BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Birçok kişinin farkında bile olmadan taşıdığı hastalık: Tansiyon

Birçok kişinin farkında bile olmadan taşıdığı hastalık: Tansiyon

İstatistiklere göre dünyada 750 milyonu aşkın insan yüksek tansiyon hastası. Türkiye’de her 5 kişiden birinin yüksek tansiyonla ilgili sorunu bulunuyor. 50 yaşına kadar erkeklerde daha fazla görülen yüksek tansiyon 50 yaşından sonra kadınlarda daha fazla görülmeye başlıyor.



Çağımızın en moda hastalıklarından biri de yüksek tansiyon... Günümüzde tansiyonun sebep olduğu rahatsızlıklardan şikayet etmeyenimiz hemen hemen yok gibi... Eğer sabah kalktığınızda başınızda dayanılmaz ağrılar, baş dönmesi ve çarpıntı hissediyorsanız anlayın ki sizin de tansiyonla ilgili probleminiz var... En basit tanımıyla, kanın damarlara yaptığı basınca tansiyon denir. Kalp her kasılışında belirli miktarda kanı atardamarlara pompalar. Bu sırada,kan basıncı en yüksek düzeye çıkar. Buna “sistol” veya diğer adıyla “büyük tansiyon” denir. Kalbin iki kasılışı arasında geçen zaman içinde ise kan basıncı en düşük seviyeye iner. Buna da “diastol” veya “küçük tansiyon” denir. Sinsi düşman Birçok kişinin, yüksek tansiyon hastası olduklarını bilmediğini belirten uzmanlar bu durumu tansiyonun sinsi bir seyir izlemesinden kaynaklandığını söylüyorlar. İstatistiklere göre dünyada 750 milyonu aşkın insan yüksek tansiyon hastası. Türkiye’de her 5 kişiden birinin yüksek tansiyonla ilgili sorunu bulunuyor. 50 yaşına kadar erkeklerde daha fazla görülen yüksek tansiyon 50 yaşından sonra kadınlarda daha fazla görülmeye başlıyor. Bu menopoza bağlı olarak östrojen hormonunun azalmasına bağlanıyor. Küçük tansiyonun 9’un üstünde, büyük tansiyonun ise 14’ün üstünde olması uzmanlar tarafından “yüksek tansiyon” olarak kabul ediliyor. Uzmanlara göre; şikayeti olmayan hastaların teşhisi ancak yapılan muayene ile konulabiliyor. Bunların dışında başağrısı hipertansiyonun en önde gelen belirtilerinden biridir. Hipertansiyona bağlı baş ağrısı ense bölgesinde özellikle sabah hissedilir. Baş dönmesi, çarpıntı ve çabuk yorulma da diğer önemli belirtilerdir. Tuzla gelen tehlike Fazla tuz tüketilmesi tansiyon hastaları için en riskli beslenme şekillerinden biri. Yapılan çeşitli laboratuvar çalışmalarında, günlük tuz tüketiminin yarı yarıya azaltılmasıyla kan basıncının yüzde 25-30 oranında düştüğü belirlenmiş. Uzmanlar, yüksek tansiyonun sözkonusu olduğu kişilerde tuz tüketiminin günde 2 gramı geçmemesi gerektiğini söylüyor. Tansiyonun kontrol altında tutulması için yiyeceklere ilave tuz konulmaması işlem görmüş konserve, cips, kuruyemiş gibi gıdalardan kaçınılması öneriliyor. Tansiyon düşüren uygulamalar Tansiyonu normal seviyesine indirmek maksadıyla şu reçeteler kullanılabilir: * 4 bardak suya; 20 gram çilek kökü konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir. * 4 bardak suya; 1 avuç kurutulmuş elma kabuğu konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra 6 saat bekletilip, süzülür. Sabahları aç karına, bir kahve fincanı içilir. Tatlandırmak için 1 kahve kaşığı toz şeker konur. * 4 çay bardağı suya; 20 tane zeytin yaprağı konur. 3 çay bardağı su kalıncaya kadar kaynatılıp, süzülür. Günde 1 kere, 1 çorba kaşığı içilir. 15 gün devam edilir. Şikâyetler kaybolmadıysa; 8 gün ara verildikten sonra tekrarlanır. * 4 bardak suya; 1 tutam (10 gram) maydanoz konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir. * 5 tane patates kabukları soyulmadan ince ince dilinir. Üzerine, 4 bardak su konur. 15 dakika kaynatılıp, süzülür. Günde 2 kere, birer su bardağı içilir. * Her gün 1 limon yenir. * Yüksek tansiyonun sebep olduğu başağrısını gidermek için; başa, soğuk suya batırılmış bez konur veya başın çevresine 4 tane çiğ lahana yaprağı sarılıp, yatılır. Ayrıca; havuç, kereviz, lahana, pirinç pilavı, kabak, yeşil biber, kiraz, soğan, taze üzüm, çilek, pırasa ve sarmısak yemek çok faydalıdır. Yemeklerde az tuz kullanılır. Sigara ve alkol bırakılır. Hastalıklar ve çareleri Anksiyete için çözüm yolları Bunaltı ya da tıp dilindeki adıyla “anksiyete” ruhsal problemler içinde en sık görülenlerinden biridir. Korkuya benzeyen bir duygudur. Kişi bunu içinde sanki kötü bir haber alacakmış, bir felaket olacakmış gibi nedeni belli olmayan bir sıkıntı, endişe duygusu olarak tanımlar. Hasta kişi, bilinçdışı kökenli olan bunaltısının ortaya çıkış şeklini ve kendisine olan etkilerini mantık yoluyla izah edemez. Zor hayat şartları ve üstesinden gelinemeyen stres faktörleri hastalığın ortaya çıkışına sebep olur. Anksiyete problemi olan hastada genel bir huzursuzluk gözlenir, yüz ifadesi endişelidir. Çabuk kızar. Insanlararası ilişkilerinde endişeli, huzursuz ve gergin olabilir. Tedavisinde yatıştırıcı ilaçlar kullanır. Ilaç tedavisi psikoterapi ile desteklenir. Tedavi sonucunda genellikle olumlu sonuç alınır. Rahatsızlığın belirtileri genelde şunlardır: -Korku, nedeni belli olmayan sıkıntı, felaket beklentisi, genel bir huzursuzluk, endişeli bir yüz ifadesi, çabuk kızma. Tedaviye; hayatın iyi yanlarını görmeye alışmakla başlanır. Sinirlenmekten kaçınmak, her kötü olayın iyi bir tarafı olduğunu görmeye alışmak, düzenli bir hayat sürmek gerekir. Sinirleri yıpratıcı, kötü alışkanlıklardan uzaklamak, fırsat buldukça temiz havada dolaşmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanabilir: * 4 su bardağı suya; 2 kahve kaşığı güzelavratotu konur. Kaynatılıp, süzülür. Üzerine, 1 tatlıkaşığı süzme bal ilâve edilir. Günde, 1 çorba kaşığı içilir. * 4 su bardağı suya; 2 tatlı kaşığı (30 gram) kediotu konur. 1 bardak su kalncaya kadar kaynatılır. Sonra,suyun üzerine biriken kısım alınıp, bir şişeye konur. Günde 1 kere, yarım bardak suya 15 damla konup, içilir. * 2 su bardağı suya; 2 kahve kaşığı kuru nane konur. Yarım bardak su kalıncaya kadar kaynatılır. Sonra, suyun üzerine biriken kısım alınıp, küçük bir şişeye konur. Günde 1 kere, 1 bardak suya, 15 damla konup, içilir. * 4 bardak suya; 1 çorba kaşığı ufalanmış melissa konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Sabah akşam, ikişer çorba kaşığı içilir. * 4 bardak suya; 1 çorba kaşığı kuru, ufalanmış ayçiçeği yaprağı ve taneleri konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Suyuna, 1 çay bardağı süzme bal konup, karıştırılır. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir. * 20 su bardağı suya; yarım kilogram kimyon konur. Yarım saat kaynatıldıktan sonra temiz ve ince bir tülbentten banyo küvetine süzülür. İçinde 5 dakika yatılır. Akşamları, ılık tuzlu suyla banyo yapmak da faydalıdır. Mutfaktaki güzellik Adaçayı ve papatya ile saçlarınız harika Mutfağınızda, her an elinizin altında bulabileceğiniz malzemelerle cilt ve saç bakımınızı yapabilirsiniz. Size vereceğimiz bazı ipuçlarıyla, mutfağınızı bir güzellik merkezi haline getirebilirsiniz Her zaman mutfağımızın bir köşesinde bulunan papatya ve adaçayı, hem sağlığımız hem de güzelliğimiz için harika bitkilerdir. Papatya antiderzik etkisiyle özellikle hassas ciltlere iyi gelir. Saç köklerini güçlendirir, dökülmesini önler, saç derisini derinlemesine temizler, saç köklerine kadar nüfuz ederek saçı canlandırır. Adaçayı ise yağlı saçların fazla yağını alıp deriyi temizler, ölü hücreleri yok eder, saç derisini canlandırır, sıkıştırır, saç dökülmesini önler. Bu iki bitki çok uyumlu bir beraberlik sağlar. İkisinin bir arada kullanılması çok daha faydalıdır. 8 bardak kaynatılmış suya birer avuç adaçayı ve papatya koyun, üstü kapalı olarak 5 dakika kaynatın. Sonra 30 dakika demlenmeye bırakın, ardından süzün. İşte saçlarınız için çok besleyici ve etkili bir tonik. Yıkanmış temiz saçlarınızı ve saç diplerinı bu tonik ile ovarak masaj yapın. Daha sonra duru su kullanmayın. Bal kabağı kataraktı önlüyor Katarakt genellikle yaşlanmayla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak gözün şeffaf tabakasında hücre artışı olur ve görme azalır. Bunun dışında genetik rahatsızlıkla, göze gelen darbeler, göz içi mikrobik rahatsızlıklar katarakta neden olabilir. En sık görülen yaşlanmayla ortaya çıkan katarakttır. Kataraktın tek tedavi yöntemi ameliyattır. İçinde betakaroten bulunan bal kabağı bol miktarda yendiği zaman gözlerde meydana gelen kataraktı önlediği belirtiliyor. Yetişme çağındaki çocuklar için muhteşem bir gıda: FINDIK Ülkemiz, dünyanın en büyük fındık üreticilerinden biri. Ancak bu muhtşem gıdanın kıymeti nedense yeteri kadar bilinmiyor. Fındık, yağ, protein ve karbonhidrat açısından zengin. Kalsiyum, fosfor, B1, B2, B6 ve E vitaminleri var. B grubu vitaminleri kan yapımı ve ruhsal sağlığın devamı için çok önemli. Gelişme çağındaki çocuklar için çok yararlı. Alyuvarların parçalanmasını önlediğinden kansızlığa karşı koruyucu etkisi var. Kemik ve dişlerin oluşumunda ihtiyaç duyulan kalsiyum, kan yapımında kullanılan demir de var fındıkta. Fındıktaki yüksek oranda bulunan doymamış yağ asitleri ise vücudun ısısını korumaktan yağda eriyen vitaminlerin taşınmasına kadar birçok işe yarıyor. Linoelik ve oleik asitleri içermesi, kandaki kolesterolün yükselmesini önlediği gibi kalp ve damar hastalıklarına karşı da korunma anlamına geliyor. Anavatanı Karadeniz kıyıları, Trakya ve Makedonya olduğu sanılan fındık için Türkiye tam bir cennet. Dünya fındık üretiminin yüzde 75 kadarını ülkemiz karşılıyor. Yaklaşık 80 ülkeye fındık ihraç ediyoruz. Başlıca yerli fındık çeşitleri arasında tombul fındık, kanfındığı, sivri fındık, badem fındık ve foşa fındığı geliyor. Fındık yağı, içerdiği doymamış yağ asidi sayesinde de kalp krizi riskini azaltıcı etki yapıyor. Kolesterol düşürücü, içindeki demir sebebiyle kansızlığı önleyici, kalsiyumu bol ve E vitamini açısından zengin olan bu yağ daha çok Karadeniz yöresinde kullanılıyor. Kızartma, salata ve diğer yemeklerin yapımında güzel sonuç veriyor. Kullanım alanı sadece ev mutfakları değil elbette. Pasta ve bisküvi sanayiinde, kozmetikte ve sabun yapımında da tercih ediliyor. Fındık, içerdiği mineraller nedeniyle özellikle büyüme çağındaki çocukların beslenmelerinde mutlaka kullanılması gereken, dünyaya göre de hayli ucuz bir besin. İyisi mi, bundan biraz faydalanmalıyız.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT