BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gözü yükseklerdeydi Hülya’nın...

Gözü yükseklerdeydi Hülya’nın...

Sahil her zamankinden kalabalıktı. Gençler gruplar halinde toplanmışlar, orta yaşlı çiftler kol kola girmiş ağır adımlarla onların arasından yürüyor, bu sıcak yaz akşamının iyot kokulu havasını keyifle soluyorlardı.



Sahil her zamankinden kalabalıktı. Gençler gruplar halinde toplanmışlar, orta yaşlı çiftler kol kola girmiş ağır adımlarla onların arasından yürüyor, bu sıcak yaz akşamının iyot kokulu havasını keyifle soluyorlardı. Her gün bu saatlerde kalabalık olurdu Karamürsel’in sahil kesimi. Bu mevsimde yazlıkçıların tümü gelir, İstanbul’un bunaltıcı havasından uzaklaşıp, biraz olsun serinleyebilmek amacıyla günlerini bu şirin Marmara beldesinde geçirirlerdi. Mahmut ocağın başından seslendi büyük kızına telaşla bağırarak. Çıplak alnında boncuk boncuk terler birikmişti: - Hülya! Kızım, iki tane de karışık sandviç için sucuk kes. Haydi biraz hareketlenin bakalım. Genç kız cevap vermeden söyleneni yapmaya başladı. Gıptayla bakıyordu deminden beri dışarıdaki gençlere. Eğleniyorlardı... Gruplar halinde her akşamüstü bu küçük dükkanın önündeki üç beş plastik masanın etrafına toplanırlar, keyifle bağrışarak sandviçlerini yerlerdi. Ondan sonra da aynı neşeyle uzaklaşırlar, kim bilir nereye eğlenmeye giderlerdi. Oysa kendisi sezonun başından beri her akşam bu tezgahın arkasına geçiyor, neredeyse gece yarısına kadar ocak başında çalışıyordu. Uzun kestane rengi saçları ipek bir tomar gibi dökülüyordu omuzlarına. Arkasından bağlıyordu pazardan aldığı ucuz bir tokayla. İri mavi gözleri babasına benziyordu. İmrendiği bir şey olduğu zaman kocaman kocaman açardı gözlerini. O zaman daha bir çıkardı güzelliği ortaya. Gözbebeklerinin karası olağandan büyüktü ve çok değişik ve esrarengiz bir hava veriyordu yüzüne. Çıkık elmacık kemikleri, biçimli burnu ve uçları hep mahzunmuş gibi gözükmesine neden olacak gibi aşağı doğru kıvrık olan biçimli dudaklarıyla bütün Karamürsel gençlerinin yüreklerini hoplatan bir kızdı. Liseyi bitirmişti geçen yıl. Mahmut izin vermemişti üniversite okumasına. Hem gücü yetmeyecekti hem de içi huzursuz olmuştu. Devir kötüydü ona göre. Nereden baksan, en yakını kazansa İstanbul’da okuyacaktı. Yine de kendi dizinin dibinden uzakta olacaktı. İzmit’te, Yalova’da da vardı iki senelik okullar ama Hülya’nın gözü yükseklerdeydi. İlla Tıbbiye veya Güzel Sanatlar diye tutturmuştu. Evde bayağı patırtı kopmuştu bu yüzden. Kocasının sözünden o güne kadar bir kez bile çıkmamış olan, ondan habersiz adımını atmayan Nemika hanım kızıyla eşinin arasında kalmış, neredeyse sıhhatini yitirecekti az kalsın! Zavallı kadın hangi tarafı sakinleştireceğini bilememiş, babasıyla çatır çatır münakaşa eden kızına söz geçirememiş, kocasının asabiyeti karşısında iyice kabuğuna büzülmüştü. Silik bir kadındı zaten. Kırk altı yaşındaydı henüz ama yüzündeki kırışıklıklar onun çok daha yaşlı görünmesine neden oluyordu. Elleri de aynı yüzü gibi yıpranmıştı. Kendisini iki kızına ve kocasına adamıştı. Tok gözlü bir kadındı. İstediği tek şey vardı hayattan bu saatten sonra: Huzur!.. Küçük kızı Selda ise evin neşesiydi. Mahmut nedense ona karşı Hülya’ya gösterdiği otoriter tavrını takınamıyordu. Küçük olmasının verdiği şımarıklıkla babasını her zaman ikna edebiliyor, sevimli hareketleri ve sıcak yaklaşımlarıyla gönlünü fethedebiliyordu Mahmut’un. Selda da dükkanda çalışıyordu akşam üstleri. Eğer yardım etmese, imkanı yok ablasıyla babası altından kalkamazlardı siparişlerin. Mahmut ocağın üzerindeki sucukları becerikli hareketlerle elindeki maşaya kıstırıp ters çevirdi. Kenarda duran rengi kararmaya yüz tutmuş bezle ocağın üzerini temizledi ve olanca gücüyle bağırdı: - Buyurun! Sıcacık, ağzınıza layık! Küçük dükkanın önüne bu sene belediye başkanından şahsen aldığı izinle iki üç tane plastik beyaz masa ve çevresine de birkaç sandalye koymuştu. Küçük bir kafeterya haline dönüşmüştü dükkanının önü. Sandviçi ise çevrede bayağı itibar görüyordu. Sahil boyunca dizili olan yazlık evlerden eve sipariş bile alıyordu. Akşam çaylarında zengin İstanbul hanımları bir araya toplandıkları zaman Mahmut efendinin sandviçlerini çaylarının yanında yemeden yapamıyorlardı. Bereket versin iyi kazanıyordu. Selda en ön taraftaki boşalan masaya doğru hareketlendi. Bulaşık tabakları aldı becerikli bir tavırla, önlüğünün cebindeki Nemika hanımın diktiği dört köşe bezle sildi alelusul masayı. Karşı taraftan kalabalık bir grup geliyordu neşe içinde. Hemen dudaklarına yerleştirdiği gülücükle seslendi gelenlere: - Hoş geldiniz, buyurun... Gözlüklü bir delikanlı önden ilerleyip gülümsedi. Her akşam bu saatte gelen müdavimlerdendi. Mahmut keyiflendi birden... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT