BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yüz yüze gelince...

Yüz yüze gelince...

Hükümetin derdi ile vatandaşın derdi çok farklı. Hele bugün daha da farklı. Türkiye, daha doğrusu siyaset kaç haftadır bir kararname taslağına takılıp kaldı.



Hükümetin derdi ile vatandaşın derdi çok farklı. Hele bugün daha da farklı. Türkiye, daha doğrusu siyaset kaç haftadır bir kararname taslağına takılıp kaldı. Bugünden itibaren meselemiz deprem sonrası Türkiye olmalı. Bir felaketin birinci yıldönümündeyiz. Adapazarı, Gölcük, Yalova... Hatta Avcılar’ın yığınla problemi var. Hâlâ yıkıntılarla koyun koyunalar. Nüfus düşmüş. Ekonomi gerilemiş. Kalkınma için yardım bekleniyor. Önemli bir nüfus, maddi-mânevi acılar içinde. Buna rağmen bugün Ankara’nın bir numaralı gündem maddesi cumhurbaşkanı ile başbakanın görüşmeleri.. Memleketin zirvesindeki bu iki sorumlunun buluşup devlet umuruna dair fikir teatisinde bulunmalarından daha tabiî ne olabilir? Olmuyor ama... Olmadığı için de alınganlık ve sıkıntılar doğdu. Kıbrıs savaşına da “barış harekâtı” demişti. O alışkanlıkla Ecevit, “devlet krizi” ucubesinden bahsetti. Televizyon ve radyolar, programlarını keserek haberi verdiler: Cumhurbaşkanı, Başbakanı davet etmiş... Küs mü kalacaklardı? Nasıl olsa buluşacaklardı. Fiili ve psikolojik sebep her ne olursa olsun madem ki cumhurbaşkanı Huber Köşküne gitti; başbakanı da orada kabul edebilirdi. Başbakanı kabul için ilân ettiği tarihten evvel Ankara’ya dönmesi makamın itibarı açısından çok da yerinde olmamıştır. Cumhurbaşkanları “yazlık başkent”lerde de konuk kabul etmekteler. Her ne ise bunlar oldu artık... Mesele, bir araya gelip, baş başa kaldıklarında lafa neresinden, nasıl başlayacakları ve nasıl bitirecekleri. Elbette hal hatır sorulacak, açık çaylar içilecek. Lakin sonrası ikna muharebesi şeklinde cereyan edecektir. Cumhurbaşkanı kendini baskı ve tehdide maruz kalmış kişi olarak görüyor olabilir... Bülent Ecevit’in cumhurbaşkanını ikna etmesi beklenmekte. Tersi de mümkün. Cumhurbaşkanı gerekçelerini bir de sözlü olarak dile getirecektir. Tabiî başbakan da imza mecburiyeti mantığına dayalı kendi gerekçesini savunacak. Orta yol bulunur mu? Şimdilik böyle bir ihtimal mevcut değil. O halde ne olur... Bir deprem daha olmaz. Cumhurbaşkanı tekrar iade yoluna gider. Veya referandum isteyebilir. Yahut da başbakanı sahiden ikna eder. Bunların hiç biri olmayıp sertleşme de doğabilir? O zaman ne olur? İkisinden biri... istifa eder. Başbakan istifa ederse hükümeti yeniden kurmakla görevlendirilebilir. Ya cumhurbaşkanı? O, istifa ederse Süleyman Demirel’e gün doğar. Meydanlara çıkıp neden başkanlık sistemine geçmenin şart olduğuna dair gerekçeler sıralar. Şu yaşananlar, gerekçeleri için en taze malzeme olur. O vakit üç gerekçe arasında kalırız. İkisi zaten hayatta. Cumhurbaşkanı iadeyi uzun bir gerekçe ile yaptı. Başbakan tekrar iadede aynı usulü uyguladı... Üçüncü gerekçe Demirel’in kafasında. Halbuki vatandaşın gündeminde bunlar yok. Bunlar ütopik, bunlar fantezi kalıyor. Halkla devlet; yani yönetenler kopuk. Onun için vatandaşın gözü Sezer’de. Varılan nokta şudur: Ya ikna, ya orta yol veya istifa.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86796
    % -0.47
  • 6.0406
    % 0.28
  • 6.7414
    % 0.12
  • 7.7005
    % -0.46
  • 248.383
    % -0.68
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT