BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünden Bugüne Su Medeniyeti - 5 -

Dünden Bugüne Su Medeniyeti - 5 -

İstanbul’da çeşme ve sebil mimarisinin 400 yıllık geçmişinden geriye ne kaldı? Acı gerçek, ayakta kalabilen bu sebillerin hiçbirinin bugün banisinin dilediği gibi hizmet vermediği..



Suya hasret şehir İstanbul su şehridir. Bu payı dört bir yanının suyla çevrili olmasından dolayı haketmiyor. Geçmişte her köşe başında suyu gürül gürül akan çeşme ve sebilleriyle su şehriydi İstanbul. Osmanlı’nın İstanbul’da binlerce çeşme ve sebil yaptırdığını görüyoruz. Oysa çeşme ve sebil mimarisinin 400 yıllık geçmişinden geriye bakımsızlık ve harabe bir durum kalmış. Asırlardır çeşme ve sebil mimarisinin en güzel örneklerinin ortaya konduğu İstanbul’da suyla barışık sebil veya çeşme görmek bir hayli zor. Sebiller dükkân oldu Bazıları boş bir halde kaderine terkedilmiş, birçoğu da hiçbir özen gösterilmeden ve rastgele tadilatlar yapılarak lokanta, büfe, çay ocağı, gazete bayii, depo ve matbaa gibi her daldan mesleğe hizmet veriyor. Mübarek gün, kandil ve bayramlarda sebilllerden çamlıca suları ve şerbetler akıtılırdı. Yeni bir sebilin açılışında da şerbet dağıtmak güzel geleneklerden biriydi. Bir yol üstünde bir cami duvarına sığınmış yahut bir çarşıda boynu bükük ve mahzur olarak önümüze çıkıveren mermer gövdeli kurşun kubbeli saçaklı, sebillerimiz. Ve yolcuların yüreğini serinleten su... bir zamanların güler yüzlü, şirin dilli güzellerinin çoğu yok olup elden gidiyor. Sebiller, yapıldıkları döneme göre, Klasik Dönem (1496-1708), Lale Devri (1708-1728), Barok Rokoko tarzı (1728-1829), Ampir tarzı (1829-1896) olarak sınıflandırılmıştır. Bakır taslar Eskiden kalaylanmış bakır taslar vardı, bunlara kupa denirdi. Bu kupaların veya tasların kulpları bir zincire bağlı olur, çeşmenin uygun şekilde önüne asılırdı. Bunların bardak şeklinde olanları da kullanılırdı.. Taşınan yapı Hamidiye Çeşme ve Sebilli, Alemdar Mahallesi ve caddesi, Zeynep Sultan Camii köşesinde yer alan Barok tarzındaki Abdülhamit Han 1 Sebili (1777) tarihinde yaptırılmıştır. 1912 ve 1915 yıllarında 4. Vakıf Hanı’nın inşası için Bahçekapı’dan bugünkü yerine nakledilmiştir. 1953’te Anıtlar Derneği tarafından cami ile birlikte onarım görmüştür. Sebil bugün ilgisizlik ve farklı maksatla kullanımının acısını yaşıyor. Gülhane Parkı’nın karşısında bulunan Hamidiye Sebili, Barok örneklerinin güzel örneklerindendir. Ortada yuvarlak planlı bir sebil iki tarafında simetrik çeşmeleri bulunmaktadır. Sebil eski yerinde iken, şekerci Hacı Bekirzade merhum Muhiddin Efendi tarafından halka kandillerde şerbet, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında da soğutulmuş su verildiği 1191 tarihli vakfiyesinde yazılıdır. Sebil fonksiyonuna uygun kullanılmamakta, çeşmelerin suyu akmamakta olup bakımsız ve harap durumdadır. Neredeyse kaybolacak Ayasofya Sebilleri, Ayasofya Külliyesinde iki adet sebil bulunuyor, bunlardan biri avlu içinde yer almaktadır. Asıl görkemli sebil dış avlu duvarının güneybatı köşesinde Bab-ı Hümayun Caddesi’nin başında Sultan III. Mehmet Türbesi’nin bitişiğinde olup caddeye bakmaktadır. 17. asırda Sultan İbrahim tarafından yaptırıldığı belirtilen sebilhanenin, kesin olarak hangi tarihte ve kim tarafından inşaa edildiğine dair kesin bir bilgi yoktur. Ancak bazı kaynaklara göre yapım tarihinin (1640 ve 1648) olduğu ifade edilmektedir. Klasik dönem Türk Sanatı’nın sade ve zarif ölçülü özelliklerine sahip sebilin dört penceresinin altında üçer su verme aralığı bulunuyor. Üzeri geniş ahşap bir saçak ve kurşun kaplı bir kubbeyle örtülüdür. Cadde seviyesinin yükselmesi sonucu görüntüsü bozulacak biçimde aşağıda kalmıştır. Ayasofya Sebili, 1960’lı yıllarda Belediye Zabıtası Turizm Merkezi olarak kullanılmış. Sonraki yıllarda büfe olarak kiraya verilen sebil, halen büfe ve çay ocağı olarak kullanılmaktadır. Valide Sultan hayratı Mihrişah Valide Sultan Sebili, Bostan İskelesi sokağı üzerinde, Mihrişah Valide Sultan imareti ve Hüsrev Paşa Kütüphanesi arasındadır. 1794 yılında imaret ile birlikte inşa edilen Mihrişah Valide Sultan sebili Türk Rokoko üslubunun en güzel örneklerinden birisini oluşturmaktadır. Orijinal şebekeleri günümüze kadar sağlam olarak kalabilen sebilin iki yanında birer çeşme bulunuyor. III.Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan’ın hayır işlerini çok seven birisi olduğu belirtiliyor. 16 Ekim 1805 tarihinde Topkapı Sarayı’ında vefat eden Mihrişah Valide Sultan, büyük bir cenaze merasimi ile sağlığında yaptırdığı türbesine defnedilmiştir. Altıgen mimari Muradiye Sebili, Sirkeci Hocapaşa’da Hüdavendigar ve Orhaniye caddelerinin kesiştiği köşede yer almaktadır. Daha önce Mirmiran Mehmet Paşa tarafından inşa ettirilmiş olan sebilhane, kısa süre padişahlık yapan V.Murat adına 1876’da yeniden yaptırılmıştır. Bir tarafında çeşme, diğer tarafında muvakkithane bulunan altıgen planlı sebil, beş pencereli ve dökme demir şebekelidir. Kubbesi kurşun kaplı olan sebilin şebekelerinin bir kısmı sökülmüş ve kesilmiş durumdadır. Mimari olarak klasik tarzdaki yapı İstanbul’un en güzel sebillerindendir. Sebilhane diğerlerinde olduğu gibi amacının dışında kullanılmaktadır. Sebilci Yusuf Ziya Ortaç Akşamın bu alaca saatinde: Güneş, bir ağacın son dalında son yaprak... yaaa Hak! Yunus Emre’nin iniltisi dilinde, Ucu baltalı teberi elinde, Meşin kırbası boynunda geçer... Pirinç musluğundan bütün mahalle teselli içer Doldurup içi ‘Rabb-i yesir’ yazılı tasını, Ve masalların gözüyle seyreder elindeki baltasını O... Hızır Aleyhisselam’dı belki de... Ahşap sokakların loşluğunda gitgide Gölgelere karışarak sır olurdu. Sesi cumbalarda, kafeslerde solurdu... Onu tanırdı her evin kapısı, Kadınların rüyasında: Kara sakallı, iri yapısı! Çocukların kursağında: Dua sinmiş suyu... Ve beşiklerin kulağında bir fısıltı: Uyuuu... Sebilci dede geliyor, uyu! Türbe ve sebil Gazanfer Ağa Sebili, Unkapanı (Bozdoğan) Kemeri’nin haliç tarafında, Atatürk Bulvarı ve Kovacılar Caddesi’nin birleştiği köşededir. Medrese, sebil, türbe ve ufak hazireden müteşekkil Gazanfer Ağa Külliyesi’nin bir parçasıdır. Sebilhane, külliye ile birlikte, Sultan II. Mehmet’in kapıağası ve hasodabaşısı Gazanfer Ağa tarafından yaptırılmıştır. Mimar Davut Ağa’nın mimarbaşılığı döneminde (1591) yılında yapıldığı belirtiliyor. Sekizgen planı olan sebilhanenin, beş cephesinde pencereler bulunmaktadır. Kubbesi çift olup, iç kubbe basık, dıştaki ise yarım kubbeden daha yüksektir. 1942-43 yıllarında Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından restore edilerek, 1945’ten itibaren Belediye Müzesi, son birkaç yıldan beri de yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı, Karikatür Müzesi olarak kullanılan Gazanfer Ağa Külliyesi, kısa süre önce Osmanlı Araştırmaları Vakfı’na tahsis edildi. Sebilhane şu anda boş durmaktadır. Devam edecek
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT