BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tatlı hayatın orta yolu

Tatlı hayatın orta yolu

Mutlu ve huzurlu yaşamanın sırrı orta yoldan geçermiş. Bunu ifade eden hadis-i şerifler var. Birçok büyük zat da konunun altını çizmiş şimdiye kadar.



Mutlu ve huzurlu yaşamanın sırrı orta yoldan geçermiş. Bunu ifade eden hadis-i şerifler var. Birçok büyük zat da konunun altını çizmiş şimdiye kadar. Orta yol... Bu yönü bulmak pek kolay olmasa gerek ki günümüzde pek çoğumuz huzura hasret yaşıyoruz. Hayata bakışımız ve düşünce biçimimiz ne olursa olsun uç noktalara kaçmadan normal bir ortalama tutturmak adeta uzmanlık işi. Düşünebilmek için önce düşünmeyi bilmek gerekir. Bu bir sistemdir. Tıpkı öğrenmeyi öğrenmek gibi. Günümüzde yeni düşünür yetişmiyorsa bunun sebebi büyük ihtimalle içinde yaşadığımız büyük şehirlerin kargaşası ve üretmek yerine tüketmeyi şartlandıran ekonomik çarktır. Dünya genelinde yaşanan bu kriz ülkemizde daha hızlı büyümekte. Çünkü ne hikmetse bizler bozulmaya meyilli insanlarız. Okuma alışkanlığımız olmadığından ortaya çıkan zaman fazlasını tüketerek dolduruyoruz. Bu tüketim sadece cansız objeleri kapsamıyor. Yakın çevremizi ve kendimizi tüketiyoruz önce. Boş konuşmalar, ses çıkartmaktan öte bir anlam içermeyen cümleler, dedikodular ve dozu çoktan aşılıp tehlikeli boyuta varmış magazin dayatmaları ile hayatımız geçip gidiyor. Yeterince renkli bulmadığımız kendi hayatlarımızdan bunalıp artistlerin fazlasıyla renkli hayatlarına dalarak tatmin olmaya çalışıyoruz. Buradaki çoğul ekleri bilerek kullanıyorum. Çünkü bilerek ya da bilmeyerek bu tuzağa hepimiz düşüyoruz. Giderek bayağılaşan kaymak tabakayı, gösterdiğimiz ilgi ile bizler besliyoruz. Bunun sonucunda yozlaşma, çabuk yayılan bir hastalık gibi hepimizi sarıyor. Toplum uçlara ayrılıyor. Anlattığım şekilde yaşamak istemeyenler kutuplaşıyor ve saldırmaya hazır halde bekliyor. Diğer uç ise tatlı hayata dört elli sarılıyor ve bunu tehdit eden her türlü gelişmeye diş biliyor. Elindeki oyuncağı kaptırmaya yanaşmayacak küçük bir çocuk gibi davranıyor ve için için korkuyor. Kısacası bu işin ortası kaybolmuş vaziyette. Hastane günlerimizi tamamlamayı beklerken televizyon izlemek tek çare gibi görünüyor. Arada sırada dışarıdan gelen ambulans seslerini duymamak için televizyonun sesini biraz daha açmak gerekiyor. Biri bitip diğeri başlayan ameliyatlar hayatın gerçek yüzünü ne kadar gösteriyorsa, biri bitip diğeri başlayan dedikodu programları o kadar gölgeliyor. Ülkenin en önemli simaları haline getirilmeye çalaşılan Mehmet Ali Erbil, Ece Erken ve benzeri insanların hiç suçu yok. Eğer kameralar aracılığı ile milyonlarca kişi onları izlemek istiyorsa tabii ki talebe arz edecekler. Ana haber bültenlerine konuk olması için davet ediliyorsa, Banu Alkan elbette kabul edecek ve yeni eserini (!) halka sunacak. “Toplumlar hak ettikleri biçimde yönetilirler” sözünden yola çıkarsak ve hak ettiğimiz sanat yelpazesini bunlardan ibaret olarak kabul edersek bize kim ne yapsın? Ortayı yeniden bulmak zorundayız. Yoksa bu işin başı belliyken sonu belirsiz kalacak. Haber bültenlerinde yeni ismiyle “anchorman”lerin adıyla sanıyla küfür ettikleri bir ülkede yaşıyoruz biz. Telefondaki konuğun “ota da konar” şeklinde başlayıp yarım bıraktığı bir cümleyi hiç çekinmeden tamamlayan bir ana haber bülteni sunucusunu nasıl anlayışla karşılayabiliriz? Yıllarca bu şekilde konuşmanın yanlış hem de çok yanlış olduğunu öğrendikten sonra bütün bunları gönül rahatlığı ile kabul etmek nasıl mümkün olabilir? Hastaneye ambulanslar dolusu hasta gelmeye devam ediyor. Hayata gözlerini yeni açan bebeklerin gülümseyişleri, son nefeslerini vermek üzere olanların korku dolu bakışlarıyla karışırken Bodrum eğlenmeye devam ediyor. Ve ben yine iddia ediyorum. Orta yol kayboldu! SÖZÜN ÖZÜ Gerçek sanat parlak bir ışıktır. LE V H A Dürüstlük vazgeçilmeyecek bir yön olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT