BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu pazar saat 14.00’te

Bu pazar saat 14.00’te

Duygular her zaman, her konuda önemlidir ve dünyayı paradan sonra yöneten sıradadır.



Seçimler sayesinde köşe yazarlarına istemedikleri kadar çok konu çıktı. Eğer bir gazetede günlük köşe yazıları yazıyorsanız, en büyük sorununuz konu bulmak oluyor. Pek çok insan Türkiye gibi bir ülkede gündemin hareketliliği yüzünden böyle bir sıkıntının olmayacağını iddia ediyorsa da aslında var. Evet gündem sürekli değişiyor ama sorunlar hep aynı olduğu için kendinizi tekrar etmek gibi bir problemle karşılaşıyorsunuz. Yetmişbeş yaşındaki genç Cumhuriyetimiz bir çok başarıya imza atmış elbette ama bazı kemikleşmiş sıkıntıları hâlâ aşamamış. Bunlar nedir? İlk akla gelen enflasyon tabii. Sonra bir türlü kimliğini tam bulamamış, sindirilememiş demokrasi anlayışı var. İşsizlik, geçim derdi, dili ve inancı kaybetme tehlikesi vs vs. Bunlar söz birliği etmişçesine dönüşümlü olarak önümüze geliyor. Ve daha çözemeden sıra diğerine geçiyor. Böylece ısıtılıp ısıtılıp karşımıza çıkarılan konular kabak tadı veriyor. Şimdi son seçimlerden sonra ortaya çıkan farklı siyasi tablo birazcık ümitlendirdi beni. Senelerce başımızda bulunup birbiriyle didişmekten başka hiçbir iş yapmamış olanların halkın oylarıyla kenara itilmesi ve denenmemiş olanlara şans tanınması ne de olsa yeni bir soluk demek. Tam beklediğim gibi seçimler yapılmadan verilmiş sözler, ültimatomlar süratle unutuldu. İddialaşmanın ne kadar anlamsız olduğu ortaya çıktı ve iddia edenlere yol göründü. Siyasi görüşünü hiç paylaşmamakla birlikte CHP Genel Başkanı sayın Deniz Baykal’ın aldığı yenilgiden sonra istifa kararı vermesi bana göre son derecede onurlu bir davranış. Halk açık açık “sizi istemiyoruz” dedikten sonra hâlâ ısrar etmenin ne anlamı olabilir ki? Şimdi merkez sağın birleşmesi tantanası var. Sanki geçen seçimlerde sandıktan aynı sonuç çıkmamış gibi. Çok iyi hatırlıyorum o zaman da ilk seçim sonuçları gelmeye başladığında parti yetkilileri “halkın mesajını aldık, birleşmemizi istiyorlar” demişti. Sonra ne oldu? Hiç! Birbirlerine çeşitli ziyaretler yaptılar, pazarlık ettiler, el sıkışırken fotoğraflar çektirdiler ve anlaşamadılar. Onca zaman kamuoyunu boşuna oyaladıkları gibi koskoca ülkeyi de hükümetsiz bıraktılar. Şimdi, aradan yıllar geçtikten sonra gelinen nokta yine aynı. Maksat üzüm yemek mi yoksa bağcı dövmek mi ona karar vermeleri lazım. Paradoksları, halka hizmet etmekle koltukta kalmak arasında saklı. Tipik insan tepkisi başarısızlığı kabul etmemek ama görünen köy de kılavuz istemez. Keşke bir kerecik kenara çekilmeyi bilseler de halkın oylarıyla seçmiş olduğu partiler kolları sıvayıp ne yapabileceklerini gösterebilse. Belki bu sefer istikrarlı bir yönetim biçimi kendisini hissettirebilir. Gün gibi açık olan sonuçları ipe sapa gelmez yorumlarla saptırmaya çalışmak, kendini kandırmaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Bazı köşe yazarları halkın oy kullanırken duygusal davrandığını yazdı. Elbette öyle olacak. Başka türlüsü düşünülemez ki zaten. İnsanlar işsiz ve açsa, yarınlara güvenle bakamıyorsa duygularıyla mı hareket eder yoksa mantığıyla mı? “Evet açım ve çaresizim ama mantığım beni işsiz bırakan liderden yana. Ben yine oyumu ona vereyim” diyecek bir insan olabilir mi? Duygular her zaman, her konuda önemlidir ve dünyayı paradan sonra yöneten sıradadır. Hele de Türkiye gibi Akdeniz’den payını almış ülkelerde. İnanmak ve itimat etmek sevmeyi getirir. Ve bizim insanımız sevdiğinin peşini bırakmaz. Sayın Süleyman Demirel’in durumu ortada işte. Türk insanı onu sevdi ve senelerce peşinden gitti. Ve sonunda olabilecek en üst makama yerleştirdi. Aynı şey sayın Bülent Ecevit için de geçerli. Türk siyasi hayatında çok uzun zaman yer aldı ve sevenleri peşini bırakmadı. Zaman zaman performansı düşse bile nihayetinde halk ona yine güvendi ve oy verdi. Bu oylar, yıllar sonra sayın Ecevit’i iktidara taşıdı. Bütün mesele kendini sevdirebilmekte. Pamuk Prenses’in güzelliğine düşkün kötü kalpli üvey annesinin gerçekleri söyleyen aynasını hatırlayalım. Hoşa gitmese de gerçekleri duyup öğrenebilmek en büyük şanstır. Meselelere makro bakmak ve hırsları bir tarafa koyup değerlendirmeyi ona göre yapmak belki de son fırsattır. Her neyse. Bu Pazar günü Yeşilköy’de bulunan Dünya Ticaret Merkezinde Kitap Fuarında olacağım. Sevgili dostum sayın Vehbi Vakkasoğlu ile birlikte Nesil Yayınevinin standında kitaplarımızı imzalayacağız. Benimle yüz yüze gelmek ve konuşmak isteyen okurlarımı mutlaka bekliyorum. Unutmayın, bu Pazar saat 14.00 ile 16.00 arası, Yeşilköy CNR Fuar Merkezinde... SÖZÜN ÖZÜ En büyük bilgelik, kendine egemen olabilmektir. LEVHA Güneş her yere girer, fakat hiçbir yeri kirletmez.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT