BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yalnız basına kalmıstı genç kız...

Yalnız basına kalmıstı genç kız...

Hülya büzüldüğü kuytu köşede sabaha kadar oturmuştu. Sabahın ilk ışıklarıyla hareketlendi. Her tarafı tutulmuştu.



Hülya büzüldüğü kuytu köşede sabaha kadar oturmuştu. Sabahın ilk ışıklarıyla hareketlendi. Her tarafı tutulmuştu. Başına gelen felaket saatler ilerledikçe yüreğindeki vahameti arttırıyor, çaresizliği ve sevdiklerinin acısı daha bir çörekleniyordu. Umutsuzca bekliyordu evinin enkazı başında. Sonunda sabahın ilk ışıklarıyla birkaç adam geldiler. Ellerindeki kazmalar, keskiler ve kesicilerle dolaştılar yığıntıların üzerinde. Heyecanla koştu genç kız onlara doğru: - Ne olur, burayı kaldırın, anam, babam, kardeşim altında... Çıkarın onları... Adamlardan biri acıyarak baktı ona: - Kardeş, yalnız seninkiler değil... herkesin yakınları yıkıkların altında. Hangi birini kaldıralım. Bu enkazı biz kaldıramayız. Buna profesyonel insanlar lazım. Hem burada hiç ses seda yok ki... Biz enkaz altından ses gelen yerlere gidiyoruz. Hani kalan bir can varsa onu kurtaralım diye!.. Hülya taş gibi kaldı durduğu yerde. Böylesine açık açık yüzüne söylenen gerçek şaşkına çevirmişti genç kızı. Hemen enkaza doğru atıldı. Yere yatıp gördüğü boşluklara bağırdı: - Annee... Seldaaaa... Babaaa!.. Hiçbir şey duyulmuyordu. Ağlamaya başladı. Adamlar acıyarak baktılar ona. Bir şey söylemeden geldikleri gibi gittiler. Yine yalnız başına kalmıştı genç kız yıkıntıların yanında. Tekrar bir taşın üzerine oturdu, beklemeye başladı. Bir süre sonra yanından geçen otuz, otuz beş yaşlarında bir kadın bir ekmek uzattı ona. Hayretle kaldırdı gözlerini, baktı kadına: - Al kardeş, açsındır sen! - Sağ ol abla... diye mırıldandı, çekinerek uzattı elini aldı ekmeği. Gerçekten içi kazınmıştı... Onca felakete, onca ıstıraba rağmen karnı acıkabiliyordu. Kızdı kendine acıktığı için. Ama yine de yedi ekmeği. Dili damağı kurumuştu. Bir yudum su aramaya koyuldu sonunda. Nihayet parkın orada yere serdikleri battaniyeler üzerinde oturan insanlara yaklaştı: - Bir yudum su var mı Allah rızası için, ağzım kurudu... diye yalvardı. Kadın hemen yanındaki plastik şişeyi uzattı. Garip bir şekilde insanlar kenetlenmiş, herkes birbirinin yakınıymış gibi yardımcı olmaya çalışıyordu. Bir kişinin acısı hepsinin acısı gibiydi. kana kana içti suyu. Elinin tersiyle kuruladı ağzını: - Abla şu kenarda oturayım mı ben de... - Gel kardeş... Gel otur... Yıkıldı mı evin? Başını salladı. Gözleri dolmuştu. - Yıkıldı, anam, babam, kardeşim gitti... Bir ben kaldım... Kadın acıyarak baktı onun yüzüne. Sonra gözlerini kıstı: - Seni tanıyorum ben... Sen sahildeki sandviççide çalışıyorsun değil mi? Heyecanla salladı başını Hülya: - Evet... Mahmut ustanın kızıyım ben... - Vah anam vah... Vah babam vah! Yere baktı genç kız. Ağlıyordu. Gözyaşlarını sildi parmaklarının ucuyla neden sonra: - Senin evin de yıkıldı mı abla? - Yıkıldı anam babam, ama tamamen değil. Çok şükür biz kaçabildik. Kaldık böyle orta yerde. Benim bey oturulmaz diyor ev için. Ama en azından eşyamı falan alırım içinden. Gideriz artık buralardan. Baksana her yer yerle bir olmuş... Adapazarı, İzmit, Gölcük, Değirmendere, Yalova, Taşköprü... Korkunç bir felaket bu! Yer yarıldı sandım... Hülya birden o anı hatırladı. Evlerin birbirlerine çarptığını, yerle bir olduğunu gözleriyle görmüştü... *DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109877
    % 0.19
  • 3.8589
    % -0.82
  • 4.5524
    % -0.67
  • 5.1623
    % -1.1
  • 156.204
    % -0.26
 
 
 
 
 
KAPAT