BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çinuçen Bey’den sonra bir başka çınar: Yıldırım Gürses

Çinuçen Bey’den sonra bir başka çınar: Yıldırım Gürses

Televizyonlarda dolaşırken, TGRT’de Sibel Turnagöl bestekâr sanatçımız Yıldırım Gürses’in vefat ettiğini duyurdu.



Televizyonlarda dolaşırken, TGRT’de Sibel Turnagöl bestekâr sanatçımız Yıldırım Gürses’in vefat ettiğini duyurdu. Çınarlar göçüyordu. Fatiha okuduk ruhuna 300’ü aşkın eser bestelemiş bu muzikişinasa. Sonra kalktım ansiklopedilerden Yıldırım Gürses’i aradım. Türk Musikisi Ansiklopedisi’nde yoktu. Meydan Larousse’da da öyle. Sonra sırasıyla Ana Britannica, Milliyet’in Büyük Larousse’u ve nihayet Ötüken’in Yeni Türk Ansiklopedisi; hiçbirinde tek satır yoktu bu sanatçıdan. Peki neden? Nedeni şu herhalde değerlerimize verdiğimiz kıymet ve duyarlılık olsa gerek. Dünyanın neresindeyiz belli oluyor. Güçlü görse bizi Batı “sözde Ermeni soykırımı iddiası”yla kuşatma altına sokar mı? Kaçacak köşe arar. Demek zayıf gördü, iniyor tepemize, vuruyor gürzüyle. Yıldırım Gürses çok eski bir dostum. Ağabeyim. 60’lı yılların başından beri iki şey var ki kitleleri peşinden koşturuyordu. Müzik ve spor. Yüzbinler bir anda birlikte olabiliyor, cebinden para harcayarak, vaktini ayırıp, böyle bir coşkuda bulabiliyordu insanlar. Yıldırım Gürses, müziği iyi keşfetmişti. Mesajını böyle verecekti. Gençler arasında bir fırtına gibi esti. Altın Mikrofon’u kazandı. Gençliğe Veda, Son Mektup, Sonbahar Rüzgarlarını bilmeyen, söylemeyen kalmamıştı. Bu iriyarı dev cüsseli insan, sanat dünyasına da aynen öyle yansıdı. Birinci sınıf sanatçılarla çalıştı. Aldığı telifin neredeyse tümünü çalıştığı arkadaşlarına paylaştırdı. Eşi Ayla Hanım da sanatçı olduğundan evi bir mektep gibiydi, bir müzik ekolüydü. “Kızım, Fatih’ler doğuracak yaştasın” Yurtdışından teklifler aldı. O yıllarda yurtdışına çıkmak zordu. İspanya’daki bir şölene ve yarışmaya katılmak istiyordu. MTTB’li gençler Ankara’ya taşındı (Yıldırım Gürses’e böyle bir imkan verilsin) diye, duvarları aşamadılar. Bu sanatçıya bir dayatma vardı adeta. O da yarışmaya katılacağı eserini Cağaloğlu’ndaki MTTB Genel Merkezi’nde okudu. Bir de sipariş aldı. Mehter marşı besteleyecekti. Olur mu? Neden olmasın. Lütfi Kırdar o yıllarda Spor ve Sergi Sarayı’ydı. Bir şahlanış gecesindeki hınca hınç dolu salonda merhum Arif Nihat Asya ve Üstad Necip Fazıl Kısakürek de hazır bulunuyordu. Görkemli şölende bir ileri, iki geri değil hep önde vurmaya başladı Yıldırım Gürses: “Yürü, hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın? Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” Mehter repertuvarı bir yeni eser kazanmıştı. Siz böyle bir sanatçıyı ansiklopedilere alır, yer verir misiniz? Pasaport uzatıp yurt dışında temsil yetkisine haiz kılar mısınız? Yıldırım Bey mesaj dolu. Tamı tamına bir Osmanlı, bir İstanbul Beyfendisi, sanatçısı, iliklerine kadar Türk, kanına girmiş milli duyarlılık. 1967’de Sabah’ta çalışırken Foto Muhabirimiz Aydın Ünsal’ın yakın dostuydu. Şerefefendi sokaktaki Güneş Matbaacılık’ın zemin katında bulunan fotoğrafhanede derin muhabbetler olurdu. Yine öyle kiloluydu, sempatikti. Gazetelerde ilk defa “müzik” yazılarının girmesine neden oldu bu ilişkiler. Hâlâ da sürüyor. Mesam’da da ses getirdi. Ayrıldığında Mesam rölantiye girdi. Neşe-i muhabbet Çalışmaları Prodüktör Âdem Gürses ile ekrana taşındı. “Hoş Sada” programı tekrar tekrar yayınlandı TRT’de. Çok sesliliği tartışmaya açtı. Katılanlar oldu, eleştirenler oldu. Ama bir ileri adım atıldı müzik çalışmalarında. Ardından da “Neşe-i Muhabbet” ile müzikaller başladı. Sanat sarhoş masalarından arındırılacaktı. Bıçak-çatal sesleri duyulmayacaktı. Öyle de oldu. Bir başka atılıma imzasını koydu böylece. Bütün bunlara rağmen bir gizli el, o’nu sürekli sütre gerisine itmeye çalışıyordu. Hani “milli ve manevi değerler”e soğuk yüzler var ya işte onlar belki programlı, belki değil hep sütre gerisinde tutmak istedi. Yıldırım Gürses oralı bile olmadı. Çalışmasını sürdürdü yılmadan. Aşiyan’da program yaptığı günlerde o’nu Hakkı Civanbay ile izlemeye gitmişti. Birkaç çift piste çıkarak dans etmeye başlayınca, orkestrasını susturdu, sahneyi terketti. İşine bu kadar saygılıydı. Ama iş o’na göre değildi. Evinde sanat çalışmalarıyla başbaşa kaldı. Çok özel konserlere geldi. O’nu son olarak çağırdığımız İstiklâl Marşı’mızın TBMM’deki kabul yıldönümünde Ankara Altınpark’ta verdiği konserde izledim. Yine haşmetliydi, yine zangır zangır titretiyordu. Nihayet geçen yıl “Anılarla Yıldırım Gürses” adlı nostaljik çalışmayla aramıza yeniden katıldı. Ama bu katılım hep devam edecek, ansiklopedilerde olmasa da, devlet sanatçısı kabul edilmese de, mekanı cennet olsun. Eşi Ayla Hanım ve oğlu Beyazıd’a sağlık ve sabır dilerim. Bir dönemin belgesi ve bilgisi Yıldırım Gürses, mührü.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT