BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çatlak vazodaki gül!.. (Katılım Ortaklığı)

Çatlak vazodaki gül!.. (Katılım Ortaklığı)

Geçen hafta işimiz çok, merak ve telaşımız daha da çoktu. ABD Başkanı kim olacak diye bekliyorduk. Aradan on günden fazla zaman geçti. Başkanın ismi hâlâ belli değildir.



Geçen hafta işimiz çok, merak ve telaşımız daha da çoktu. ABD Başkanı kim olacak diye bekliyorduk. Aradan on günden fazla zaman geçti. Başkanın ismi hâlâ belli değildir. Bunun dünya için fazla önemi kalmadığı anlaşıldı. Amerika yine eski Amerikadır. Kim gelirse gelsin bir değişiklik olmayacaktır. İkinci merakımız AB’ den gelecek şu meşhur Katılım Ortaklığı belgesi ile ilgili idi. Gerçi Dışişleri Bakanımız ile Başbakan sorumlu yardımcımız içte dışta gerekli temasları yapmış ve tatmin olmuş görünüyorlardı ama bizler yine de BELGE önümüze hangi kılıkta çıkacak diye bekliyorduk. Bir vazonun içine konulmuş tek bir gül halinde geldi. Gül ne çiçektir biliriz, bildiğimiz için de sever, dikenlerine katlanırız. Gülün vazosuna şöyle bir baktık, Sevres mamulü idi. Bu gül için itina ile seçildiği anlaşılıyordu. Ama ne var ki bir yerinden boylu boyunca çatlaktı. Bir imalat hatası olmalı dedik. Çatlak vazolar, markaları ne olursa su tutamazlar, bu yüzden içine konulan çiçekten hayır gelmezdi. Mutlaka değiştirilmeli ve yeni motiflerle süslü “TC” markalı bir başka kaba konulmalı idi. Eskiye yönelik her türlü gizli kapaklı imalar, fikir ve düşüncelerden, yarım kalmış özlemlerden arındırılmalı idi. Çatlak Sevres vazosunun en son Yunanistan’da elden geçirildiği daha ilk bakışta anlaşılıyordu. Hiç yeri gereği yok iken Kıbrıs meselesi öncelikler arasında yer alıyordu. İyi ki böyle bir patavatsızlık yapmışlar yoksa farkında olmadan hepsini kabullenmiş olmamız da mümkündü. *** Çatlak vazodaki “Avrupa Birliği gülü”ne gelince onu da çok eskilerden biliriz. Biz genelde çiçekleri, özelde gülü hep severiz. İkinci Dünya savaşı sonrası Avrupa’da yeşermeye başlayan bu nadide gülün en azından yarım asırdır peşinden koşarız. Birinci Dünya savaşını izleyen dönemde Milli Misak sınırları içinde başlayan muhteşem kurtuluş savaşlarından sonra Türkiye Cumhuriyeti başı Batı’ya dönük olarak doğmuştu. Atatürk’ün yol haritasındaki “Muasır Medeniyet Seviyesi”ne Batı yolundan giderek ulaşabileceğimize inanmıştık. Batı’da ne varsa, yeni ne kuruluyorsa içine girer olmuştuk. Batılı 6 ülke, Fransa ile Almanya’nın ortak girişimi ile 1957 yılında Roma Andlaşması ile aralarında insanların, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbestçe dolaşabileceği bir “Avrupa Ekonomik Topluluğu AET” kurmuşlardı. Bugünkü AB’nin hem anası hem babası olan bu kuruluşa, Ortak Üye sıfatı ile ilk katılan Türkiye ile Yunanistan olmuştu. Mayıs 1960 furyası içinde üç yıl gecikme ile Türkiye ancak 1963 yılında katılabilmişti. Bu dahi pek de kolay olmamıştı. “Onlar Ortak, biz Pazar!..” diye direnen bir takım solcu ıntelijensiya çevrelerinin etkisinde kalan İsmet Paşa mütereddit idi. Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin “Paşam, işimize gelmediği an derhal çıkabiliriz.” güvencesini verdi. Ve Ankara Anlaşması TBMM salonlarında merasimle imzalandı idi. Roma Andlaşmasının ileride tam üyeliği öngören 237’nci maddesine göre imzalanmış olan bu Anlaşma eğer doğru dürüst uygulanabilse idi biz şimdi çoktan AB üyeleri arasında olacaktık. Ama olmadı işte... Hem içeriden hem dışarıdan büyük yanlışlarla uğraşarak bugünlere kadar geldik. Avrupa Birliğinin bize yol haritası diye sunduğu aşamaların her biri bizim AB üyesi olalım olmayalım zaten Atatürk’ün gösterdiği yoldan ulaşmak istediğimiz amaçlardır. Şimdi bunları kırık bir Sevres vazosu içine koyarak, “Ya bunları yaparsın, yahut AB’ye adım atamazsın!...” diye dayatmanın siyasi nezaketle ve hele hele Türk’ün milli hassasiyeti ve haysiyeti ile bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Türkiye’de Lozan’da yazılı olanlardan başka AZINLIK yoktur. Kürt meselesi Atatürk’ün “Milli Misak” haritası içinde gerçek yerini bulmuştur. Milli Mücadele sırasında yurd dışında bulunan bir arkadaşından Mustafa Kemal’e bir mektup gelir.. “Bir Milli Misaktır tutturmuş gidiyorsun!... Bu nedir? Milli Misaka hangi vilayetlerimiz dahildir?” diye sorar. Atatürk telgrafla cevap verir . “İçinde Türkçe ve Kürtçe konuşulan bütün vilayetlerimiz Milli Misaka dahildir”. Daha sonraları Tayfur Sökmen’in suali üzerine İskenderun sancağının da buna dahil olduğunu bildirir. Katılım belgesi veya yol haritası diye önümüze konulan bu belgenin hem zarfı, hem de mazrufu siyasi nezaket ve milli hassasiyetimiz göz önünde tutularak düzeltilmesi gerekir. Zaten yapacaklarını kendiliğinden kabul etmiş olan bir Devlete bunları amir hükümler olarak tebliğ etmenin hiçbir anlamı yoktur. Onlar istese de istemese de biz kendimizi Batılı ve Avrupalı hissediyoruz. Bu yönde ilerliyoruz. Gerisi laf ü güzaftır. Hele hele hiç münasebeti yok iken yok Kıbrıs meselesi yok Ermeni yaveleri ile gündemi daha da ağırlaştırmaya kalkışmak her şeyden önce Avrupa Birliğinin zararınadır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT