BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İstanbul büyürken

İstanbul büyürken

Altı-yedi yüzyıllık İstanbul haritalarında “İstanbul” denen yer Haliç’in iki tarafındaki sahadır. Bugünkü adlarıyla kuzeyde Galata-Beyoğlu; güneyde Eminönü-Sultanahmet...



Altı-yedi yüzyıllık İstanbul haritalarında “İstanbul” denen yer Haliç’in iki tarafındaki sahadır. Bugünkü adlarıyla kuzeyde Galata-Beyoğlu; güneyde Eminönü-Sultanahmet... Zaten 1453’te fethettiğimiz şehir de bu bölgede değil miydi? Üsküdar bile “İstanbul” değildi. İstanbul’un fetih macerasını karşı kıyıdan 53 gün boyunca seyrettiği için “bir ulu rüyayı gören” komşu şehirdi. Fetihten sonra önce Üsküdar “İstanbul” oldu. Ve yavaş yavaş “İstanbul” büyüdü. Asırlar boyunca “İstanbul”umuzu gösteren haritalarda üç parçalı bir şehir vardı. Boğaz’ın doğu yakasında “Üsküdar” da deniliveren Anadolu yakası, Boğaz’ın batısında ise Rumeli yakası... Rumeli yakasının ortasında Haliç, ve yine taa o en eski iki bölge: Galata-Beyoğlu ile Eminönü-Sultanahmet... Asırlar böylece geldi geçti. Sonra Boğaziçi köyleri birer birer “İstanbul” oldu. Yazlamaya gidilen Kozyatağı, Küplüce, Beykoz, Sarıyer, Kanlıca hergün gidilip gelinen semtler makamına oturdular. “İstanbul” büyüdü. Son yarım asır boyunca ise, adeta Anadolu şehirleri birer birer ayaklanıp geldiler, İstanbul’a bir tarafından yapıştılar. İstanbul şimdi dört bir yanına parça parça Anadolu şehirleri yapıştırılmış bir acayip yerleşim merkezidir. On yılda bir yeni bir parça ilâve oluyor sanırım. Artık İstanbul’un haritasını yapmak da kolay değil! Şehir genişledikçe genişledi, 3 parça değil, 33 parça oldu. Parçalar İstanbul’a nüfus ve nüfusa bağlı olarak bina, araba ilâve etti, ediyor. Ya İstanbul bu parçalara ne veriyor? “Taşı toprağı altın” diye kalkıp gelmişti onlar, altın bulamadılarsa da iş ve aş buluyorlar, işte hepsi o kadar... Doğan çocukları “İstanbullu” oluyor. Topkapı Sarayı’nı yahut Sultanahmet Camii’ni gezmemiş. “İstanbullular” oluyorlar. Şairin: O mânâyı bul da bul İlle İstanbul’da bul İstanbul, İstanbul... diye inlerken yüreğinin orta yerinde hissettiği mânâları bulduklarını, hatta öyle mânâları aradıklarını sanmıyorum. Acaba mutlu mudurlar? Geldiklerine pişman mıdırlar? Mutsuz iseler kabahati İstanbul’da mı bulmaktadırlar? Peki ne olacak? İstanbul büyümeye devam edecek. Vakt-i zamanının 3 parçalı şehri 40 parçalı yamalı bohça olacak. Tek parti iktidarı yıllarında yaşayanlarımız anlatır. Fukaralık yüzünden, köylülerin ayaklarına giydiği şalvarlar o kadar fazla yama vurulur olmuş ki, şalvarın esas kumaşı hangisiydi, anlaşılmazmış. Düşünün, bir şalvarın üzerine 20 çeşit yamalık bez dikili... İstanbul da dört yanına teyellenen yamalar çoğaldıkça böyle mi olacak? Esas şehir hangisiydi diye anlamak için tarihî haritalara mı başvurulacak? “İstanbul neresi?” diye düşünür mü olacağız? Yamalar esas kumaşı kuşatmaktadır. Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Dairesi’ni gezerken de bir “yama” görerek irkildim. Biliyorsunuz, orada asırlardır, 24 saat aralıksız Kur’an-ı Kerim okunur. Yahya Kemal’in, bunu öğrendiği günün heyecanlarını, duygularını anlattığı “Topkapı Sarayı’nda Bir Gün” makalesini lütfen tekrar okuyunuz. Rehberinin açıklamalarını naklettikten sonra der ki: “Yavaş yavaş sesin geldiği pencereye yaklaştım. Baktım, yeşil, yemyeşil, ruhânî yeşil bir daire. Pencereye arkasını çevirmiş bir hafız, öteki âleme dalmış bir ruhun istirahatiyle okuyor, diğer bir hafız da gözlerini yummuş tesbihini çekerek bekliyor... Ben de sesin geldiği yöne baktım. Kapının yanıbaşında polis kulübesi gibi bir cam kulübe. Yeşilden vazgeçtik, sarı ışık da yok! Loş bir hücre. İçinde bir hâfız sandalyede oturuyor. Kahve iskemlesinde imiş gibi oturuyor. Durdum, epey bir müddet seyrettim. Önündeki küçük masanın üzerinde Kur’an-ı Kerîm ve mikrofon vardı, okuyordu. Yüzü bize, ziyaretçilere dönüktü, arasıra gözgöze geliyorduk. Birkaç defa sarığını çıkarıp başını kaşıdı, sıvazladı. “Öteki âleme dalmış bir ruhun istirahati” içinde değildi; sıcaktan, kalabalıktan bunalmış bir vaziyet gösteriyordu. İrkildim. Hırka-i Saadet Dairesi’ne bu “yama”yı nasıl yaptınız? O muhteşem mekânın maddesiyle de, mânâsıyla da tezat teşkil eden, o iğreti polis kulübesinin oraya yakıştığına gerçekten inanıyor musunuz? Gidiniz, bir kere daha bakınız. Hırka-i Saadet’in tavanlarına, duvarlarına, pencerelerine, kemerlerine, orada sergilenen eserlere ve bir de kapının kenarına kondurulmuş, “hâfız mahfili” olan polis kulübesine bakınız. Yama İstanbul’un mimarî üslûbu mu oldu?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86748
    % -0.06
  • 6.0271
    % -0.22
  • 6.7299
    % -0.17
  • 7.6725
    % -0.07
  • 247.727
    % -0.42
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT