BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ben kulum; kul gibi otururum”

“Ben kulum; kul gibi otururum”

Abdullah bin Mes’ud hazretleri anlatır: Peygamberimiz, bir gün, Kabe Mescidinde otururken, yanına, zayıf ve fakir Eshabından Habbab bin Eret, Suheyb bin Sinan, Bilal bin Rebah, Ammar bin Yasir Ebu Fükeyhe, Amir bin Füheyre ve bazı Müslümanlar da gelip oturmuşlardı.



Abdullah bin Mes’ud hazretleri anlatır: Peygamberimiz, bir gün, Kabe Mescidinde otururken, yanına, zayıf ve fakir Eshabından Habbab bin Eret, Suheyb bin Sinan, Bilal bin Rebah, Ammar bin Yasir Ebu Fükeyhe, Amir bin Füheyre ve bazı Müslümanlar da gelip oturmuşlardı. O sırada, müşriklerin ileri gelenlerinden bir topluluk uğramış Peygamberimizin, onlarla konuştuğunu görünce, birbirlerine “İşte, gördüğünüz gibi, onun, oturup kalktığı kimseler bunlardır! Bunlar, oturulup konuşulacak kimseler mi sanki! Allahın, aramızdan, kendilerine hidayet ve ihsanda bulunduğu, bunlar ha!” diyerek konuştular. Sonra da, Ya Muhammed! Sen, kavmindan vazgeçtin de, bunlara mı razı oldun? Allahın, aramızdan kendilerine hidayet ve ihsanda bulunduğu kimseler, bunlar mı? Biz, bunların arkasından mı gideceğiz? Sen, onları, yanından koğ! Eğer, onları, koğarsan, belki, sana tabi oluruz. Eğer, onları, yanından koğacak olursan, biz, muhakkak, senin başında toplanır, seninle birlikte bulunuruz. Biz, senin, bizimle oturum yapmanı arzu ederiz. Amma, yanına Arap kabilelerinin elçileri gelirse, gelecek Arapların, bizi, şu kölelerle birlikte görmelerinden utanırız! Biz, senin yanına geldiğimiz zaman, onlar, hemen kalkıp yanımızdan uzaklaşsınlar. Biz, seninle oturumumuzu, konuşmamızı bitirip dağıldığımız zaman, istersen, onlarla oturabilirsin!” dediler. Buna rağmen, Peygamberimiz, fakirlerle birlikte otururdu. Köleler, arpa ekmeğine bile davet etseler, davetlerine icabet ederdi. Dullar, zayıflar ve fakirlerle birlikte yürümekten, onların hacet ve dileklerini yerine getirmekten arlanmazdı. Peygamberimiz, ne kapalı kapılar ardına çekilir, perdeler arkasında dikilir, ne de, kendisinin önüne tabaklarla yemekler taşınırdı. Peygamberimiz, toprak üzerinde oturur, yemeğini de, yerde yerdi. “Ben, kulun oturduğu gibi oturur, kulun yediği gibi yerim. Ben, ancak, bir kulum!” buyururdu. Ebu Ümame anlatır... Erkeklerle çirkin sözler konuşmaktan utanmaz bir kadın vardı. Bir taş üzerine oturup tirit yerken, Peygamber aleyhisselama rastladı: “Bakınız şuna! Kulun oturduğu gibi oturuyor, kulun, yemek yediği gibi, yemek yiyor!?” dedi. Peygamber aleyhisselam “Benden daha iyi hangi kul var?” buyurdu. Kadın “Sadece kendisi yiyor, bana yedirmiyor!” dedi. Peygamber aleyhisselam “Gel, sen de, ye!” buyurdu. Kadın “Kendi elinle ver!” dedi. Peygamber aleyhisselam, eli ile verince, kadın “Bana, ağzındaki lokmayı ver!” dedi. Peygamber aleyhisselam, onu da verip, yiyince, hayâ, utanma duygusu, kendisine galebe çaldı. Ölünceye kadar bir daha hiç kimse ile kötü, çirkin söz konuşmadı!. Yarın: “Hayat, ancak, ahiret hayatıdır!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT