BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TALİBAN GERÇEĞİ - 1 -

TALİBAN GERÇEĞİ - 1 -

Taşlı ve bol çukurlu yollardan geçerek tam 12 saat sonra başkent Kabil’e geliyoruz. Kabil’e girdiğimiz zaman hayrete düşüyorum. Tam bir harabe şehir. Her taraf yerle bir olmuş... İnanamıyorum.



Harabe ülke... Afganistan’ın Rus güçlerine karşı savaşı, her şeyin dengesini bozmuştu.Yıkılamaz denilen Sovyetler Birliği dağılmıştı. Kazanılan bu destan Afganistan’da iyi değerlendirilememiş kardeş savaşının başlangıcı olmuştu. İç savaş sonrası ekonomik alanda zayıflayan Afganistan, siyasi alanda tam bir çöküntü yaşadı. Bugün Afganistan’ın yüzde 95’ini elinde tutan Talibanlar ve yüzde 5’ini kontrolnde bulunduran muhalefet arasında halen çatışmalar devam ediyor. Bir tarafta Talibanlar’ın lideri Molla Ömer, diğer tarafta ise muhaliflerin lideri Mesut Rabbani bulunuyor... Dünyanın birçok devleti Rabbani yönetimini tanıyor. Ama ülkenin yüzde 95’ini elinde bulunduran Taliban’ı muhatap kabul etmiyor. Biz de Afganistan’a giderek “Dünya niye bunları tanımıyor? Bunlara niye Taliban deniyor? Bundan sonra Afganistan’ın geleceği ne olacak?” sorularına cevap arıyoruz. İslamabad’dan Afganistan’a Afganistan’a gitmek için hazırlığımızı tamamlıyoruz. Ama önümüzde hayli zorlu prosedürler var. Önce İstanbul’dan Pakistan’ın başkenti İslamabad’a uçuyoruz. Afganistan’daki Taliban yönetimini tanıyan birkaç ülkeden biri olan Pakistan’daki Afganistan elçiliğine vize için başvuruyoruz. Yanımda mihmandarım olduğu halde... Gerekli belgeleri doldurup yetkiliye veriyoruz. Görevli evraklara bakarak, “Şimdi olmadı. Size vize veremeyiz. Çünkü siz gazetecisiniz!” Kendimce bildiğim bütün yolları deniyorum. Ama nafile.. Bir sürü uğraştan sonra konsolosla görüştürülüyorum. Bereket versin, konsolos derdimi anlıyor ve bize vize vermeyi kabul ediyor. Yolculuk başlıyor Kara yoluyla önce Pakistan ve Afganistan arasındaki özel bölge şehri olan Peşaver’e gidiyoruz. Peşaver’de şu anda Teksas öncesini andırır manzara var... Peşaver ile Afganistan sınırı arasındaki serbest bölge için Pakistan makamları bize özel izin belgesi ve silahlı koruma veriyor. Serbest bölgede silah satışları yasak değil, aynı zamanda yabancılara saldırıların bol olduğu bir yer. Bu bakımdan Pakistan buradan geçmek için koruma ve özel izin belgesini mecburi tutuyor. Yaklaşık bir saatlik araba yolculuğundan sonra sınıra geliyoruz. Sınırdan sonrası Afganistan. İnsanlara bakıyorum...Erkeklerin hepsi sakallı ve üzerlerinde Afganistan’ın şalvar ve entariden oluşan mahalli giysisi... Kafalarında ise sarık veya takke. Ben de Afganistan’a gitmeden önce sakal bırakmıştım ve saygı icabı kafama takke giymiştim. Ama buna rağmen yabancı olduğum her halimden belliydi. Etrafımdan geçen insanlar gözlerinden beni ayıramıyor. Hemen hepsinde de Müslüman olduğumu hissetmişçesine sevgi dolu bir bakış var. Onun için içimde herhangi bir korku veya en ufak bir şüphe yok. İnsanların bakışları ve duruşları Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını getiriyor aklıma. Bende de onlara karşı bir sıcaklık oluşuyor... Hayber’den Kabil’e Vakit kaybetmeden Kabil’e doğru yola koyuluyoruz. Yarım saatlik yolculuktan sonra Hayber Geçidi’ne geliyoruz. Burada Afgan-Rus savaşının izlerini görüyoruz.. Yolumuza devam ediyoruz. Hayber Geçidi’nin uzantısı olan sarp yamaçlara doğru yol alıyoruz. Aman Allahım! Ne müthiş manzara. Aynı zamanda görkemli ve ürkütücü. Sarp kayalıklar Sovyetler zamanında yapılan ve yılan gibi kıvrılan yol ve tünellerden geçerek Afganistan’ın büyük şehirlerinden Celalabad’a geliyoruz. Havanın sıcaklığı bizleri iyice bunaltmış. Biraz mola veriyoruz. Burada da insanlar yabancı biri olduğumu anlıyor ve dikkatlice bana bakıyor.. Tekrar yolumuza devam ediyoruz. Taşlı ve bol çukurlu yollardan geçerek tam 13 saat sonra başkent Kabil’e geliyoruz. Kabil’de hayrete düşüyorum. Tam bir harebe şehir. Her taraf yerle bir olmuş. Gözlerime inanamıyorum. Hemen konaklamak için otel arıyoruz. Şehir merkezine ilerlediğimiz zaman şehrin biraz daha düzenli olduğunu görüyorum. Sonunda bir otel bulup yerleşiyorum. Devam edecek
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT