BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bunu asla kabul edemem!”

“Bunu asla kabul edemem!”



Evet... Ali Cengiz, hakikaten, tıpkı onun gibi karanlıkta oturmuş yağan karı seyrediyordu. Hatta az önce tıpkı İclal gibi, hem de aynı dakikada bu manzaraya hayran kalarak: - Ne kadar güzel, demişti. Sonra şöyle düşündü: - Acaba o da bu güzelliği seyrediyor mu? Odasında ışıklarını yakmadığına göre, camın arkasında bulunduğunu hayal ediyorum. Belki hakikaten böyledir. Sokak lambasının önünden bir anda binlerce kar tanesi nasıl da savrularak hızla geçiyor. Ali Cengiz, karşı evde perdelerin örtülmediğinin farkındaydı. Acaba İclâl, hakikaten tehayyül ettiği gibi camın arkasında mıydı? Gözlerini alabildiğine açarak görmeye çalıştı. Hem boşluktaki kar perdesi, hem camlara çarpan beyaz yumuşak taneler buna engel oluyordu. Sadece camlar, soluk bir akisle parlamaktaydı. Ali Cengiz: - Bir şey farkedilmiyor. Ama olsun. Ben öyle istiyorum. İclâl camın arkasındadır ve manzarayı seyrediyordur. Eğer bu yana baktıysa koskoca evimizi farkedecektir. Eh... Bir eve dikkat eden kimsenin, orada oturan komşusunu hatırlamaması mümkün değildir. Delikanlının düşünceleri, acaba tesadüfen bir telepati neticesi miydi? İclâl hakikaten, az önce söylediğimiz gibi o tarafa bakmış ve onları hatırına getirmişti. Ahşap evin etrafı bahçe olduğu için şekilsiz apartmanlara benzemeyen pek hoş silueti, tipi arkasında son derece çekici görünüyordu. Sokak lambası ile pek soluk aydınlanan gecenin boşluğunu beyaz kar taneleri doldurmuştu. Böyle bir manzaranın hassas bir kalbi harekete getirmemesine imkan yoktu. Eh... Böyle anlarda bir genç kızın boş kalbi, sevgi hissiyle dolmak ister... İclâl, dönüp dolaşıp Sermet’i düşünüyordu. Buna şaşmamak lazımdır. Çünkü, kaçtır karşısına çıkıp duran adam Sermet idi. Evet... Böyle idi ama, şu anda, kar arkasındaki harika görünüşü ile karşısında olan ahşap evde, Hatice hanım ile Ali Cengiz vardı. Tuhaf şey... Şaşılacak şey. Durmadan karşısına çıkıp duran Sermet’i hatırlarken, Ali Cengiz’i düşünüyordu. Genç kız, oturduğu yerde kımıldadı. Şekil değiştirdi. Ali Cengiz’i aklından geçirmesi ona ansızın ilerici (?) modern (?) Tomris’i hatırlattı. Hatırlamasıyla da ona sinirlenmesi bir oldu. Düşündü: - Münasebetsiz şey... Ali Cengiz’e kancayı taktığı besbelli ama yüz bulamadığı da muhakkak. Ali Cengiz’i tanıdığım kadarı ile buna eminim. Ali Cengiz’in ciddiyeti onu kudum kudum kudurtuyordur. Sermet’e rağmen aklı bu işe takılmıştı. Eğer ortada Sermet olmasaydı, Tomris yüzünden Ali Cengiz’i fena halde kıskandığını anlayabilirdi. - Dürüst, ciddi, fevkalade bir delikanlı Tomris’e kanacak olursa pek yazık. Yok yok. Bunu asla kabul edemem. İclâl, kendi kendine böyle söylendi ama, hâlâ işin farkında değildi. Yüzyıllardan gelen içine sinmiş bir duygu ile “komşu”yu koruması, onun menfaatini düşünmesi kadar tabii bir şey olamazdı. Genç kız, Ali Cengiz’i düşünmesini, sadece bu hislerin neticesi zannediyordu. Başka şey düşünemiyor, bu yüzden gerçeği göremiyordu. Sokak lambasının hâlesi içinden geçen kar tanelerine dalmış bir halde: - Yok yok, dedi: Dikkatli bulunmalıyım. Komşumun felaketine göz göre göre razı olamam. O an, her nasılsa Sermet’i unuttu. Ali Cengiz’i düşünmekten zevk ve heyecan duyduğunu farketmedi. Aynı, anda, karşı pencerede, karanlıkta oturarak, kar yağışını seyreden Ali Cengiz de buna benzer düşünceler içindeydi. Acaba, bu düşünceler, esrarengiz bir şekilde buluşuyor mu idi?.. Bunu bilemiyeceğiz ama ihtimaldir... O an Ali Cengiz, kendisini çok rahatsız eden Sermet’i bile unutmuş halde yüreği titriyordu. ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT