BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Geceyarısı kalkıp demlediğim çayı içerken odamda seni düşünüyorum. Çayım senin demlediğin gibi değil. Aynı tat, aynı dem yok nedense...



Seni düşünüyorum her gece... Geceyarısı kalkıp demlediğim çayı içerken odamda seni düşünüyorum. Çayım senin demlediğin gibi değil. Aynı tat, aynı dem yok nedense... Penceremin kenarında oturup gökyüzünü seyrediyorum. Gece simsiyah ama aydınlık. Siren sesleri geliyor uzaktan. Arabalar geçiyor besbelli. Kimbilir hangi yavruyu anasına, hangi askeri sılasına taşıyor. Kavuşturuyor ayrılanları, belki de sevinci bundan, coşkusu bunun için... “Ben de olsaydım onların içinde” diyorum “sana gelseydim çok geç olmadan...” Sanki hepsi düşüncelerimi anlıyor ve bunun güçlüğünü anlatır gibi susuyor birden. “Neden sustunuz?” diyorum “Neden? Ben de gitmek istiyorum, beni de alın” diyorum olmuyor. Sonra odamdaki saat beynime giriyor usulca. Elindeki çekiçle ismini beynime çakıyor, işliyor. Hızlıca, sertçe vuruşları... Her vuruşunda daha sert, her vuruşunda daha derin. Tüm sesler yankılanıyor beynimde, sanki yıllar boyu isminin silinmemesi, unutulmaması için çalışıyor. Gülüyorum acıyla; “asla!” diyorum. “Nasıl olur, nasıl silinir!” Asla silinmeyecek. Beni anlamışçasına alçaltıyor sesini, azaltıyor vuruşlarını. Ve sonra “Onu unutma!” diye fısıldıyor kulağıma, “unutma...” Dönüp bakıyorum zamanın geç olduğunu farkediyorum. Gece 3.30. Bu saatte sen ne yapıyorsun acaba? Belki tatlı düşlerde dolaşıyor, belki de kâbuslardan kaçıyorsun. Belki, belki sen de uyumadın beni düşünüyor ve ağlıyorsun. Beynimde bu düşünceler dolaşırken çayımın sonunu yudumluyorum. Tekrar doldurmak için çaydanlığa yöneliyorum. Doldurup çayımı alıyor, yatağıma gidiyorum. Komidine bıraktığım çay buharını yayarken etrafa, ben çekmeceyi açıyorum. Birden göz göze geliyorum resminle, uzanıyorum almak için. Elim titriyor seni inciteceğinden korkarak. Uzun uzun bakıyorum resmine, gülümsüyorsun, ister istemez ben de gülümsüyorum sana uyarak. Oturduğum yerde yatağıma uzanıyorum. İçimde senden uzakta olmanın burukluğu, gözlerimden akan damlalara engel olamıyorum. Kalkıyorum, artık çayımdan buhar tütmüyor. Atmayı düşündüğüm an vazgeçiyorum. Ardından elim kaleme doğru uzanıyor. Bir de kâğıt alıyorum. Evet sana yazacağım. Beş yılın ayrılığını, acılarını anlatacağım. Özlemimi gidereceğim. Mektubumu alıp okuduğun an canlanıyor gözümde. Yüzünde sevinçle hüzün arası bir şey, gözlerinde dünyanın en değerli incileri. Okudukça üzülüyor, ağlıyorsun. Her satırım yüreğine bir ok misali saplanıyor, parçalıyor yüreğini. “Yoo, hayır, bu acıyı sana nasıl yaşatır, böyle birşeye nasıl dayanırım. Aldığım kalemi yavaşça yerine koyuyor, böylece mektubumu başlamadan bitiriyorum... Yerimden kalkarak odanın ortasında dolanmaya başlıyorum, sebepsiz. Sonra pencereye yaklaşıp tekrar dışarıya bakıyorum. Kısa bir bakış. Perdeyi hızla kapatıp yürüyorum tekrar. Tıpkı yıllar önce elele kırlarda yürüdüğümüz gibi. Ama şimdi sen yoksun, elimden tutmuyorsun, ellerim ellerinin sıcaklığına hasret. İçimdeki yangınları anlatırcasına çatırdayan sobanın kenarında oturup ellerimi dizlerimde kenetliyorum, çaresizlik içinde. Eskilere dalıp gidiyorum bir an, eski günlerime. Hani kabuslarımdan ismini haykırarak uyanırdım. Yanıbaşımda durdun hemen. O kabuslar yine var ama uyandığımda yanımda sen yoksun, o kabuslar sensiz, çaresiz... İsminle ağlardım ağlarken. Artık ağladığımda gözyaşımı silen yok, teselli kaynağım yok. Dizine yatıp uyuyabileceğim, sarılıp başım omzunda ağlayabileceğim biri yok. Kalkıyorum gün ısımaya başlamış. Penceremden ilk ışıklar süzülüyor. Etraf kızıl bir elbiseyle prensesin gelmesini bekliyor. Her yer yeni bir güne hazır. Ya ben, ben hazır mıyım güne sensiz. Özlemin ağır ağır çökerken yüreğime her an, sensizliğe alışmaya çalışıyorum, olmuyor. Her yeni günle birlikte beni yeni şeyler karşılıyor da özlemini unutturamıyor. Oysa sensiz geçecek her güne alışmalıyım. “Hayat herşeye rağmen devam ediyor.” derdin ya onu da şimdi anladım çoğu şey gibi. Sonra birden seni görüyorum karşımda. Gülümsüyorsun her zamanki gibi. Bana ellerini uzatıyorsun. Tutmak, sana hasretle sarılmak istiyorum ama nafile. Benden uzaklaşıyor, ayrılıyorsun yavaş yavaş. Anlıyorum hayalin karşımdaki. Derken günün prensesi görülüyor ufuktan. Sarı saçların gibi, sımsıcak sevgin gibi ve çok uzak senin gibi odama şöyle bir bakıyorum. Soğumuş çayım beni bekliyor. Odam sıcacık ama ben üşüyorum. Yüzünü görememek, sesini duyamamak işkencelerin belki de en acısı. Bu gecem de öncekilerden farksız seni düşünerek geçti, senden ayrı. Ama bir gün mutlaka kavuşacağız mutlaka. Aramızda ayrılık olsa da , yıllar olsa da. İşte ogün sarılıp sana doyasıya acılarımı dindirmek istiyorum. Seni çok seviyorum “ANNE” seni çok seviyorum... * Bilgiyer ÖZCAN / ARTVİN Eski sevdalar Yanık gönülleri sam yeli almış, O eski sevdalar masala dalmış... Ne ben eski benim, ne sen eski sen, Erişilmez sevdalardan süzülen. Düş seyranlarında hoyrat gezilen, Feleğin çarkında aşka ezilen, Ne sen eski sensin, ne ben eski ben, Ne sen efsanesin... ne efsane ben... Yanık Kerem ile yaşar, han aslı Hani nerde bin bir gece masalı Efsane aşklardan şimdi ne kaldı? Şirin’in Ferhat’ı dağları yardı. Nerde Yusuf ile Züleyha aşkı Leyla ve Mecnun’a ad olan şarkı... Ne sen eski sensin, ne ben eski ben. Ne ben eski benim, ne sen eski sen, İdrak et ömrünü önüne sersen, Hicran dolu sevdalardan süzülen... Yaşanan çileyi bir görebilsen, Ne ben Tehmine’yim ne de sen Rüstem, Aklını başına devşiriversen! Bu fani dünyanın halini görüp, Dersini alarak düşünebilsen. Tehmine de hayal, Rüstem’de hayal, Yar, aklım başımda, sen de bu ne hal, Çilede ağarttım saçımı tek tek Hidayet Allah’tan, edep yahu çek! Ömür denen bu gün, bu dem mübarek... Bizlere verene şükürler gerek. Hak ile halk olan dolu bir yürek, Dünden dersini al, uyan ki gerçek, Acı son herkese bir bir gelecek... Ne yâr eski yârdır, ne can eski can, Gönlüm acılarla bezenmiş sultan. * Nihayet AĞÇAY / İSTANBUL Dünya ve içindekiler Duyuyor musunuz sesimi Haykırmak geliyor içimden Yaşamak için bir sebep var. Ağlamayı bıraktım ben de, gülüyorum artık Hafif esen rüzgârda kavak ağacının hışırtıları Arabaların uğultuları ve eksoz dumanları Duyuyor musunuz beni, yaşamak için sebep var. Ne güzel sabah güneşi Güneşin ışıkları iliklerime kadar ısıttı beni Bahçede çimenler başlarını kaldırdı Kuş cıvıltıları kulağımdaki yılların pasını açtı. Yaşamak için sebep var... * Mustafa KURNAZ / BELÇİKA Sessiz ölüm İstifli duvarda inmeli resmini gördüm Kuytu muamma kokuyordu çıplak yüzün Kör kandil melûl durmakta güdümsüz kalemden, Balyozlar cehenneme övgüde taze demden... Hakikâtten mevhuma gider lâl olmuş nefes Sulh etmez kangrenli gece resimdeki yüzle Baykuş susmuş o da inanmış takatsiz sese Bakamaz olmuş resme, karaltıda yarasa... İrkilten nakarat pepe küfürbaza inat, Kekremsi güzellik son bestenin methiyesi, Yalın kat sır parçalı, körpe bir cin uykuda Kasavet kaplı duvar, seni benden kovan yüz... Nakıs koltuğa dayalı titreyen ellerim Yüzün düşmesin diye son hamledeler şimdi, Dermansız dizlerim tellalı felaketin Doğrulsa yetişemez gözü fersiz bu resme... Çekiç vurur beynime loş hanenin saati Firak vakti seninle, kımıldayan hüzünle, Ben de düşerim görmeden esvapsız ademi Bu sende güzel ecel, sessiz ölümde gizli... * Sühâ KIVANÇ Mehtaplı geceler Ah şu yaz geceleri Mehtaplı geceler Siz grili atlasın yüzüne Baka baka hülyalara hiç daldınız mı? Ve çiğdemler gibi gökyüzüne serpilmiş Yıldızlardan buse aldınız mı? O yıldız tarlalarında Salıncağında sallanan ayçiçeği kızının Gözlerinden okşayıp sevdiniz mi? Ne güzel ah ne güzel Yelken açmak hayal denizinde. Sihirli bir el Alır götürür seni Yıldızların güzellik yarışına; Büyülenirsin binbir sarışına. Sanki masalların gizinde Martılar gibi uçarsın Dinlenirsin dalgaların dizinde. Hayat bu yaşam ne güzelmiş Geceler, şu yaz geceleri Onlar ki, bir ömre bedelmiş!... * Lâtif KARAGÖZ / ÇORLU Umutla bekliyorum Umutla bekliyorum, Bir gün doğacak güneş tepelerden. Uyanacak insanlık, Kurtulacak bu karanlık gecelerden. Meyveye soyunacak ağaçlar, Başaklar bire bin verecek. Her sabah pencere önüne konan kuşlar, Mutluluk türküsü söyleyecek. Bir çocuk sevinciyle çarpacak yürekler, Analar, artık ağlamayacaklar. Dile gelecek yıllardır sakladığımız dilekler, Yolcular, yollarda kalmayacaklar. Umutla bekliyorum, Bir gün doğacak güneş tepelerden. Uyanacak insanlık, Kurtulacak bu karanlık gecelerden. * Durdu ŞAHİN / ÇORUM Yalan ettiler Kahır mahzeninde yıllanmış dertler, Aşk denen nimetten mahrum ettiler... Ayılıp kendime gelene kadar, Gençliğime kıyıp talan ettiler... Kim vurduya gitti benim hayatım, Bir zalimi sevmek bütün günahım. Dolmadı mı çilem yeter Allah’ım, Beni doğduğuma pişman ettiler. Yalvardım, yakardım dinlemediler, Zavallı kalbimden ne istediler? Dertmiş, çileymiş bir de baktım ki, Koskoca ömrümü yalan ettiler. * Dilek BİLGA / BURSA Seni istemiyorum aşk Çiğ düşmedi yüreğime Kıran gelmedi hislerime Seni istemiyorum hepsi bu Lütfen huzuruma gölge düşürme Herkesin bir aşkı varmış Olsun varsın Sen asla benimle olamayacaksın Beynime nüfuz edip Geceleri uykularımı kaçıramayacaksın Bırak gecem siyah Gündüzüm beyaz kalsın Her ağladığımda ıslatacağım Bir omuz bulamazsın Sırf ben istiyorum diye Kimseyi masallardan çıkartamazsın Dokunma ıslak yanaklarıma Ağlamayı öğrendim ben Kimsesiz tek başına Hadi git artık gece bitmeden Gün vurmadan gözyaşlarıma... * Zeynep ARSLAN / TUZLA
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT