BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Küskün ‘Pavarotti’

Küskün ‘Pavarotti’

Bazı ölümler vardır, geride büyük hüzünler bırakan; ama bazıları da vardır, sadece düştüğü yeri yakan... Yıldırım Gürses’in ölümü, kalpleri hüzünlere yatıran cinsten şüphesiz...



Korkunç bir şey bu... Ölümlerin ardından hüzünlenmek yakışır bize. Kaybettiğimizin yerine yenilerin yetişmediği bir zirveyle artık aynı atmosferi paylaşamamak, aynı sevinç ve üzüntüleri yaşamamak... Birkaç gün önce Ahmet Kaya öldü; Paris’te... Ardından Yıldırım Gürses; İstanbul’da... Kimin nerede öldüğü çok önemli olsa gerek, bazı gazetelerde Gürses’in vefatıyla ilgili tek satır yazının çıkmaması içini acıtıyor insanın. Öteki ölümün ise günlerce manşete taşınması... İkisi de sanatçı... İkisi de kendini isbat etmiş ve birçok başarıya imza atmış iki isim... Yazıklar olsun! “Mevsimler yas tutup çöller ağlasın” diye başlayan Mustafa Sevilen’in şiirine yaptığı besteyle bir anda zirveye çıkan ve uzun yıllar boyunca “Türkiye’nin Pavarotti’si” olarak anılan Yıldırım Gürses’le ilgili, ne bir televizyon programı izleyebildik son iki gündür, ne de özel bir yazı okuyabildik gazetelerde... Yazıklar olsun! Giden ve bir daha geri dönmesi mümkün olmayan gençliğin kıymetini anlatıyordu “Gençliğe Veda” ile; içimizdeki hüzünleri ertelememizi istiyordu “Eller Eller” veya “Liseli Kız” ile... O’nu dün Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnettik. 61 yıllık ömrünün son onbeş yılındaki küskünlükleri, kırgınlıkları, ümitsizlikleri ile... Mutlu olsun popüler kültürün emrindekilere, artık güller ağlamayacak! Besteci aktör 1965’teki Altın Mikrofon Yarışması’nda kazandığı birincilikten sonra, bir süre operada da çalışan Gürses, henüz 26 yaşında iken “Gençliğe Veda” demişti. Gazinolarda görkemli programlara çıkmıştı. Türk sanat müziğine çoksesli bir altyapıyı getirmişti, eleştirilere rağmen... 150’nin üstünde beste yaptığı ama bir süre sonra işsiz kaldığı bile oldu. TRT’den gelen teklifle yeniden hayata döndü ve “Hoşsada”ya başladı. 14 yıl ara verdiği müziğe “Anılarla Yıldırım Gürses”le yeniden merhaba demişti. Kırgınlığını ise şöyle anlatıyordu: “En azından bir belgesel bırakmaktı amacım. Bestekarlık öyle bir olay ki... Bestekarlar tavuğa benzer. Ne yapsanız, yumurtlamasını engelleyemezsiniz. Kendimi bir icracıdan çok, besteci aktör olarak görüyorum. Korktuğum bir şey var: Hangi adrese mektup yazacağımı bilmiyorum.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT