BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ciddi denetim şart

Ciddi denetim şart

Belediyelerin, muhtemel bir depremde meydana gelebilecek zararları en aza indirmek için müdahale merkezleri kurduğunu belirten Dr. Naci Ekşi, “Bazı belediyeler zemin etüdü çalışması yaptılar.



Belediyelerin, muhtemel bir depremde meydana gelebilecek zararları en aza indirmek için müdahale merkezleri kurduğunu belirten Dr. Naci Ekşi, “Bazı belediyeler zemin etüdü çalışması yaptılar. Bunlar gerekli şeyler. Ama eleman eksikliği var. Bundan sonra yapılacak işler de iyi denetlenerek ve cezai şartı getirilerek, belki insanlarımızı kaidelere uymaya mecbur edebiliriz” dedi. 17 Ağustos felaketinden sonra çok kimseler, çok şeyler söyledi. Bir yıldan beri tekrarlanan “Hiçbir şey eskisi olmayacak..” mealindeki açıklamalar sadece lafta kaldı. 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinin yolaçtığı acı gerçekler ise felaketin yıldönümünde bir kere daha gözler önüne serildi. Peki gerçek nedir? Gerçek, geride bıraktığımız 17 Ağustos gecesi yüreği yanık vatandaşların televizyonlardaki haykırışlarıdır. “Devletimiz güçlüdür, milletimiz hamiyetperverdir..” türü hamasetle yaraların sarılamayacağı artık iyice anlaşılmalı ve olanlardan hakikaten ders alınmalıdır. Aksi halde daha çok vakit kaybedilir. Bu hafta, deprem sonrası şehircilik anlayışı, hasarlı bina onarımları, imar uygulamaları ve yapı izinleri ile 27 vilayette çalışmaya başlayacak yapı denetim merkezleri ile ilgili olarak, Bakırköy eski Belediye Başkanı ve ANAP eski Milletvekili Dr. Naci Ekşi ile görüştük. - Deprem sonrasında, Türkiye’deki binaların sağlamlık durumu, zemin etüdü ve mühendislik uygulamaları ile belediyelerin imar çalışmaları ve şehir planlamacılığı üzerine çok konuşuldu. Sizce Türkiye gerçekten deprem felaketinden ders almışa benziyor mu? Yani eski uygulamlardaki yanlışlıklar, denetimsizlikler, ciddiyetsizlikler artık geride kaldı diyebilir miyiz? “Uyumayalım, unutmayalım” sloganı ne kadar işe yarayacak? Ekşi -Bildiğiniz gibi, 1984-89 yılları arasında Bakırköy Belediye Başkanlığı yaptım. O zaman Bakırköy’ün sınırları çok genişti. Şimdi 16 ayrı belediye oldu. O zaman tekti ve bölgemizin çoğu da plansızdı, haritasızdı, kadastrosuzdu. Şehir için, şehircilik için ilk adım tabii plandır. Plan şehirlerin anayasasıdır. Mesken sahası neresi olacak, sanayi bölgesi nerede olacak, çocuk parkları nerede yapılacak, okullar nereye inşa edilecek bütün bunların yerlerinin tesbiti için, arazinin öncelikle kadastral haritası ve akabinde imar planının yapılması gerekir. Size itiraf edeyim ki, biz o devirde planları yaparken, yoğunlukları verirken hiçbir zaman acaba bu yoğunluk bu zeminde olabilir mi, olamaz mı diye hiç düşünmedik. Plan yapmak çok zor, çok riskli ve çok da dedikodulu iştir. Ama plansız da olmaz. Bütün dedikoduları, riskleri göze alıp planları yapmak gerekiyor. İşte o zaman ben de bizzat bu işle ilgilendim, ama itiraf ediyorum hiçbir zaman zeminin gereği nedir diye bakmadık. Sadece heyelan bölgesi midir, değil midir diye baktık. Heyelan bölgelerini yeşil alan ve rekreasyon alanı olarak ayırdık, ama heyelan olmayan yerlerde zemin karakteri ne olursa olsun, onlara kendimiz belirlediğimiz opsiyonları ve imar yoğunluklarını verdik. Bu ciddi bir hata idi. İhmaller vardı - Bu durumu İstanbul için genelleyebilir miyiz? Ekşi -İstanbul’un genelinde durumun böyle olduğunu söyleyebilirim. Rahat söyleyebilirim. Çünkü İstanbul’un üçte birini planlayan kişi benim. İstanbul’un üçte biri böyle planlanırken diğerlerinin farklı olması düşünülebilir mi? En azından biz etkilenirdik. Birbirimizle haberleşirdik, “yahu biz şöyle yapıyoruz, siz de aynı şekilde yapın” diye bir fikir birliği ortaya çıkardı. Ne kimse böyle bir şey söyledi, ne de biz dikkate aldık. Aslında müteahhitlerin sorumlu davranıp, kendisine verilmiş planı uygularken zemin etüdünü yaptırması, projeyi ona göre çizdirmesi gerekiyor. Yani biz zemin etüdü yaptırmadık diye illa yapılacak binalar depremde yıkılacak anlamına gelmez. Çünkü her zemine inşaat yapılabilir. Her zemine her inşaat yapılabilir. Bugün denize bile gökdelenler rahatlıkla yapılabiliyor. Yeterki zemini tanıyıp o zeminin üstüne gelecek yükü ve deprem kuvvetlerini hesaba katarak uygun proje üretilsin. Maalesef bu da yapılmadı. Yani çok kere bürolar vardı, bırakın her bina için ayrı proje yapmayı, başka arsa için, başka kişi için çizilen projelerin ozalitini çekip isimleri değiştirip, pafta parsel numaralarını yenileyip proje diye sundukları olurdu. Gerçekten çok ciddi ihmaller vardı. - Geçen sene 17 Ağustos’de bu ciddi ihmallerin neticesinde maalesef büyük bir felaket geldi. Ondan sonra da müteahhitler suçlandı, mühendisler suçlandı, belediyeler suçlandı, ama olanlar olmuştu. Şimdi merak edilen şu: Bundan sonra nasıl olacak? Geçmişteki hatalar izale edilebilecek mi? Ekşi -Bazı şeyler yapıldı. Mesela daha çok Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere, belediyeler muhtemel bir deprem anında uğranılacak zararları en aza indirmek için bazı müdahale merkezleri kurdular. Ayrıca bazı belediyeler zemin etüdü çalışması yaptılar. Bunlar gerekli şeyler. Ama eleman eksikliği var. Mühendis eksiği var, bir anlayış ve konsept eksiği var. İşi yapacak vatandaşımızın, mühendis ve müteahhitimizin, ustamızın, belli bir kavrama ve bilince ulaşması, belli bir hassasiyetin içinde olması lazım. Burada konuşmaya devam ederek, işte unutmayalım gibi uyarıların da faydası olabilir. Bundan sonra yapılacak işler de iyi denetlenerek ve cezai şartı getirilerek, belki insanlarımızı kaidelere uymaya mecbur edebiliriz. - Şöyle bir acil durum sözkonusu. Hasarlı binaların onarım ve güçlendirilmesi konusunda yine söylentiler var. Efendim yeterli bilgi ve beceriye sahip olmayan kişilere bu işler yaptırılıyor vs. Siz aynı zamanda inşaat işleriyle de uğraşıyorsunuz. Gerçek durum nedir? Ekşi -Bu endişelere katılıyorum. Binayı güçlendirme çok ciddi bir şey. Siz yara almış, sakatlanmış bir binayı yeniden sağlam hale getireceksiniz. Ama o yaptırdığınız ilave kolonun, ilave perdenin hesabı çok önemli. Projesi ve onun uygulaması çok önemli. Seçeceğiniz malzemenin cinsi ve kalitesi çok önemli. Sanıyorum ki, buna yeterince dikkat edilmiyor. Ve işi iyi bilmeyen insanlar, bir taraftan da işsizlik varya, inşaatta durgunluk var, kalfalar boş, işçiler boş vs. Yeterince bir eğitim almadan belki de sağlam binayı çürük hale getiriyorlar! - Bu çok vahim bir durum! Çünkü muhtemel bir sarsıntıda yeni felakatler meydana gelebilir. Ekşi -Çok ciddi bir durum. Ben görüyorum, yaptığı beton perdeyi hasırla bağlantısını sağlamamış, tabla ile bağlantısını sağlamamış. Mala ile bir iki sıva vuruyor, “güçlendirdim” diyor. Haddızatında yaptığı binanın ağırlığını arttırmaktan başka bir şey değil. Biliyorsunuz depremde ağırlık da çok mühim. Siz eğer ağırlığı gereksiz yere arttırırsanız, sağlamlaştırmak yerine binanın çökmesine yolaçarsınız. Bu çok ciddi bir problem doğrusu. Vatandaşlarımızın bu işi ehil kimselere vermesi lazım. - İnşaat sektöründe işsizlikten bahsettiniz. 27 vilayette yapı kontrol merkezleri devreye girene kadar, daha doğrusu 10 Temmuz 2000 tarihine kadar yapı izinleri durdurulmuştu. En büyük vilayetlerde inşaat işi durduğu için büyük işsizlik de başgösterdi. Bu yeni uygulama hakkında, yani yapı denetim bürolarının organizasyon ve işleyişi, yapı izin ve denetimleri konusundaki görüşleriniz nedir? Ekşi -Ben konsept olarak yapı denetim bürolarına inanıyorum. Yani ben müteahhit olarak yapacağım işin iyi denetlenmesini isterim. Eğer iyi denetlenirse bir sefer, rahat olurum, emin olurum, dikkat ederim. İşimi bir seferde yapar kârlı çıkarım. Yani bir işi bir seferde yaparım. Yıkıp tekrar yapmak gibi bir mecburiyet içerisinde de kalmam. Yani çok ciddi bir denetim bürosu benim en büyük dostumdur. Ve bana kazandıracak bir teşkilattır. Bu konsept olarak doğru da, uygulamada, uygulayacak kişide, onun eğitiminde ve o uygulama bilincinde, yani hatır için denetledim gibi yapsa, müteahhitle işbirliği yaparsa, o zaman amacından sapmış yeni bir israfın kaynağı olur. - Çünkü yüzde 8 gibi ilave bir maliyet getiriyor. Ekşi -Evet, ciddi bir maliyet. Ve bu maliyet de boşa gider. Gene bir sloganımız var; deprem öldürmez, bina da öldürmez. Eğer denetim büroları işini ciddi yapar, taviz vermez, dikkatli olur ve kuralları iyi uygularsa, o zaman deprem de öldürmez, bina da öldürmez. - Siz 1980 sonrasında, belediyelerin hükümetten büyük ekonomik destek aldığı ve yeni kaynaklara sahip olduğu bir dönemde belediye başkanlığı yaptınız. Daha sonraki dönemlerde belediyelerden yine şikayetler yükseldi; destek alamıyoruz, kaynak bulamıyor diye.. Aynı şikayetler şimdilerde daha yoğun. Bu arada iktidarın mahalli idarelerde reform adı altında yapmaya çalıştığı yasal değişiklik çalışmaları gündemde. Bu çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Şehir bitiyordu Ekşi -Sizin de bahsettiğiniz gibi, rahmetli Özal, mahalli idarelerin önemini bildiği için belediyelere büyük destek sağladı. Hem yetki bakımından, hem maddi bakımdan yerel yönetimleri güçlendirdi. Biliyorsunuz, Özal’dan önce imar planlarını yapma yetkisi İller Bankası’na aitti. Türkiye’nin her tarafından imar planları Ankara’ya gönderiliyordu. Ankara’dan ülkenin herhangi bir yerindeki planın gerçekten uygun olup olmadığını tesbit etmek de zordur. - Ankara herşeyi bilir! Ekşi -İşte “Ankara herşeyi bilir” merkeziyetçi zihniyetinden dolayı, gidiyordu. Ankara bunu inceleyinceye kadar şehir bitiyordu. Yani planın ait olduğu arazi, plan gelmeden önce, oradaki emlakçıların, oradaki muhtarın, birkaç tane kendini kabul ettirmiş insanın isteklerine göre şekilleniyordu. Plan geldiği zaman uygulanacak arazi kalmıyordu. Özal bunu bildiği için ve planın da yerinde yapılması gerektiğinden, plan gibi rant sağlayan bir muamele eğer yerinde yapılırsa onun suiistimali daha az olur düşüncesiyle, çünkü yerel bir yönetici suiistimal yaptığı zaman hesabını sormak o kadar kolay ki. Çünkü yerel yönetici hergün halkla içiçe. Devletin vatandaşa kesinlikle güveni yoktur. Vatandaş bir haksızlık yapacak, vatandaş bir yanlışlık yapacak, devlet de hemen onu düzeltecek zihinyeti ile yaklaşıldığı için, yerel yönetimlere verilmiş olan yetkiler, son tasarıyla daha da kısıtlanmak isteniyor. Bu işlerin içinden çıkılmaz hale gelmesine sebep olacaktır. Ülkeyi geri bıraktıracaktır. Şehirsel hizmetler yapılamayacaktır. Belki bir gün yapılan yanlışlığın farkına varılacak ve getirilsin şu ademi merkeziyet sistemi denilecektir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT