BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bir garip yolcu”

“Bir garip yolcu”

Kaç yıl oldu bilmiyorum. Galatasaray Lisesi’nin bahçesi yazın sinema ve konser alanı olarak kullanılırdı. Biz o zamanlar Beyoğlu’nda oturuyorduk ve yaz akşamlarında Galatasaray Lisesi’nin o serin bahçesine sık sık giderdik...



Kaç yıl oldu bilmiyorum. Galatasaray Lisesi’nin bahçesi yazın sinema ve konser alanı olarak kullanılırdı. Biz o zamanlar Beyoğlu’nda oturuyorduk ve yaz akşamlarında Galatasaray Lisesi’nin o serin bahçesine sık sık giderdik...Belki de tek eğlencemizdi bu. Çoğunlukla Türk filmi getirirlerdi; fakat filmden çok halka sunulan konserler ilgi çekerdi. Öyle ki filmin başlama saati gecenin geçkin saatlerine doğru habire sarkardı. Makinistin işi ne? Varsın sabahlara dek sürsün bu eğlence. Hayat bu kadar gelgeç ve köşekapmacalı değildi anlayacağınız. Kimler gelmemişti ki o bahçeye. Beyaz Kelebekler, Mavi Işıklar, Yurdaer Doğulu, Berkant, Birsen Armağan ve Yıldırım Gürses’e kadar birçok sanatçı...Bizim ev liseye yakındı, yürüye yürüye beş dakikada varırdık. Köşebaşında her gece esmer mi esmer bir sucuk ekmekçi durur, ekmek arası yapar, ızgaradan tüten duman sizi sarıp sarmalardı. Satıcının Apikoğlu sucuğu ile hazırladığı hafiften acı yeşil biber ve domatesle süsleyip bol tuz ektiği “ekmek arası”ndan elimize birer tane alır daha bitirmeden eve varırdık. Bir defasında Mavi Işıklar sahnedeyken müthiş bir sağanak inmişti de okulun saçakları altına, kapı diplerine sığınmıştık. Mavi Işıklar o dönemin parlak yıldızlarıydılar. The Beatles grubuna benzerler, çoğu zaman mavi elbise giyerlerdi. Daha sonra adları işitilmez oldu. Şimdi herşey yapaylaşıyor, sanallaşıyor biliyorsunuz. Bahsettiğim dönemde televizyon yeni yeni evlere girmeye başlamıştı. Sanatçı bu unvanına terleyerek, emekleyerek, elenerek sahip olurdu. Bu millet öyle bayağı sözleri, çalakalem şeyleri alkışlamazdı. Sanata bakardı, sese hünere bakardı... İşte bahsettiğim o gecelerde bir bakarsınız Yurdaer Doğulu gitar solosuyla alır bizi Granada akşamlarına götürürdü. Birsen Armağan eğer havasındaysa “İspanyola”yı döktürürdü, kısık yanık sesiyle... Fakat bir ses vardı ki işte o üstümüzde yıldızların kaynaştığı yaz gecelerinde tüylerimizi diken diken ederdi. Evet Üstad Yıldırım Gürses...Onu da kaybettik. Verimli çağında ve galiba biraz gücenik olarak... Bu devirde gerçek sanatçılardan o gücenik duyguları taşımayan var mı?.. Bugün ve dün birçokları Yıldırım Gürses’in besteleriyle adlı sanlı oldular; hatta Türk musikisine onun besteleriyle aşık oldular. Onunla ilgili pekçok anlatılar olacaktır. Ben bunları çok yakınlarına ailesine, arkadaşlarına, talebelerine bırakıyorum. Evet o gecelerde Yıldırım Gürses neler okumazdı ki? “Bir Garip Yolcu”dan tutun, “Son Mektup”a, “Ankara Rüzgarı”ndan “Elveda Gençliğim”e herbiri kitlelere ulaşmış zirve şarkılar... Hele Elveda Gençliğim...” İşte bu şarkıyı okurken “Tanrım bana ümit ver!” dediği noktada sesinin ulaştığı merhale bambaşka birşeydi. Bizim ürpertimiz de o anda olurdu. Sesi de besteleri de üstün nitelikliydi. Bence Münir Nurettin, Sadi Hoşses, Yesari Asım Ersoy, Arif Sami Toker, Alâaddin Yavaşça, Necdet Tokatlıoğlu, Alâaddin Şensoy, Ziya Taşkent, Mustafa Sağyaşar zincirinin yeni bir halkasıydı ki bu zincire Zekâi Tunca’yı da son dönem sanatçılarımızdan olarak ilave etmeliyiz. Yıldırım Gürses aynı zamanda ülkesine sevdalı, değerlerine sadık, vefalı bir şahsiyetti... Bilmiyorum devlet tarafından üstün hizmet nişanı veya devlet sanatçılığı payesiyle onurlandırıldı mı? Bir arkadaşım söylemişti “Bu ülkede herşey üç tane mavi gözlü kadının elinde” diye. Yanlış değil... İşte biz bu hale geldik... Büyük sanatçı Yıldırım Gürses’e Allah’tan rahmet dilerim.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT