BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Deprem muhabbetleri

Deprem muhabbetleri

Bu yağmur bulutlarını nasıl da özlemişim. Havada yoğunlaşan grilik ve onun getirdiği serinlik beni mutlu etmiştir her zaman. Kişiliğimdeki melankoli eğiliminden midir bilmiyorum puslu havalarda daha huzurlu ve üretken olurum.



Bu yağmur bulutlarını nasıl da özlemişim. Havada yoğunlaşan grilik ve onun getirdiği serinlik beni mutlu etmiştir her zaman. Kişiliğimdeki melankoli eğiliminden midir bilmiyorum puslu havalarda daha huzurlu ve üretken olurum. Hava ve genel olarak doğanın hareketleri hayatımızı nasıl da etkiliyor. Bu sabah gazeteleri açtığımda bir takım uzmanların depremle ilgili endişelerini gördüm. Denizli ve civarındaki yer sarsıntılarını olası bir büyük depremin habercisi olarak yorumlayan uzmanlar acil tedbir alınmasından yana tavır sergiliyorlar. Zaten uzmanların arasındaki çekişme ayrı bir konu. İkiye ayrılmayı çok seviyorlar. Büyük bir bölümü Ahmet Mete Işıkara ile hiçbir konuda hemfikir değil. O ak derse diğerleri mutlaka kara diye tutturuyor. Nedir paylaşamadıkları belli değil. Herhalde her yerde ve her iş kolunda rastlanan sıradan duygu karmaşaları. Hani vardır ya “işgal ettiği makam aslında benim hakkım ama onun torpili vardı” faslı. Üzücü olan bunca yıl okuyup bilim adamı sıfatını almış düzeydeki insanların böyle davranıyor olmaları. İstanbul’da son yaşadığımız depremde de benzer bir sıkıntı yaşadı uzmanlar bildiğiniz gibi. Sayın Işıkara bunun bağımsız bir deprem olduğunu söyleyip uykusuz bir gece geçirirken iki gün sonra diğerleri bu fikrin saçma olduğunu iddia ettiler. Bağımsız deprem olmadığını meşhur 17 Ağustos depreminin artçısı olduğunu söylediler. Burada ilgimi çeken aradaki iki günlük süre farkı. Yani Işıkara’ya karşı olanların depremin hemen ardından fikirlerini açıklamaları daha inandırıcı olurdu. Risk azaldıktan sonra konuşmak elbette daha kolay. Bunca zamandır artık hepimizin ama az ama çok bilgi sahibi haline geldiği depremde bir tek net gerçek olduğunu görüyorum. O da depremin önceden tahmin edilemeyeceği. Denizli’de meydana gelen sarsıntılar eğer kırk yılda bir önceden uyarı niteliği taşıyorsa mutlaka yetkililerin tedbir almaları gerekir. Aslında farkında değiliz ama büyük depremden beri hepimizin psikolojisi sarsıldı. Havadaki ısı değişimleri, yıldızların nasıl göründüğü gibi konular hepimizi daha çok ilgilendirir oldu. Bu tahammülü zor bir gerilim. Gerçi zor olsa ne fark eder o da meçhul. Bunu bir anlamda sabırlı olmaya benzetiyorum. Hani sabrın erdem olduğunu hepimiz biliriz. Ama olaya makro bakıldığında sabretmenin alternatifinin olmadığı da açıktır. Sabretmeseniz ne olacak? İşte deprem konusu da böyle. Kaçacak deliğimiz, bulacak çaremiz yok. Bütün yapabileceğimiz mümkün olduğunca sağlam yapılarda oturmak ve dua etmek. Diğer yandan bunun psikolojik baskısı bizleri sinsice değiştirmeye devam edecek tabii.. Sayın Işıkara ve meslektaşları karşı fikir üretmeye devam ede dursun biz kaderimize razı, boynumuz kıldan ince bekleyeceğiz. İşte son zamanlarda girdiğim ruh durumu bu. Geceleri yatmadan önce kafamı pencereden dışarı uzatıp yıldızların yakın ve büyük mü göründüklerine bakıyorum. Sonra eğer hava serinse seviniyorum. Her ne kadar işi bilenler depremin illa ki sıcakta olmayacağını söyleseler de ben kendi bildiğimi aşamıyorum. Bu durumda bunaltıcı olmayan şu andaki hava şartları beni memnun ediyor şüphesiz. Camı açtığımda içeriye dolan ferahlatıcı serinlik kendimi iyi ve güvende hissetmeme neden oluyor. Arada sırada sayın Işıkara’nın yerinde olmadığıma şükrediyorum. Bütün milletin böylesine kortktuğu bir olayın ilgilisi olmayı kim ister ki? İsteyenler zaten her fırsatta deprem dedenin sinirini bozmak için çaba gösteriyorlar. İnsan sahip olduğu nimetin kıymetini onu kaybedince anlıyor. Depremin adını duymadan yaşadığımız onca yılın nasıl huzur dolu olduğunu ben şimdi anlıyorum. LE V H A Sevgi ve hoşgörü değer biçilemez bir hazinedir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT