BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ekonomik özgürlük masalı

Ekonomik özgürlük masalı

İki gündür görüyorum ki hepimizin aşk hakkında söyleyecek birkaç kelimesi var. Hepimiz o ya da bu biçimde aşkla karşılaşmışız veya karşılaşmayı hayal ediyoruz.



İki gündür görüyorum ki hepimizin aşk hakkında söyleyecek birkaç kelimesi var. Hepimiz o ya da bu biçimde aşkla karşılaşmışız veya karşılaşmayı hayal ediyoruz. Meşhur okurum Nursen hanımın faksını sizinle paylaştığımdan beri gelen faksların sayısı gözle görülür biçimde arttı. Bir süredir tatilde olduğu için bana yazamadığını düşündüğüm eski dostlarım birer birer saklandıkları yerlerden çıktılar. Sizlere ait satırları okudukça bu dünyada o kadar da yalnız olmadığımı anlıyorum. Doğru, kırgınlıklarım, kızgınlıklarım var. Ama ne zaman “artık daha katı olacağım, bir dahaki sefere böyle hassasiyet göstermeyeceğim” desem yine karşıma sizler çıkıyorsunuz. Bir bayan okurum beni kendisine yakın hissettiğinden bahsediyor. On beş yıldır aynı şirkette çalışıyormuş ve kurumu çok sevdiği halde son günlerde yaşanan değişiklikler sebebiyle huzursuzmuş. Bir küçük oğlu varmış ve kendisi çalıştığı için çocuğuna annesi bakıyormuş. Ve çok yakından bildiğim bir sorun bu aşamada varlığını gösteriyormuş. Diyor ki, “çocuğumun duygularını ve isteklerini annem benden daha iyi anlıyor. Ben onu ancak hafta sonları görebiliyorum ancak annem hep yanında. Ben nasıl bir anneyim ki çocuğuma bile faydam yok.” Hangimiz farklıyız ki? Bize yıllarca kadının çalışma hayatı içinde yer alması gerektiği, ekonomik özgürlüğünü elde etmesinin şart olduğu anlatıldı. Bu sayede kimsenin kölesi gibi yaşamayacaktık. Doğruydu. Zaten benim çevremde aksi düşünülemezdi bile. Ama söylemedikleri detaylar da vardı. Mesela çalışıp para kazansak da evdeki işler yine bize ait olacaktı. Evlenmek, bize sayısız sorumluluk yükleyecekti. Dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızdan biz daha fazla mesul olacaktık. Herhangi bir boşanma durumunda çocuk elbette bizde kalacaktı. Veda edip kayıplara karışan babalar ayda yılda bir kere ortaya çıkıp çocuklarının başını okşarlarsa kendimizi şanslı sayacaktık. İşte bunları anlatmadılar. Biz de kuzu gibi hem dışarıda çalışıp para kazandık hem de hayatı bütün yükleriyle sırtlamak için gayret sarfettik. Yine de erkeklerin gözündeki değerimiz değişmedi. Aynı işyerinde çalışıp aynı işi yapsanız bile akşam eve dönüldüğünde erkek ne yemek olduğunu sordu, televizyonun karşısındaki koltuğuna yerleşirken. Geçenlerde İstanbul dışında bir cenaze törenine katıldım. Musalla taşının üzerine konmuş tabut cemaatin toplanmasını bekliyordu. O anda camiin avlusu boştu. Musalla taşı, üzerinde tabut, içinde ebediyete intikal etmiş olan merhum, çok uzakta yüzlerini pek seçemediğim birkaç kişi ve ben vardık. Vakit erkendi. Henüz vaktin namazı için ezan okunmamıştı. Kılığım camide bulunmak için uygun ve edepliydi. Dua etmek istedim. Bir köşede ellerimi açıp içimden okumaya başladım. Birkaç dakika sonra yanıma bir akrabam gelip dışarıya çıkmamı işaret etti. Ne olduğunu pek anlamadım ama alelacele duamı bitirip onu takip ettim. Meğerse oralarda kadınlar camiye gitmezlermiş. Çok şaşırdım. “Peki” dedim “namazlarını camide kılmazlar mı? Kadınlar için yapılmış ayrı bir bölüm yok mu?” Varmış ama anladığım kadarıyla pek giden olmuyormuş. Çok kırıldım ve buruldum. Yıllarca çalışıp toplumun içinde bir yer edindiğimizi düşünmemiz aslında masal. Kendi kendimize gidip dua etmemiz bile hâlâ hoş karşılanmıyorsa biz ne diye didinip duruyoruz? Burada bir kavram karmaşası yok mu? Hem çalışıp para kazanmak hem bütün işlere koşturup durmak hem de hâlâ itilmek. Galiba yalan olan yalnızca aşk değil. Kadınların ikibinli yıllarda oturtulmak istendiği konum da yalan. Bizler hem karnımızın doymasını hem de ekmeğimizin tam kalmasını istiyoruz çünkü. LE V H A Sevgiye itibar etmek inançla mümkündür.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT