BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kitaplarını ayırmıştı bir kenara...

Kitaplarını ayırmıştı bir kenara...

Selim her şeyini hazırlamıştı. Zaten kırık dökük olan eşyalarını kendisi gibi yoksul bir arkadaşına vermişti.



Selim her şeyini hazırlamıştı. Zaten kırık dökük olan eşyalarını kendisi gibi yoksul bir arkadaşına vermişti. İki üç parça giysisini de bir valize yerleştirmiş, kapının arkasına koymuştu. Birazdan arkadaşı gelecek ve eşyaları alacaktı. Sakalları uzamıştı. Gözleri dalgın ve acı doluydu. Zayıflamıştı iyice. Avurtları çökmüş, gözaltları kararmıştı. Solgundu rengi. Montunun içinde büzülmüş, kanepenin üzerinde oturuyordu öylesine. Gözünün önünde hep Esin’in hayali vardı. Nasıl olduğunu merak ediyor, iyileşip iyileşmediğini öğrenmek için can atıyordu. Birkaç kere apartmanlarının önüne gitmişti. Kendini gizleyerek bakmıştı beşinci kattaki lüks daireye. Işıkları geç saatlere kadar yanıyordu. Esin’in odası olduğunu bildiği yerde bazen hareketlenmeler oluyor, bazen de perdeler kapalı, ama içeriden ışık sızıyordu. Saatlerce bakıyordu apartmana. Gelip geçenler şüpheli gözlerle kendisini süzmeye başlamışlar, hatta aralarında konuşarak tedirginliklerini belli etmişlerdi. Başının belaya gireceğini düşünerek istemeyerek ayrılmıştı oradan sonunda. Derin bir nefes aldı. Artık ağlamıyordu. Gözyaşlarının çok sevdiği karısına tekrar kavuşmasına yardımcı olmayacağını biliyordu ama ağlamamasının sebebi bu değildi. Göz pınarları kurumuştu sanki. Akmıyordu yaşlar. İçi katılıyor ama öylece tıkanıp kalıyordu. Birkaç kere Suna’yı aramayı düşünmüş, ama cesaret edememişti. Genç kızın o son gece kendisine nasıl baktığını hatırladıkça bu niyetinden vazgeçmişti. Sokakta bir hareketlenme oldu. Merak edip başını çevirmedi bile. Kapısı açıldı tek katlı gecekondunun. Nazif girdi içeriye. Pala bıyıkları, şişman göbeği yürüdükçe sallanıyordu. - Selim... Oğlum, nereye gidiyorsun yahu? Ahmet söyledi şimdi... Ayağa kalktı genç adam: - Buradan uzaklara gidiyorum Nazif ağabey. Belki daha kolay olur benim için. Burada yapamayacağım... - Haydi git işine yahu? Nereye gidersin, kolay mı bir düzen kurmak, bir hayatı oturtmak... Güldü acı ile: - Ne yani, burada oturmuş bir hayat mı var ağabey? Hiçbir şey yok. Bana engel olma sakın. Gideceğim. Gitmek zorundayım. Ölmeyi beceremiyorum. Allah’ın verdiği canı kendim almak istemiyorum. O zaman yaşamak zorundayım istemediğim halde. Öylesine, işte... Gitmem lazım... Nazif sesini çıkartmadı. Gözleri dolmuştu. Başını öte tarafa çevirdi. Dişlerinin arasından fısıldadı: - Hay Allah, ne diyeyim ki... Sen de haklısın... Ahmet de gelmişti Nazif’le. Eşyaları alacak olan arkadaşıydı Selim’in. Genç adam kalktı yerinden: - Bir kamyonet ayarladın mı aslanım? - Evet Selim. Kapıda. - Haydi o zaman tut ucundan, taşıyalım... Kısa sürede taşındı bir masa, dört sandalye, bir dolap, bir kanepe ve şilteler... Kitaplarını alıkoymuştu Selim. Bir kutunun içine yerleştirmişti hepsini itina ile. İçinde birkaç tane de Esin’in kitabı çarpmıştı gözüne. Yüreği ince bir sızıyla burkulmuştu onları görünce. Mutfaktaki tencere tabağı da verdi arkadaşına Selim. Hiçbir şey kalmamıştı evde. Nazif yanına yaklaştı: - Ne zaman yolculuk? - Bilmem ağabey, belki bu akşam giderim, belki yarın... Artık hiçbir şeyi planlamıyorum. Onun omzunu sıvazladı şişman kahveci. Başka bir şey söyleyemedi. Ahmet eşyalara sahip olmanın mutluluğu ile teşekkür etti: - Sağ ol be Selim, Allah razı olsun senden.. Kadere bak be! Banaymış kısmet... - Senin için hayırlı olur inşallah Ahmet, güle güle kullan. Yeni değiller ama idare ederler işte. Ahmet heyecanla bağırdı: - Yok be aslanım, pırıl pırıl hepsi. Yenge titizmiş anlaşılan... Selim taş gibi kalakaldı olduğu yerde. İşte her şey onu hatırlatacaktı burada kalsa. Dayanamıyordu yüreği buna oysa! DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT