BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zirvede bunalım

Zirvede bunalım

Hükümetin, imzalanmayan KHK’yı ikinci kez aynen Köşk’e sunması ve Cumhurbaşkanının da Başbakan’a randevu vermemesi devletin zirvesinde boyut kazanan kavganın net belgeleridir. Bu arada Ecevit’in sözleri Cumhurbaşkanını yetkilerini de tartışmaya açacaktır..



Bu sözler dün Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Başbakan Bülent Ecevit tarafından sarf edilmiştir: -”Sayın Cumhurbaşkanı şu sıra benimle görüşme eğiliminde olmadığını, gereğini görmediğini söylemiştir.” -”Kendisi KHK’yı uygun bulmasa bile aynen imzalamak zorundadır.” -”İçine sindiremiyorsa Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkı vardır.” -”Cumhurbaşkanı yargı yetkisini kullanamaz.” -”KHK için Cumhurbaşkanına yetki verilmemiştir.” Evet 40 küsur yıldır devlet hayatında olan deneyimli Ecevit aynen bunları söylüyor. O Ecevit ki devlet adamı adabı ve de zarafette bir harikulade insandır. Şimdi bu gibi konularda abartısız “model” olan Sayın Ecevit bütün bunları söylüyorsa, orada belli ki ciddi bir “bunalım” var demektir. Başbakan’a randevu Hâlâ anlayabilmiş değiliz; Anayasa’ya göre yürütmenin başı olan bir Başbakan’a Cumhurbaşkanı nasıl randevu vermez ya da her Perşembe günü var olan rutin randevuyu nasıl iptal eder? Cumhurbaşkanlığı makamı bir şirket yönetim kurulu başkanlığı mıdır ki “kızdım, küstüm, istemiyorum” deyip kepenkler indiriliyor. Bu olay yani randevu konusu bize göre KHK’dan da önemlidir. Keşke Sayın Ecevit dün bunu hiç açıklamasaydı da bu görüntü ortaya çıkmasaydı. Dün tanık olduğumuz bu durum açıkçası gelecek için beni fevkalade korkutmuştur. Böylesine bir konu için köprüler atılıp randevular iptal ediliyorsa, gelecekte devlet zirvesinde kavga hiç eksik olmayacak demektir. Anlamakta zorlandığımız “yetkilerim fazla” diyen Sayın Sezer’in neden böyle bir tavrı takındığıdır? Hatırlayın siyasi kan davalılar olan rahmetli Özal ve Demirel bile bu tür bir görüntüye hiç girmemişti. Demirel Özal’ın terörle ilgili çağrısına tereddütsüz koşmuştur. Oysa bugün Sayın Sezer’le Sayın Ecevit arasında böylesi bir kan davası ya da gerginlik yoktur. Tersine sayın Sezer Sayın Ecevit ile koalisyonun diğer ortaklarının rızası ve onayı ile o koltuğa oturmuştur. Gelelim KHK’nın bundan sonraki seyrine? Başbakan ve hükümeti, “Cumhurbaşkanının imzalamama” gibi bir yetkisinin olmadığının altını çiziyor. Dahası, Ecevit imzanın geciktirilmesi ihtimalini aklına bile getirmek istemediğini söylüyor. Şimdi muhtemelen Cumhurbaşkanının böyle bir yetkisinin varlığı ya da yokluğu tartışılmaya başlanacaktır. Bitmedi, buna ilaveten Sayın Sezer’in de talebi ileri sürülerek Cumhurbaşkanlığının yetkileri de olabildiğince tırpanlanmak istenebilir. Sonuç ne mi olur? Muhtemelen imzalanıp konu Anayasa Mahkemesi’nin onayına sunulacak. Peki bütün bunların galibi ya da mağlubu kim mi olacak? Bize göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti kaybedecek ve hatta çıkan bunalımla şimdiden kaybetmiştir. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın “bölücülük” ve “irtica” gibi konuları muhtevasında bulunduran bir kararnamede bu tarzda köprüleri atması bu ülke adına ciddi bir bühtandır. Ecevit neden ısrarlı? Sayın Sezer’in kararnameyi geri çevirmesinde hukukçu kişiliğinin payı elbette vardır. Buna ilaveten kendisiyle çelişmeme ve rüşt ispatı da kuşkusuz rol oynamıştır. Ama keşke iş bu biçime sokulmasaydı.. Keşke Sayın Sezer çekincelerini MGK’da ortaya koyup devletin zirvesinde bu tür bir görüntüye sebep verilmeseydi. Sayın Sezer diyorum zira Cumhurbaşkanı hem MGK’da, hem de her zemin ve şartta “hakem” yani bunalımı çözen insandır. Geçmişte bu hep böyle olmuştur. İşte Sayın Demirel 28 Şubat sürecinde o hakem konumuyla darbeyi önlemiş ve yumuşak geçişi sağlamıştır. Oysa bugün Cumhurbaşkanı bunalımın oluşması ve de tırmanmasında bizatihi taraf görüntüsündedir. Sayın Cumhurbaşkanımıza arzımızdır: Ne olur kendisine şaklabanlık yapan gayesi malum kişilere kanmasın. Onlar akıllarınca surda gedik açmayı hesaplıyorlar, onlara imkan vermesin. Hem Cumhurbaşkanlığı makamı mücadele ve kavga yeri de değildir. Sayın Sezer belli misyonları icra ve mücadeleyi hedefledi idiyse Cumhurbaşkanı değil, Başbakan olmalıydı, yani başka bir ifade ile siyasete girmeliydi. Peki Sayın Ecevit bilinen üslubuna ve kendi seçtirdiği Cumhurbaşkanına karşı neden mi bu kadar katı ya da ısrarlı? Daha önce de yazdık: Bu işin perde gerisi var. Devletin KHK’ya ihtiyacı eldeki bilgilere göre “olmazsa olmaz” noktada. İhtiyaca göre ısrar da var... Bir başka şey Sayın Ecevit araba devrilmesin diye uğraşıyor anlamıyor musunuz?.. Son sözümüz: Bunalım özlemcilerine bayram yaptırılmasın, devletin zirvesi hem de hemen kolkola girsin...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT