BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kadınlar pazarı

Kadınlar pazarı

Mudurnu Pazarı’nda mal para gibi geçiyor. Kimi kekiğini, kimi keçisini, kimi oyasını getiriyor. Değişe tokuşa ihtiyaçlarını görüyorlar.



Kuzuluk civarlarında turladığım günlerden birinde yolum Mudurnu’ya düşüyor. O gün şirin kazada tatlı bir telaş var. Arabasını, traktörünü bırakan merkeze doğru koşturuyor. Kalabalığın akışına uyuyorum. Yol boyunda dizi dizi tezgahlar. Koşum takımları, semerler, üzengiler. Gök renkli baltalar, bileylenen nacaklar. Altın suyuna bandırılmış kolyeler, çakır gözlü boncuklar. Bakırcılar, kalaycılar, allı morlu naylonlar. Allı güllü fistanlar, pembe yeşil papuçlar. Terazisi olmadığı işin öbek işi serzavat, tane işi kavun satan kadınlar. Süzme yoğurtlar, bacağından bağlanmış tavuklar ve sepet sepet yumurta. Söyleyin en son ne zaman saman arasında yumurta aradınız. Hem seçtiklerinizden çift sarılı çıktı mı bakalım. Burası sanki asırlar evvelini yaşıyor. Meraklısına 10 makara film yaktıracak kadar malzeme var. O tezgâh senin, bu tezgâh benim derken pazarın derinliklerine giriyorum. Bir ara sarı bir veled bana bakıyor, arsız arsız gülüyor. Annesinin şalvarını çekiştirip “Ana gıı” diyor, “bu adam garlâ pazarında n’arıyor?” Sakın bu “garlâ pazarı” dediği yer kadınlar pazarı olmasın. Korktuğum başıma geliyor, etrafta benden başka erkek görünmüyor. Kadınlar ya beni adamdan saymıyorlar ya da tipime bakıp “bu şaşkın da nerden düştü” diyorlar. “Barter” usulü Birşey daha farkediyorum hepsi de aynı renk şalvarları giyiyor aynı tülbentlerden örtünüyorlar. Anladığım kadarıyla pazar “barter” usulüyle çalışıyor. Kimi kekiğini, kimi keçisini, kimi oyasını getiriyor. Değişe tokuşa ihtiyaçlarını görüyorlar. Eskiler sadece beze, tuza, gaza para verdiklerini söylerlerdi, sanırım o usül devam ediyor. Pazarda onlarca oyacı var, anladığımdan değil ya iğne işleri yine de gözümü alıyor. Ninemin biri “Bak bu dut oya, bu kurt oya, üzüm oya, gözüm oya” derken bir deste işi elime tutuşturuyor. Bakın, eğer fotoğraf çekiyorsanız böyle harcamalardan kaçmayacaksınız. Zaten deplasmandıyız. Azıcık saf-salak rolü oynamakta fayda var. Niyetim “destekleme alımı” ya kazıklanmak umurumda bile değil. Bizi kimler tokatlamıyor, bir tane de şunlar çaksa n’olur. Önceleri konuşmaz diyorum ama ninem dilli çıkıyor. Ayak üstünde “Yöre Ekonomisi ve Oyacılık” üzerine bir konferans veriyor. Efendim meğer bu Mudurnu’nun kadınları boş duramazlarmış. Bir yere çöküvermesinler elleri ossaat iğne tutmalıymış, yoksa huzursuz olurlarmış. Sonra bu oya dediğin şey anlayana mektupmuş, yerine göre kafa kağıdıymış, imzaymış. Oğlan anaları gelin olacak kızı boyundan posundan değil oyasından tanırlarmış. “Amanın kızım örneğin de pek güzelimiş bir bakıverem” der okumaya başlarlarmış. Zira desenler kızın sadece zevkini değil, sabrını da fısıldarmış. Öyle iş olsun kabilinden yapılan uyduruk işler hemen anlaşılırmış. Sonra oyanın temizliği insanı ele verirmiş. Eğer azıcık kirlendiyse bu kız savsak ve pasaklı olmalıymış. İşi düzgün bile olsa aylardır aynı yerde dolanıp duruyor alıp alıp bırakıyor demekmiş. Hamaratın oyası kirlenmeye bile fırsat bulamadan bitermiş. Oya dediğin parayla değilmiş ama akmazsa da damlarmış. Zaten yuvayı dişi kuş yaparmış. Kadın kadın ise her pazara üç beş parça oya yetiştirmeli kocasına destek olmalıymış. Yörede “Geyvenin boğazı, Taraklının namazı, Göynüğün beyazı (Akşemseddin’den dolayı olabilir), Bolu’nun sazı (Köroğlunun mekanı ya), Gerede’nin kazı, Mudurnu’nun ise ‘kızı’ meşhurdur” diye bir söz dolanırmış. Keş muhabbeti Azıcık ilerleyince kireç renkli kalıplar dikkatimi çekiyor. Peynir deseniz değil, sabun deseniz hiç değil. Tuğla gibi sert ve kırılgan bir şey işte. Adı mı? “Keş”.Teyzemin biri “Ağzının tadını bilsen keş yirdin oğul” diyor, “Bak biz yağlı, kaymaklı yoğurtları bir güzel süzeriz. Suyunu kaybettimi, kaybetti. Üzerine ağır bir taş kor, bastırma ederiz. Sonra tuzlar, cumbalara asarız. Kafes ardında hem rüzgarlanır hem suyu kaçar. Sonra güneşin alnına konur, bir güzel kavrulur. Peynirden besleyici bir gıda olur. -Şimdi bunu peynir gibi mi yemeli? -Valla keyfin bilir emme bana sorarsan ev makarnasının içine rendele. Söyle hanımına makarnaya tuz atmasın, bu zaten pek tuzludur. Azıcık da ceviz ufala, hem kaşıkla hem de beni hatırla. Bak benim torunlar oynar yorulur kapımı çalarlar. “Nine karnımız aç”. Onlara bir dilim esmer ev ekmeği keserim üzerine de şıvgın yağı sürüp tuz biber ektim mi tamam. Eh birde keş verdi mi düğün bayram. Geçen tel dolabına kaymak sakladıydım körolmayasıcalar çalmışlar. Halbuki ben onu yine onlar için ayırdıydım. Yağ yapacak keşli bazlamaç tutacaktım. Bilir misin kızgın hamur yağı emdi mi bir hoş kokar ki... Eh bu kadar tafsilatın ardından keş almasak olmaz. Zaten teyzem fikrimi bile sormuyor, çantama bir paket yumurta renkli ev makarnası koyuyor, sonra ne düşünüyor bilinmez makarnaları ikiye çıkarıyor kalan boşluğa da iri bir keş dilimi ile bir şişe kekik suyu sıkıştırıyor. Teyzemin dediğine bakılırsa bu kekik suyu ölümden başka her derde deva. Arayınca bulunmaz meğer ki rastgele. İtiraz mı. Ne mümkün, şu nur yüzlü kadını kıracak değilim ya. Kasabanın meşhurları Mudurnu da tavukçuluk çok yaygın. Zaten kazanın ismini taşıyan firma çok biliniyor. Bütün Türkiye’de tanınan bir başka mâmul saray helvası. Bu helva için önce miyane (un, yağ, şeker) hazırlanıyor. Sonra mermere dökülüyor. Sekiz güçlü adam miyaneyi açıp açıp katlıyor, çekip çekip uzatıyorlar. Öyle üç beş değil belki bin kere aynı iş yapılıyor. Malzeme ipek ipek oluyor. Diyeceksiniz ki pişmaniyeden farkı ne. Mudurnulular helvalarını tepsilere yayıyor ve baklava gibi kesiyorlar. Dilimler ağızda eriyor, damaklarınız ılıcık oluyor. Dahası mis gibi tereyağ kokuyor. Kavun, keçi peyniri, yumurta derken arabanın bagajını dolduruyorum. Evdekilere sorarsanız ben zaten hesap bilmeyen ve olur olmaz şeylere para harcayan şaşkının tekiyim. Diğerleri neyse de oyalara kesin takarlar. Ve takıyorlar. “İnsan bu nefis şeylerden beş on tane daha almaz mı” diyorlar. Meğer bunlar ağır hediye imiş ve seçme dostlara verilirmiş. İyi ama nerden bilebilirdim ki? Kuzulukta devresi olanlar 15 gün niye otururlar bilmem. Şöyle Mudurnu’dan girin, Abanttan çıkın. Yörenin velilerini (Şeyh Fahrettin’i, Şehit Murat’ı, Hayrettin-i Tokadi’yi) ziyaret edin. Camilerini, hanlarını, hamamlarını gezin. Beldenin imarında emeği olan sultanları hatırlayın. Pazarına takılın saman içinde yumurta arayın. Keş, makarna, oya, helva alın.. Pişman olmayacaksınız. İnanın. Bolu’nun Safranbolusu Mudurnu’nun konakları Safranbolu evlerini aratmıyor. Bakımlı oldukları söylenemez ama hâlâ göz alıyorlar. Eski evlerin iki kapısı var ve iki ayrı tokmağı bulunuyor. İnce tokmağın sesi de cüssesi gibi ve o kapı kadınlar kısmına çıkıyor. Ahşapların bazılarında hayat devam ediyor, bazıları ise metruk ve akıbetlerini bekliyorlar. Evlerin bahçelerinde meyve yüklü dallar görünüyor. Mor renkli mürdüm erikleri camlara dayanıyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT