha “henüz” el sıkışıp, bir “merhaba” demişliğim yoktur! Yani, “onlarla bir alacak vereceğim yoktur!” Benim meselem, onlar da değildir! Benim meselem, “bir gazeteci olarak” bir kamu yararına kuruluş olan, milyonlarca insanın “peşinden koştuğu” bir kulüp haline gelen Galatasaray’da “işlerin kamuoyuna açık bir şekilde ve şeffaf olarak yürütülmesidir!” Yani, “gerçeklerin”, sadece “gerçeklerin” söylenmesi, Galatasaraylılar’a, spor kamuoyuna “doğruların” anlatılmasıdır! Ben “yüzlerine adeta maske takmış insanların”, gerçek olmayan şeyleri “sanki doğrular söyleniyormuş gibi”, Galatasaraylılar’a, spor kamuoyuna anlatılmasına karşıyım ve bir “gazeteci olarak, bir spor yazarı olarak” doğruların, sadece doğruların su yüzüne çıkmasının peşinde koşmamdan daha tabii bir şey olamaz! Stad meselesi böyle oldu; “ben haklı çıktım!” Yüksek faizlerle, hatta off shore bankalarından alınan krediler ve Galatasaray Kulübü’nün düştüğü mali bunalım konusu dal budak saldı; haklı çıktım!. Bakkala, manava bile “haciz ve icra yolları açılacak” hale düşüldü; haklı çıktım!. Kulübe off shore bankalardan gelen para ve kredilerde Galatasaray yöneticilerinin şirketlerinden “girdi çıktılar yapıldı”; sorular soruldu, cevaplar istendi, ses seda yok; haklı çıktım!. TGS isimli bir finans şirketiyle yapılan sözleşmenin altından çıkan “yüz kızartıcı” ve “çok karanlık” gerçeklerle ilgili “tek kelimelik cevap bile” verilemedi; haklı çıktım! Nihayet, AİG ile yapılan ön anlaşmanın “ilk şekliyle, son geldiği nokta arasında” Galatasaray Kulübü lehine olan büyük fark, “eğer bizler konuya eğilip, ayağa kalkmasaydık”, sarı-kırmızı kulübün çok aleyhine olarak yürürlüğe girecekti, “teşekkür edileceğine” mahkemelere düştük; ama haklı çıktık!. Nihayet “AİG şirketi” diye lanse edilen ama “bir taşeron” olduğu anlaşılan “ara şirketin” tescilinin “Cayman Adaları’nda yapıldığı” iddiasını ortaya koyduk, “bu iddianın cevabını istedik”, hâlâ cevap yok; haklı çıktık! Elimde daha “yığınla iddia ve belge var!.” Hele hele bir tanesi var ki; “Galatasaray Kulübü’nün başına tam bir felaket gibi çöker!.” “CPA” ünvanlı, “dolar bazında yüksek maaş alan” bir kişinin yönetimi de, Galatasaray’ı da yakacak imzalı açıklaması!. Tüyler ürpertici!. Yazmıyorum, yazamıyorum! Ama, “Galatasaray’daki olayları su yüzüne çıkarmak, Galatasaray’ın kötü yönetildiğini ortaya koymak, Galatasaray’ı düzlüğe çıkarmak için mücadele edenleri”, mahkemelerle, disiplin kurullarıyla, “kesin ihraçlarla” baskı altında tutmaya ve “susturmaya” yönelirlerse bilmeliler ki, “bu belgeler de, bu gerçekler de”, hem “ilgili mercilere verilecek”, hem de “kamuoyuna açıklanacaktır!” Dilerim ki, “işi çığrından çıkarmazlar ve de yanlış attıkları adımlara yenilerini eklemezler!” İşte “bizim mücadelemiz” bu zihniyetledir! Sadece Galatasaray’ın değil, bütün kulüplerimizin, şeffaf, kanunlara uyan, yanlış yaptıklarında ve bu yanlışlar ortaya konulunca “özür” ile düzelten, bu yanlışları yinelemeyen, tüzüklerine saygılı yönetimler tarafından yönetilmesini istiyoruz! Yönetimlere “ben yaptım oldu” emrivakilerinin değil, “iyi niyetin, prensiplerin” hakim olmasını istiyoruz! Ve diyoruz ki; “Eğer Galatasaray Divan Kurulu ve Genel Kurulları sorumluluklarını ve görevlerini tam olarak yerine getirseydi, gerçekleri öğrenmek için gereken araştırmaları yapsa ve yönetimi buna zorlasa”, Galatasaray da, Süren yönetimi de bu noktaya gelmezdi! Hele hele Divan Kurulu? “Tarafsız olması”, gerçekleri araması ve tüzüğün emirlerini yerine getirmesi gereken Divan Kurulu!. Galatasaray’ı “hesabı bile tutulamaz hale gelen” bir borç batağında yüzdüren ama hâl⠓masallar anlatan” yönetime “Ne yapıyorsun” diyeceğine, “gerçekleri arayan” gazetecileri mahkemeye veren Divan Kurulu Başkanı’na açık bir sorum var; “Vicdanınız gerçekten rahat mı, beyefendi?” Olmadı, Denizli!.. Hem diyeceksin ki, “Ben kime öncelik verdimse, yönetim onu transfer etti!.” Sonra dönüp diyeceksin ki; “Federasyon benim mukavelem feshedilmeden, Şenol Güneş ile mukavele yaptı! Tazminatı ben değil, onlar ödemeli!.” Ben, “mukavele yaptıktan ve yüklüce bir para aldıktan” 2-3 ay sonra Fenerbahçe’ye gitmene ve milli takımı bırakmana karşı çıkmadım! Hatta, “seni ağır şekilde eleştirenlere” karşı dedim ki; “Hanginiz önünüze böyle bir imkân ve fırsat konunca reddedebilirdiniz?” Ama şimdi, seni kınıyorum! Zira, sen dahil cümle âlem biliyordu ki; “Fenerbahçe ile anlaştın!” İtiraf ediyorsun ki; “Milli takımın başında finallere giderken, Fenerbahçe’nin transferlerini yönlendirdin ve yönetime transferler yaptırdın!” Şimdi “180 derece çark edip”, Federasyon’a mukavelende olan tazminatı ödememek için, “kıvırtıyorsun!.” Bu sana yakışmadı! O federasyon ki, “sana yaptığı zamlar ve ödediği primler için” başı derde girdi!. Soruşturmadan geçti! Bu tazminatı ya sen, ya kulübün ödeyecek; başka yolu yok! “Ödemezsen”, işte o zaman asıl “Milli takımı yüzüstü bırakıp gitti, para için mili formayı sattı” diyenlerin haklı olduğu ortaya çıkar! Senin de “sadece bir yüzünün olmadığı”, her tarafa “aynı anda bakan” birkaç tane yüzün olduğu anlaşılır!. Bırak polemiği ve kaçamağı da “adam gibi borcunu öde!.” Öde ki, yarınlarda herkes sana güvenebilsin!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95522
    % -0.53
  • 5.7128
    % -0.38
  • 6.3397
    % -0.4
  • 6.9378
    % -0.52
  • 276.48
    % -0.44
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT