BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yobaz

Yobaz

Moliere’in ünlü bir oyunu vardı. Tartuffe. 1949 senesinde şair Orhan Veli Kanık, dilimize çevirmiş ve oyun 1949 yılında oynanmış.



Moliere’in ünlü bir oyunu vardı. Tartuffe. 1949 senesinde şair Orhan Veli Kanık, dilimize çevirmiş ve oyun 1949 yılında oynanmış. Daha sonra, aynı eser, S.Sâmi ve Kemâl Küçük, çevirisiyle ve Mürai adıyla Şehir Tiyatrosu’nda birkaç yıl oynandı. Gelelim bu oyuna..Oyunu kimin çevirdiği belli değil. Evvelâ şunu sormak istiyoruz. Böyle bir oyuna ne gerek vardı? Amaç, bir yobaz kimliğine karşı duyulan kollektif nefrete uymaksa, gerek yok. Sanat yönetmeni olarak Aziz Rutkay’ın başında bulunduğu AST’ın İstanbul’da oynadığı bütün oyunların hemen hemen hepsini izlemiştik. Ama, samimiyetle ifade edelim. Bu oyunun metnini, yönetmenini, dekorunu ve sanatçıların tümünü yetersiz bulduk. Moliere’in Tartuffe’ü, bu oyunda, bir Yobaz kimliğine girmiş. Her tür inanç ve düşüncede olanların bile sevemeyeceği, benimseyemeyeceği bir “adam” olmuş. Çok zayıf, anlamsız, mesnetsiz bir oyun; belki de muhayyelemizde yaşattığımız Yobaz’dan daha seviyesiz...Oynanışa gelince..Oyun, yıllardır hayranı olduğumuz Ortaoyunu üslubuyla sahneye konulmak istenmiş. İstemek, başarmak için pek de yeterli olmamış. Mâlumdur. Ortaoyunu’nda bir giriş vardır. Prolog denilen bu bölüm, Zurnanın kısa gösterisinden sonra Pişikar gider. Elinde pastal denilen şakşakla gelir ve oyunu açar. Bu oyunda bu görev Dudu rolüyle Fulya Koçak’a verilmiş. Genç sanatçı, mümkün olduğu kadar anlaşılır bir üslupla oyunu anlattı. Daha sonra, Ortaoyunu’nda olduğu gibi, evvelâ Kavuklu ve Kavuklu Arkası “meydan” geldi. Bu oyunda da rol alan diğer sanatçılar göründüler. Sıkıcı bir oyun. Nükteden kahkahadan vazgeçtik, bir tebessüm bile bulunmadığı zorakî bir komedi.. Oyunu kimin çevirdiği meçhul. Gelelim sahne tasarımına. Ortaoyunu’nda bildiğimiz anlamda dekor yoktur. Yenidünya denilen 3 veya 4 levhadan oluşan bir mekân. Bazan ev, bazan dükkân olur. Bu oyunda, sahne tasarımı, sahnenin arkasına, belirli aralıklarla sıralanmış panolar... Ve “uyarlayan/yöneten” Metin Balay’ın anlatımı. Oyunun bir yerinde Pişikar, Dudu, birilerinin ellerinden tutarak, sırayla bu panoların, bir tarafından giderler, öbür tarafından çıkarlar. Daha sonra, Balay, Ortaoyunu’nda ve Karagöz oyunlarında çok kullanılan bir şey yaptı. Oyunun düğümünü çözmek için yapılan iş..Sahnenin ön tarafında bir elbise askısı vardır. Ve Pişikâr Dudu Hanım kızımız, oyunda önemli yeri olan BİRİNİ, elbise dolu bu askının arkasına gizleyerek Yobaz’ın konuşmalarını dinletir. Ve “oyunun” düğümü de böylece çözülmüş olur. Bütün bir toplumun nefretini kazanmış olan bir Zorakî Yobaz tipi AST’a ne kazandırmıştır. Böyle bir “toplum düşmanı”nın kimliğini, yapısını, seyirci Metin Balay’dan çok daha iyi bilir. Ziya Paşa’nın bir beyti aklımıza geldi. “En ummadığın keşfeder esrar-ı derûnun, Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanarsın.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT