BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Aşk, ilk anlamıyla kişinin ruhunu sarsıcı, benliğinden vazgeçirici sessiz haykırışın adı. Peki “modern” ile “aşk” ın birbirine uyumu nedir, bu iki zıt kavram birbiriyle anlaşır mı? Ünlü Fransız düşünür Edgar Morin “Aşk, Şiir, Bilgelik” adlı eserinde aşktan söz etmeyen kültürler var mıdır, sorusuna “evet vardır” cevabını veriyor..



Modern aşk üzerine Aşk, ilk anlamıyla kişinin ruhunu sarsıcı, benliğinden vazgeçirici sessiz haykırışın adı. Peki “modern” ile “aşk” ın birbirine uyumu nedir, bu iki zıt kavram birbiriyle anlaşır mı? Ünlü Fransız düşünür Edgar Morin “Aşk, Şiir, Bilgelik” adlı eserinde aşktan söz etmeyen kültürler var mıdır, sorusuna “evet vardır” cevabını veriyor.. Morin, aşkı romanlarla sınırlandırarak, “ aşk romanları olmasaydı aşktan söz edilemezdi” diyor. Burada aşkın varlığını söylenmeyende ortaya çıktığını görüyoruz. Söz söylendiğinde aşkın anlamı artık kalmıyor. Yine bir Fransız olan teolog Jacgues Ellul, “Sözün Düşüşü” isimli eserindeyse çağımızın imaj çağı olduğundan, sadece görünenin gerçek olduğu imgesinden yola çıkarak “söz hakikattir, imaj gerçeklik” tabiriyle modern zamanda hakikatin gerçekliğin yerini tutamayacağından bahsediyor. İşte burada Morin’in,” aşkı yapan, onu kuran, kuşatan ve yalanı, yanılsamayı, hakikâti dile getiren sözdür” sonucuna varıyor. Bu bağlamda bir başka Fransız düşünüre, Roland Barthes’e başvuralım. Barthes, “Aşk Söyleminden Parçalar” kitabında “gerçekliğe” ışık tutmuş. “Seni seviyorum” sözünün aşka atıf olmadığını, âşık olunan kişiye bu sözün belirtilmesi o kişiye söz ile aşkımızı bildirmiyoruz. Bu bir aşk bildirimine yol açmıyor, ilk söylenenin durmadan yinelenmesine sebep oluyor. İlk açılım geçince “seni seviyorum”un hiç bir duygu, mantık anlamı artık kalmıyor. İlk sözün gizemi onu hoş gösteriyor, basit yinelemelerden öteye gidilmiyor. Burada modern zamanların netameli kavramı “öteki” ve “ötekilik” sorunu ortaya çıkıyor. Yapısalcı Faucault ötekinin sessizlik olduğunu bildirerek bilinmeyenden ve gizemden yola çıkıyor. Kişideki ben duygusu iyiliği özümsediğinden karşıdaki sürekli kötü olarak konumlandırılıyor. Bu da birbirinin her zaman çatışması sürecini beraberinde getiriyor. Günümüzün hızlı bireyselleşme ortamında “ötekilik” belirgin bir farklılık ortaya çıkarıyor. Kişi kendi özünde aynılığı yaşadığı için ötekiyle farklı kutuplara kayıyor. Katı bir bölünme dönemi başlıyor, bu da beraberinde kendine aşıklığı getiriyor. Ben, ulu, yüce,güçlü; öteki aşağı, güçsüz, aciz... Tüm bunların sonucunda toplu bütünlük, teklik, sadece “o” anlayışı önemini yitiriyor. İçinde geleneğin geçmediği aşk, aşk olmaya vakit bulamıyor. Ruhun dinlencesi ölüyor. Çünkü modern olan “an” ı oluşturuyor. Aşk artık ulviyetini yitiriyor, derinleşmek değildir bundan sonraki kaygısı, sığ bir geçişle diğerinden diğerine koşuyor. Morin’de aşk söylenmeyende değil söylenende var. Ellul da “söz”ün anlamı kalmamıştır. O halde modern zamanda ve/veya modern olanda aşk yoktur. Sadece söylem olarak önümüze sunulur, sahteci ve ikircikli... Onun haz görünümü vardır. Onda tatminsiz kalp ile ruhun acı çekişmeleri hissedilir. Bu hayvanî duygu olarak insana yansır. Önümüze aşk olarak sunulan, bu çapı olmayan duyguda sevgi ile nefret, iyi ile kötü yanyana yürürler. Hayatı da sözü de reddeden modern aşk ve onların sahte kuramcıları bize şimdiyi yaşamamız için dikte ederler, sonu meçhul olan şimdiyi... Barthes’e geri dönersek şimdiye kadar “arzu”, “tutku” olarak tanımladığı aşkı farklı bir söyleme dönüştürüyor. Günümüzün söylem çağı olduğundan yola çıkarsak “aşk” söylemde gizli kalıyor. Ellul’a hak vermemek mümkün mü? Söz düştü, aşk sözle birlikte kayboldu. Gerçeklik anlamını yitirdi, aşk, tarihsel bir olgu olarak önümüzdeki kitaplarda sıkışıp kaldı. Fransız düşünce adamları aşka dair fikirler üretirken biz de aşka Fransız kalmanın derin iç çekişini yaşıyoruz. Ne ki, adam sen de, buna modern zaman der geçeriz. *Süha KIVANÇ Aşk elinden Yûnusum nice yanar, Ah bu aşk elinden, ah! Bülbüller etmede zarar, Ah bu aşk elinden, ah! Yandı hep Şirin, Ferhat, Mecnun bulmadı rahat Hicranım kat kat, Ah bu aşk elinden, ah! Yolum yollara pusu, Kandırmaz içimi su, Yok bir huzur kokusu Ah, bu aşk elinden, ah! İşte bütün manzara, Düştüm feryada zora Merhem tutmuyor yara Ah, bu aşk elinden, ah! Dinmez içimin zarı Vurur hep hasret narı Oldum bir balsız arı Ah, bu aşk elinden, ah! *M. Necati Bursalı Zehra Dört temmuz salıydı o acı günümüz, Gönlümüze doldu sonsuz bir hüzün Dünyaya veda etti hakka kavuştu Şehitlik mertebesine ulaştı Yirmi bir yaşında girdin mezara Genç yaşta yaradın kötü nazara Haktan gelen emir, insan nasıl dayanır Bu acıya yürek nasıl katlanır Haktan gelen emre razıyım yok çaremiz Bizlere şefaat eyle şefaatini bekleriz Seni emanet ettik emin ellere Yürek dayanmadı öyle kedere Seni unutamayız hep içimiz yanıyor Bu ayrılığa gönüller dayanmıyor. *Zehra ARPACI / İSTANBUL Sevda mı? Adın düşmez hiç dilimden Çocukluğa veda mıdır? Elin sökülmez elimden Acaba bu sevda mıdır? Senle çiçek başka açar Güneş nuru başka saçar Yalnızlıklar benden kaçar Acaba bu sevda mıdır? Sen ki, benim mutlu anım Sabahları kızıl tanım Sevgi kaynar iki yanım Acaba bu sevda mıdır? İsmi cismi ne dediğim Kalbimden silemediğim Adını da bilemediğim Acaba bu sevda mıdır? *Lâtif KARAGÖZ / ÇORLU Özgür Olmak Özgür olmak... Canının istediğini elde etmek değil, Özlediğine kavuşmadır... Bazen aç, bazen susuz kalmak, Huzur bulabilmek yapayalnızken... Denizlerde boğulmak, Mavilere dalıp düşünmektir -Ama hiç düşünmediklerini- Sevdiğini değil, seni seveni düşünmek Bir ağacın gölgesinde Sınırsız uyuyabilmek Rüyanda özlem duyduğun herşeye Yer verebilmek yüzündeki tebessümle... Ve parayla değil parasız yaşamak; Başkasıyla paylaşmak aşı Aynı sofrada dertleşmek bir yabancıyla Yüzünde hep aynı tat, dudağında Aynı ifade Gözlerinde bir hüzün özlem dolu Acı bir nem Sen şimdi özgürsün *Burcu KAYNAK İSTANBUL Yollar Gide gide bitmez bu yollar Sulara gölge düşürmüş ağaçlar Sevenlere mekân ıssız diyarlar Bak sonu gelmiş bitiyor bahar Ağaçlardan düşen sarı yapraklarla Daireler oluşuyor, durgun sularda Âşıklar buluşmuşlar, girmişler kolkola İsterim devam etsinler, ebedi yollarına... *M. İzzet KILIÇ / UŞAK Hüzün Bugün, yarın mevsimlerce hüzün Boğazımda düğümler İstasyonlarda birikip Raylarda akıyor Düşüncelerim Esaret altında gözyaşlarım Yanaklarımla buluşmuyor Her şey gözlerimde Ama kimse okuyamıyor Dilsiz düşüncelerim Gün gün Yol yol izliyor Peşimi bırakmıyor hüzün İçimde bitmeyen bir yolculuk Varmak istediğim yerse dün... *Zeynep ARSLAN Dünya Bu dünyanın tapusu yok Sonsuzluğa kapısı yok Ölümsüz hiç yapısı yok İdrak eyle anla gönül Ecel gelir burdan şurdan Yel sepeler; kar, yağmurdan Zor ırmak, çaydan, çamurdan Geçemezsin anla gönül Kimi şanslı yatağında Vardığı son durağında Şehadet can otağında Haktan selâm anla gönül Ölümsüz tek canlısı yok Bir nefesin fazlası yok Cennetteki Burak’ta çok Hikmet vardır anla gönül *Nihayet AĞÇAY / İSTANBUL O’na işaretler var Şekillerde, desende, O’na işaretler var. Fikirlerde lisanda, O’na işaretler var. Dağda, taşta, toprakta, Dalda, gülde, yaprakta, Çölde, gölde, ırmakta, O’na işaretler var. Varlıkta ve yoklukta, Açlıkta ve toklukta, Teklikte ve çoklukta, O’na işaretler var. Bilsen de, bilmesen de, Görsen de, görmesen de, Var ve ya yok desen de, O’na işaretler var. *Durdu ŞAHİN / ÇORUM
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT