BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünden Bugüne Su Medeniyeti -6-

Dünden Bugüne Su Medeniyeti -6-

Birçok cami, medrese, imaret, han, hamam, su kemerleri, köprüler, çeşmeler gibi bütün yapılarda o büyük insanın imzasını görmek mümkün.



Yıkılmadı ayaktalar!.. İstanbul halkına yüzyıllardır su akıtan çeşmeler, sebiller, suyu taşıyan kemerler bugün de ayakta. Ama biraz ilgi bekliyor hepsi bu kadar. Dağlar, taşlar, uçan kuşlar, su olmadan olmaz. Allı turnalı, kınalı keklik, mor sümbüllü tabiat, ince belli karıncalar, su olmadan olmaz... Bizanslılar tarafından yapılan su kemerleri, Osmanlı döneminde yeniden elden geçirilmiş ve yeniden yapılmıştır. Kemerburgaz gibi suyu şekerden tatlı, buzdan serin pınarların olduğu havaliden şehrin ortasına kadar kemerlerle su akıtılıyordu. 2. Abdülhamid Han, Kemerburgaz sularını fond borularla taşıdı. Hazneler ve terfi istasyonları ile modern su şebekesinin temelini attı. Bu sular şehrin içine dağılmış onlarca hatta yüzlerce çeşmeden akıtılıyordu ki bunlara Hamidiye çeşmeleri denir tabiiki bu suya da Hamidiye Suyu. İstanbul’a kilometrelerce uzaklıktan su getiren kemerler görkemli yapıları ile de dikkat çekiyor. Şehrin dört bir yanını süsleyen dev su kemerlerinden bazıları şehrin trafik probleminin çözümü de önemli yer tutuyor. Kemerburgaz kemerleri İsmiyle anılan Kemerburgaz’da, Uzun Kemer ve Güzelce Kemer diye iki kemer bulunmaktadır. Uzun kemer, Mimar Sinan’ın yaptırdığı kemerlerden biridir. Kemerburgaz’ın bin 500 metre kadar kuzeybatısındaki bu kemerin uzunluğu 716, yüksekliği 26 metredir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış, 1564 yılında tamamlanmıştır. Güzelce Kemer, yine Kanuni Sultan Süleyman devrinde Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Kemerburgaz’ın güneyindeki Cebeci Köyü’nün bin 500 metre kadar doğusundadır. Uzunluğu 170, yüksekliği 27 metredir. Mimar Sinan Köprüsü Büyükçekmece ile Mimar Sinan arasında ulaşımı sağlayan köprü, İstanbul’a 36 kilometre uzaklıktadır. Kanuni Süleyman Zigetvar seferine çıkarken, bu köprünün yapımını başlatmış 2. Selim zamanında 1566-1567 arasında yani 1 yılda tamamlanmıştır. Köprü, döneme mührünü vuran Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Kaynaklara göre Kanuni Sultan Süleyman’ın 73 bin 853 akçeye bu köprüyü yaptırdığı belirtiliyor. Köprünün yapımında 35-40 bin metreküp taş kullanılmış ve bunlar birbirlerine eritilmiş kurşunlarla bağlanmıştır. 635 metre uzunluğunda, 7.17 metre genişliğinde dört ayrı köprünün birleşmesinden meydana gelen köprü, 1987 yılında Büyükçekmece Belediyesi tarafından onarılmış, karayolları köprülerinin devreye girmesiyle trafiğe kapatılmıştır. Mimar Sinan Köprüsü’nün fotoğraf çalışmasını yaparken geçirdiğim kazada felç durumu atlatmıştım. Ancak yeniden ayağa kalkıp karınca kararınca bu tarihi eserlerin çalışmasını tamamlamak nasip oldu. Cenab-ı Hakk’a binlerce şükürler olsun. Unkapanı Kemeri Şehzadebaşı ile Fatih arasında, Aksaray’dan Unkapanı’na giden yolu kesen bu kemer Kırk Çeşme, Valens Kemeri ve Bozdoğan, halk arasında ise Unkapanı kemeri diye biliniyor. İstanbul’un orta yerinde sayılan kemer eskisi gibi su taşımıyor. Ancak şehrin trafiğine hizmet ediyor. Yerebatan Sarnıcı Turistlerin en büyük ilgi odaklarından birisi olan Yerebatan Sarnıcı, Eminönü ilçesinde Sultanahmet’tedir. İmparator 1. Lustinianos (527-565) tarafından yaptırılan ve bazilika sarnıcı da denilen bu kapalı su sarnıcı, tahminen 542’den sonra inşa edilmiştir. Sarnıcın içinde 336 adet sütun bulunmaktadır. Her sırada 28 tane olmak üzere 12 sıra sütun, tuğla kemerlerin taşıdığı tonozları desteklemektedirler. Bu sütunların başlıkları korint üslubundadır. Ayrıca üzerlerinde impost başlıklar da yer almaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin restorasyon çalışması sırasında içindeki suyu alınan sarnıcın sütunlarından bazılarının devşirme malzeme olduğu anlaşılmıştır. Yapılan onarımlar sırasında sarnıcın güneybatı köşesinde, boyları kısa gelen sütun gövdelerinin altlarına yerleştirilen büyük boyutlu Medusa (Gorgon) başlarının, geç antik çağda bir İstanbul anıtını süslediği, bu anıttan sökülerek, sarnıçta kullanıldığı anlaşılmıştır. Binbirdirek Sarnıcı İstanbul Adliye Sarayı’nın üst tarafında küçük bir meydanın altında yer alan bu sarnıç, Yerebatan Sarnıcı’ndan sonra şehrin ikinci büyük su hazinesidir. İmparator 1. Constantinus döneminde, Roma’da yeni kurulan Konstantinopolis’e göç ettirilen senatörlerden Philoxenus’un sarayının sarnıcı olduğu sanılmaktadır. Türk dönemi başlarında bu sarnıçta su bulunmadığı tahmin edilmektedir. İçinde uzun süredir su bulunmadığından, kaynaklardan anlaşıldığına göre, 19. yüzyılda burası ipek ipliği işleyenler tarafından atölye olarak kullanılmıştır. Etrafı kalın duvarlarla çevrili 64x54 metre ölçülerindeki bu sarnıcın içinde 224 sütun yer almaktadır. Tonozlar ve kemerleri taşıyan sütunlar, üst üste yerleştirilmiş iki gövdeden meydana gelmiştir. Bunların aralarına dışa taşkın şekilde bir bilezik yapılmıştır. Sütun başlıkları işlemesiz olup, piramit biçimindedir (impost). Dolayısıyla sütunların devşirme malzemeden olmayıp, özel olarak yapıldıkları anlaşılmaktadır. Türk döneminde adı Binbirdirek olarak anılmaya başlanmış olup, bu adın “çok” manasına gelen “Binbir”den, ya da sütunların üstüste bindirilmiş olmasından, “Binbir”den geldiği düşünülmektedir. Yüksekliği 12.5 metreyi bulan sütunların 5 metreye yakın kısımları toprağa gömülüdür. Sütun gövdelerinde çok sayıda Grekçe harfin varlığı dikkat çekmektedir. Bu harfler sarnıcın inşasında çalışan taşçıların işaretleri olduğu sanılmaktadır. Çukurbostanlar kültürün hizmetinde Bizans döneminde yapılan çukurbostan İstanbul’un büyük su haznesi veya havuzlardan ikisi de Fatih sınırları içinde bulunmaktadır. Biri Yavuzselim, diğeri ise Kocamustafapaşa semtlerindedir. Osmanlı döneminde Çukurbostan olarak adlandırılan bu sarnıç, İmparator 1. Anaztasios tarafından (hd. 491-518)’de yaptırılmıştır. Bizans döneminde içi bostana dönüşmüş olan Mokios Sarnıcı, Osmanlı döneminde de bostan olarak kullanılmıştır. Zaman içinde kamyonların park alanı haline gelen ve mezbeleliğe dönüşen çukurbostanlar, şu anda eğitim kompleksi haline getirildi. Son söz Tarihi yapılar bir bir yeraltında kalarak veya tahrip olmak suretiyle kayboluyor. Oysa yeni çağın insanlarına bu harabe haldeki tarihi yapılarımızı ortaya çıkartarak hizmete açmak en güzel hizmetlerden olsa gerek!.. İşin reklan bölümüne kaçmadan iyi ve hayırlı işleri yapmalı, zira bizim insanımız ortaya konan güzel hizmetleri takdir etmesini bilecek kadirşinaslıktadır. Belediyelerimizin de bu konuda üzerine düşeni yapması gerektiğine inananlardanım. Bu konuda tek tek görüşlerini açıklamamın mümkün olmadığı, yaptıkları işlerle örnek olan belediye başkanlarını başarılı çalışmalarından dolayı canı gönülden kutluyorum. Duyarsız, ilgisiz ve kayıtsız kalan diğer belediyelerin de ilçe ve beldelerindeki tarihi yapılara sahip çıkması dileğiyle hoşçakalın. S.K. -Bitti-
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT