BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu aşk da böyle mi bitecek?

Bu aşk da böyle mi bitecek?

Nursen Baloğlu isimli bir okurumdan dün sabah bir faks aldım. İlk günden itibaren yazılarımı takip ettiğini ama son zamanlarda eskisi gibi keyif alamadığını yazıyor. “Eskiden” diyor, “aşktan daha çok bahsederdiniz”.



Nursen Baloğlu isimli bir okurumdan dün sabah bir faks aldım. İlk günden itibaren yazılarımı takip ettiğini ama son zamanlarda eskisi gibi keyif alamadığını yazıyor. “Eskiden” diyor, “aşktan daha çok bahsederdiniz”. Doğru eskiden aşktan daha çok bahsederdim. Peki şimdi neden bahsetmiyorum? Çok kısa bir cümle ile cevaplayayım, bilmiyorum. Ya da konuyu olası alt başlıklar halinde inceleyelim. Belki aşka artık eskisi kadar inanmıyorum. Belki inandığım zamanlar aşkın bana sürekli ihanet etmiş olmasından sıkıldım. Belki bir sabah uyandım ve o güne kadar kendimden daha fazla sevdiğim herkesin ama istisnasız herkesin bana sıkıntı vermiş olduğunu anladım. Kime “canım” dediysem, kime güvendiysem terk edildiğimi gördüm. İnsanların iyilikten, fedakarlıktan anlamadıklarını, yapılanları inanılmaz bir süratle unuttuklarını ayrımsadım. Aşkın acı çekmekle at başı gittiğini, acı çekmeye verdiğimiz daha zarif bir isim olduğunu sezdim. Ve pes ettim. Sevgiye inanıyorum. Kalıcılığına, aile kavramına, duygu alışverişine katılıyorum. Ama bana kuru aşktan bahsetmeyin. Hayır! Kızgınım o aldatmacaya ve affetmeyeceğim. Dünya ile barışık kalabilmek için kendimle bir anlaşma yaptım ve suçun bende olduğunu teorik olarak kabul ettim. İnsanlara gereksiz yere güvenen, her şeyin altından para denilen o sevimsiz buluşun çıktığını göremeyecek kadar kör olan bendim. “Ömür boyu beraberiz” diye başlayan o pembe cümlelere hiç şüphe etmeden balıklama inanan bendim. Güç bendeyken kendi geleceğini ve menfaatlerini hesap etmeyecek kadar kalın kafalı olan da bendim. Sonunda kaybeden de ben oldum. Şimdi durup geriye dönmek ve çoktan unutulmuş olayların muhasebesini yapıp bir kez daha üzülmek neye yarar? Zamana inanıyorum ben artık. Çünkü zaman hem haklıyı haksızdan ayırıyor hem de acıları dindiriyor. Tabii ki küçük yara izleri ve sızılar kalıyor ama o eski sarsıcı duyguları sürekli taşımıyor. Aşk huzursuzdur. Aşk manik depresiftir. Aşk mutsuzdur. Aşk bedel ödetir. Çok küçücük anlarda tattırdığı inanılmaz sevinci yıllarca sürecek üzüntüyle ödetir. Aşk acımasızdır. Şimdi bana sabah sabah neden eskisi gibi yazmadığımı sormayın. Çünkü artık acı çekmekten istifa ettim. Sırf daha hoş yazılar yazabileyim diye ömrümü gözyaşları eşliğinde geçirmek niyetinde değilim. Belki bu konfor arayışım benim hiçbir zaman derin bir yazar olamamama sebep teşkil edecek. Ama inanın hiç umurumda değil. Bitmek bilmeyen bir enerjiyle güne güneşin doğduğu saatlerde başlayan ve aklında sadece çalıştığı kuruma daha faydalı olmak olan ben artık arada sırada o kuruma uğradığımda tanıdık yüz göremiyorum. O günlerde yanımdan bir an olsun ayrılmayanlar uzun süredir telefonlarıma çıkmıyor. Bu, iş aşkımdı. Mide sancılarıma gözyaşlarımı kattığım, uyurken bile tam kopamadığım, hep seyirciyle bütünleşmenin peşinde koştuğum televizyon artık benim için yok. O olmadığı için içimde birşeyler kırık. Aldığım nefesler eskisi kadar güçlü değil. Çünkü ben canlı yayınlarda yaşadığımı hissederdim. Bir gün bir görev değişikliğine kurban gittim. Suçumun ne olduğunu bunca yıl sonra hâlâ bilmiyorum. Bu, meslek aşkımdı. Listeyi uzatmak mümkün. Ama değer mi, orası tartışılır. Kusura bakmayın Nursen Hanım, galiba hakikaten eskisi gibi yazamıyorum. Ne dersiniz kalemim de mi beni terk edecek? Bu aşk da böyle mi bitecek?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT