BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bunu nasıl yaparsın Selim?!.”

“Bunu nasıl yaparsın Selim?!.”

Suna sorgu dolu gözlerini dikmişti Selim’in yüzüne. Bir cevap, bir açıklama beklediği belliydi. Genç adam yutkundu ...



Suna sorgu dolu gözlerini dikmişti Selim’in yüzüne. Bir cevap, bir açıklama beklediği belliydi. Genç adam yutkundu: - Ben... ben buradan gideceğim Suna... - Anlamadım.. Gidecek misin? Şaşkınlıkla dolu bir tebessüm yayıldı yüzüne: - Nereye, neden? Esin bu durumdayken nereye gideceksiniz? Delikanlı derin bir nefes aldı. Konuşmakta zorlandığı belliydi: - Ben yalnız gideceğim. Esin kalacak... Bu iş yürümeyecek. Ben baş edemiyorum. Bu kadar sıkıntıya katlanamayacağım artık! Suna hayretler içindeydi. Dili tutulmuş, gözlerini açmış, öylece bakıyordu neler olduğunu anlamak için çaba sarf ederek. - Bir başka memlekete yerleşeceğim. İstanbul’da yaşayamayacağım. Genç kız susmuştu. Bu kararın gerçekten verilip verilmediğini anlamak ister gibiydi. Nedenini merak ediyor, arkadaşlarının yaşadığı büyük sevginin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. - Ama... diye kekeledi. Ama neden? Ne oldu ki? Selim gözlerini kaçırarak cevap verdi: - Onu sevmediğimi anladım. Belki bir hevesti, geçici bir şey... Hasta olduğu zaman daha iyi anladım. Sonra kendini savunmak istermiş gibi ekledi: - Bana kızma, anlamaya çalış lütfen... Kendimi düşünmek zorundayım... Bu konuda yardımcı ol bana, rica ediyorum senden... Uzun zamandır mücadele ediyorum. Duygularımı tahlil etmeye çalışıyorum ama kararım kesin. Ne istediğimi artık biliyorum. Suna öfkeyle baktı onun yüzüne. Elleri titriyordu. Dudakları kenetlenmiş gibiydi. Yüzünün hatları gerilmiş, her zaman gülen gözleri buğulu bakmaya başlamıştı: - Bunu nasıl yaparsın Selim? O kızın hayatını allak bullak ettin. Hiç mi acımadın, hiç mi düşünmedin? Cevap vermedi genç adam. Sakin olmaya çalışıyor, kendi kendine telkin ediyordu. İçinden haykırmak geliyordu: - Hayır, onu seviyorum, onun yaşaması için mecburum böyle davranmaya... diye... Ama bir tek kelime bile dökülmedi dudaklarından. İfadesiz bir yüzle baktı genç kıza. Omuzlarını silkti. - Ben şimdi onu eve götüreceğim, ondan sonra da gideceğim. Sen açıklamasını yapıver lütfen. Suna öfkeyle kalktı yerinden: - Bunu benden nasıl istersin? Diye haykırdı... - Asla söyleyemem böyle bir şeyi. Gel, mademki böyle bir karar verdin, kendin açıkla. Sana yapabileceğim tek şey o anda yanında bulunmaktır Esin’in. Çünkü o zaman bana ihtiyacı olacak. Sonra dişlerinin arasından tükürür gibi fısıldadı: - Çok zalimmişsin. Seni adam sanmıştım. O kadar mutluydu ve o kadar çok seviyordu ki seni... değmezmişsin böyle bir şeye, zaten ona layık değilmişsin sen... Hızlı adımlarla arkadaşının muayene edildiği odaya doğru yürüdü. Selim dudaklarını ısırmış bir şekilde baktı arkasından. Kırmak, dökmek, her yeri parçalamak geliyordu içinden. Kendine hakim olarak koltuklardan birine çöküp bekledi. Neden sonra muayene odasının kapısı açıldı. Esin tekerlekli sandalyede çıkartıldı dışarıya. Gözlerinin altı çökmüştü. Az ileride, bekleme salonunda bekleyen kocasını görünce aydınlık bir gülümseme belirdi yüzünde: - Ah! Selim, yine korkuttum seni değil mi? Ama bir şeyim yok. Bebeğimiz çok yaramaz olacak, şimdiden beni bu hallere düşürdü yaramaz! Suna ile göz göze geldi genç adam. Fakat onun gözlerindeki öfkeyi görünce tedirgin olarak hemen bakışlarını kaçırdı, zoraki bir gülümseme ile baktı karısına. Önden yürümeye başladı. Ayakları titriyor, adımlarını güçlükle atabiliyordu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT