BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mimarî nereye?

Mimarî nereye?

Mimarî alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Prof.Dr. Bülent Özer, 1962 yılından bu yana kültür, tarihi gelişimi içerisinde sanat ve genel olarak şehir mimarisi üzerine yazdığı yazıların ve yaptığı söyleşilerin bazılarından oluşan çalışmalarına yer verdiği “Kültür Sanat Mimarlık” isimli kitabını Yapı Endüstri Merkezi (YEM) yayınları arasından çıkardı.



Mimarî alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Prof.Dr. Bülent Özer, 1962 yılından bu yana kültür, tarihi gelişimi içerisinde sanat ve genel olarak şehir mimarisi üzerine yazdığı yazıların ve yaptığı söyleşilerin bazılarından oluşan çalışmalarına yer verdiği “Kültür Sanat Mimarlık” isimli kitabını Yapı Endüstri Merkezi (YEM) yayınları arasından çıkardı. Kitabın kültür bölümünde kültürün tanımı, bilgi-kültür özdeşliği, uygarlığın kültürden farkı, kültürün oluşumunda beliren otantiklikle birlikte “kültürlülük” ve “sözde kültür” kavramları ünlü toplumbilimcilerden getirilen örneklerle destekleniyor. Eklektisizmin olumsuz boyutları değişik varyantlarla işleniyor. Sanat kavramına da çok yönlü açılımlar getiriliyor. İç ve dış mekan Kitabın mimari ve mimarlık bölümünde mimarlığın tanım ve sınırlarından yola çıkılarak antikiteden bu yana mimari anlayışı ile çağdaş mimarlık düşüncesinin şekillenmesinde önemli etkileri olan akademisyenlerden de örnekler veriliyor. Eserde, pratik olarak mimarinin iç ve dış örneklemeleri alınarak yaşanılan ortamlara fonksiyonel etkisi, hayatta uyum ve çevre düzeni bakımından mimarinin iyi planlanması, iç mekan ile dış hacim düzeni örüntüsü, bunların mimari alanda fonksiyonel biçim bağıntıları üzerinde duruluyor. Modern mimariden geniş örneklerin verildiği kitapta, mimari üslubun olay haline dönüşümü dile getiriliyor. Gotik mimari, geleneksel-modern mimarinin birbiriyle giriştiği mücadelesi de ele alınan konulardan. Yeni konu ise post-modernizm... Bu konuda da dünya ve Türkiye örneklerinden yola çıkılarak önemli bilgiler sunuluyor. Özellikle 60’lı yıllardan bu yana Batı mimarisine hakim olan biçim zenginleşmesi ve plâstisite, şiddetini bütüne aktararak mimarinin yenilenmesi ve sansasyonel çözümler peşinde koşması niteliğine bürünmektedir. 19. yüzyıl, debdebeli çağların sembollerini aktarması bakımından önem arzeder. 20. yüzyılda ise özellikle 1960’tan sonra ‘sanat için sanat’ anlayışında yeni baştan önem atfedilmiştir. Bu yüzyılda mimari, sanat biliminin ileri sürdüğü gelişim şemasını bütün bütüne çiğnemediği, formların hayatını belirleyen genel gidişe ayak uydurduğu söylenebilir... Üslûp, Batı ve biz Türk üslûbunda iç disiplinden, gelenekten ve spontane güçten mahrum çağdaş Türk mimarisi içinden çıkılmaz kaosa sürüklenmiştir. Form aktarıcılığı ve uydurmacılığının en kalitesiz ve bayağılaştırılmış sayılabilecek ürünleri, kültürel yozlaşmanın belirgin simgeleri halinde şehirleri ve zihinleri istila etmiştir. Bu, Türkiye profiline yansımış, tarihçi eklektisizmin postmodernist kisveyle “mimarî arabesk” oluşturması mimarimizde batıdaki büyük ferdiyetçilerin becerikli-beceriksiz izleyicisi ve kopyacısı olmaktan ileri gidememiştir. Gerçek mimarlık sorunları ve biçimleri gündemden uzaklaşmış, kısaca Türkiye’nin kentsel ve mimari görünümü bundan otuz yıl öncesine kıyasla daha ölçüsüz, üslûpsuz ve çirkin niteliğe bürünmüştür. Dünya ve Türkiye’de çarpık yapılaşmanın tabii sebeplerinden olan gecekondu sorunu da mimari estetikliğini öldüren problemlerin başında gelmektedir. (0 212 230 29 19)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT