BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıbrıs meselesi

Kıbrıs meselesi

Kıbrıs Meselesi yeni değildir, 1950’li yılların başından bu yana Türkiye’nin “milli davası”dır. Kıbrıs Meselesinde 1878 sonrasında, Lozan’da, 1924-1960 arasında çok hatalar yapılmıştır.



Kıbrıs Meselesi yeni değildir, 1950’li yılların başından bu yana Türkiye’nin “milli davası”dır. Kıbrıs Meselesinde 1878 sonrasında, Lozan’da, 1924-1960 arasında çok hatalar yapılmıştır. Bununla birlikte 1960-1974 ve bilhassa 1974 sonrasında vahim hatalar yapılmıştır. Gerçek şudur ki, Lozan’dan bu yana Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin yanlış politikaları şu anda gelinen noktaya ulaşmıştır. Bunlara KKTC yöneticilerinin hataları da eklenince sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Kıbrıslı Türklerin bir kısmının Türkiye’ye karşı kırgınlığı, kızgınlığı ve bunun açıkça dile getirilmesi KKTC’nin temellerini sarsmamalı, bu tenkidler, hakaret derecesine varmamalıdır. Kıbrıslı Türkler ile Türkiye arasında bir sürtüşmenin varlığı inkar edilemez. Ama bu siyasi krize dönüşmemelidir. Şu andaki mevcut krizin sorumluluğu konusundaki karşılıklı suçlamalar krizi kördüğüm haline getirir. Karşılıklı suçlamalar meselenin hallini zorlaştırır. İlk önce mevcut ihtilaf ve sıkıntılar doğru “teşhis” edilmeli ve bilahare “tedavi” yoluna gidilmelidir. Ve bu iş iyi niyet ve karşılıklı anlayış ortamı içinde halledilmelidir. KKTC’nin milletlerarası siyaset platformunda ciddiye alınması için KKTC’nin ekonomik olarak kendi kendine yeterli ve gerçek anlamda bağımsız olması gerekir. Bağımsızlık kağıt üzerinde kalmamalıdır. Elbette Türkiye’nin her konuda KKTC’ye destek vermesi devam etmelidir. Ve bütün dünya kamuoyu KKTC’nin gerçek bağımsızlığına müşahede ederek inanmalıdır. 1974’ten bu yana ABD, AB, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler ve hatta Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs’ta çözümü çözümsüzlükte görerek, Kıbrıs Meselesini zaman ve zemine bırakmıştı. Avrupa Birliği yanlış ve haksız bir kararla, Kıbrıs’ın garantör devletlerin üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara bu devletlerin izni olmadan üye olamayacakları yolundaki hükmünü hiçe sayarak Kıbrıs’ın AB üyeliği için müzakere başlatılması Rumları ve Yunanlıları şımartmıştır. Kıbrıslı Rumlar siyasi çözümü baltalarken; mecburen Kıbrıslı Türklerde federasyondan konfederasyona ve ayrı devlet görüşü hakim olmuştur. Helsinki Zirvesi ile Türkiye’nin AB’ye girişi Kıbrıs Meselesinin halline önşart olarak bağlanmıştır. Türkiye’nin bazı hataları Kıbrıslı Türkleri (bazılarını) Türkiye’siz AB’ye girme isteğine itmiştir. Kıbrıs Rum yönetiminin tek başına ve 1960 Kıbrıs Anayasası, Londra ve Zürih Antlaşmaları’nı hiçe sayarak Kıbrıs’ın tamamının temsilcisi gibi Kıbrıs Cumhuriyeti sahte unvanıyla Avrupa Birliğine tam üye olmasının gerçekleşmesi çok vahim neticeler meydana getirecektir. Ve buna sebep olanlar tarihi vebal altında kalacaklardır. Emekli Korgeneral Suat İlhan, “Avrupa Birliğine Neden Hayır” isimli eserinde: “Türkiye’nin Kıbrıs’ı gözden çıkarmadan AB üyeliğini sürdürmesi, mevcut hukuksal ve fiziki şartlarda mümkün değildir. AB hayranlarımız bu durumu biliyorlar. Bildikleri halde neden üye adaylığına ışık yakıyorlar? Çünkü AB üye adaylığını dahi Kıbrıs’ın kaybedilmesinden daha önemli görüyor... Şimdi bütün Batı (ABD dahil) stratejik değeri çok yüksek olan bu adanın, Hıristiyan Dünyasının egemenliğinde olması için her şeyi yapıyor; Türkiye’nin AB üye adayı (üye değil) olmasını dahi kabul ediyor. Türkiye’nin AB üyeliği, Kıbrıs ve Ege sorunlarının, Yunanlıların istedikleri yönde çözülmesinin yolunu ardına kadar açmaktadır...” denmektedir. Kıbrıslı Rumlar devamlı silahlanmaktadır. Güney Kıbrıs silah deposudur. Yüzölçümü kıstasına dar sahada bu ölçüde silah yoktur. Kıbrıs Rum Yönetimi Savunma Bakanı Sokratis Hasikos, son olarak Rus yapısı TOR- M1 füzeleri ile Fransız yapısı Milan-3 tanksavar füzeleri alındığını açıklamıştır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT