BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pazar yazıları

Pazar yazıları

Tatile alışamadık gitti. İlk mektebi bitirdiğimiz on bir yaşımızdan itibaren tatil nedir bilmedik zira! Tahsilimiz boyunca her yaz, eğitimle ilgili çeşitli kurslara gittik.



Tatile alışamadık gitti. İlk mektebi bitirdiğimiz on bir yaşımızdan itibaren tatil nedir bilmedik zira! Tahsilimiz boyunca her yaz, eğitimle ilgili çeşitli kurslara gittik. İki yüksek okulu hem çalıştık, hem okuduk. On senelik memuriyetimizin yarısı tahsille beraber geçtiği için, senelik izinleri ders çalışmaya ve imtihanlara ayırırdık. Yirmi seneye yaklaşan basın hayatımızda da hep aktif görevlerde bulunduğumuzdan, değil tatil yapmak, mesai mefhumu olmadan geceli gündüzlü çalıştık. Aktif görevden ayrılalı dört seneye yakın oldu ve bu süre içinde, ÇERÇEVE sütununda yazmaya gayret etmekteyiz. İdareden izin yapmamız isteniyor; iznin ne olduğunu, nasıl ve nerede yapılacağını bilmediğimizden bayağı bocaladık! Bir-iki sene yurt dışı görev alarak, kah Bosna’ya, kah Kosova’ya, kah Almanya’ya giderek, iznimi dizi yazılar hazırlayarak geçirdim. İlk defa, bu sene bir izin yapmaya kalkıştık, burnumuzdan geldi! Neredeyse her gün bir ölüm haberi ile uyandık. Bunlardan iki tanesi TÜRKİYE ailesine isabet etmişti. Edebiyat profesörü Dr. Abdülkadir Karahan ile Zirai Donatım’da on sene birlikte çalıştığımız ve sonra birlikte İHLAS ailesine intisap ettiğimiz gönül adamı, sevgili ağabeyim Emin Garbi Arvas Beyleri kaybetmiştik. Merhum Karahan Hoca ile yakın dostluğu, gazetemizin yazıişleri müdürlüğü görevini yaptığım ve onun da bizim gazetede yazmaya başladığı 1987 senesinde kurmuştuk. Daha önce de kendisini tanıyordum ancak, aramızda dostane bir ilişki yoktu. Daha açık söyleyeyim; Necip Fazıl Üstad’ın Büyük Doğu’sunda, Hoca’nın aleyhinde çıkan bir yazıdan dolayı da, kendisine kırgındım! Bir gün, yazısında dini bir konuyu işliyordu. Yanlış anlaşılmalara sebep olacağını tahmin ettiğim bir bölümü, kemal-i ciddiyetle çıkardım ve o şekilde yayınladık. Hoca, çıkan gazetedeki yazıyı okuyunca küplere bindi ve soluğu gazetede aldı. O vakitler, Kenan Akın Bey’le Ünal Sakman Bey üçümüz aynı odayı paylaşıyorduk. Hoca, bir hışımla odaya girdi ve hiç olmazsa karşısında en az Kenan Akın Beylerin yaşında bir adam bekliyordu! Yazılarla kimin ilgilendiğini sordu, Kenan ağabey beni işaret etti; büsbütün şaşırdı ve; ‘Bu çocuk mu, benim yazılarımı kesip biçen?’ diye sordu. Ardından kendisini anlatmaya başladı; gerçekten müthiş bir hafızası vardı. Yüzlerce Divan şiirini ezbere biliyordu. Bana dönüp dedi ki: ‘Sen nereden mezunsun? Bu dini salahiyyeti nereden alıyorsun; ben bu işin profesörüyüm!’ Kendisine, Yüksek İslam mezunu olduğumu söyleyince, birden celallendi ve; ‘Ben o mektepte Hadis-i şerif hocalığı yaptım, sen ne hakla benim yazımdan çıkarıyorsun?’ dedi. Baktım, iş olacak gibi değil; Hoca’nın benim izahlarımı dinlediği de yok; dedim ki: ‘Hocam! Bu sizin sorduğunuz sual vaktiyle sorulup cevaplandırılmıştı. Siz, binlerce Hadis-i şerifi ezbere bilebilirsiniz; biz de sizin ezbere bildiğiniz bu Hadis-i şeriflerin ne manaya geldiğini biliriz!’ Arkasından, kitabını yazmış olduğu Fuzuli’den birkaç beyit okudum. O, Nef’’den cevap verdi, biz Baki’den devam ettik. Çok hoşuna gitti. Bunları da sizin kitaplarınızdan öğrendim deyince mestoldu ve; ‘Şimdi oldu, barıştık, seninle anlaşacağız!’ dedi. Hep birlikte Kalyon’a balık yemeğe gittik. Eski adamların kavgaları da mertçe, yiğitçe idi; yeni yetmelerin sevgilerinden (!) bizarız zira! Nur içinde yatsın.. Not: Ölümü ve onda visale eren sevgili Emin Garbi Arvas Ağabey’i, önümüzdeki Pazar yazısında kaleme alacağız.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT