BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bunca mücadele, bunca şehit boşuna mı idi?

Bunca mücadele, bunca şehit boşuna mı idi?

Strasbourg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Türk Mahkemelerinin ve Türk Yargıtayı’nın, Öcalan hakkında verdiği idam cezası hükmünü ele alması ve sonra da bu davaya yeniden, kendisinin bakma kararını vermesi ihtimali, Avrupa Birliği hususundaki endişe ve itirazlarımızda ne kadar haklı olduğumuzun, başlıbaşına kanıtıdır!



Strasbourg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Türk Mahkemelerinin ve Türk Yargıtayı’nın, Öcalan hakkında verdiği idam cezası hükmünü ele alması ve sonra da bu davaya yeniden, kendisinin bakma kararını vermesi ihtimali, Avrupa Birliği hususundaki endişe ve itirazlarımızda ne kadar haklı olduğumuzun, başlıbaşına kanıtıdır! Cumhuriyetin temeli Cumhuriyet’in en temel ilkesi olan ve Anayasanın “değiştirilemeyecek” ve altına istisnalar yerleştirilemeyecek maddelerinden olan 6. maddesindeki, “Egemenliğin (bütün boyutları ile) kayıtsız, şartsız, Türk milletine ait olduğu” ilkesine rağmen, AİHM, bir süper yargıtay olarak Öcalan hakkındaki kararı gözden geçiriyor. Neticede çok muhtemeldir ki, davaya yeniden bakarsa, aylarca sürecek duruşmalar esnasında, Strasbourg’ta ve Avrupa sokaklarındaki gösterilerle, enine boyuna, “Öcalan’a özgürlük” sloganları ile, aylar boyu, aleyhimizde, istismar edilecek... Ermeni tasarıları bunların yanında Okmeydanı’nda buhurdanlar gibi kalacak! Ta ki katil Öcalan gene AP tarafından, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin, yerine, “barışçı yollardan” “Demokratik Kürt-Türk Cumhuriyetinin” (II. Cumhuriyet dedikleri de bu olsa zahir) kurulması için yapılacak müzakerelerde, karşımıza bir Mandela olarak çıkarılana kadar!.. Olmaz demeyin; olmazlar hep oluyor, olduruluyor! Öcalan İmralı’da idam hükmünü yediği günün akşamı, İmralı rıhtımından yapılan TV yayınlarında ve sonraki açık oturumlarda, “Öcalan’ın idam hükmünün TBMM’de tasdik edilmesini önlemek ve alanı AB’ye bırakmak büyük hatadır” demiş ve onun giderek bir Mandela olarak karşımıza çıkacağını ilave etmiştim. Kahin değilim, ama tehlikeleri, hükümet erkanının ve bazı medya mensuplarının göremedikleri kadar görebiliyordum. Başbakan, “Öcalan bitti, artık konuşamaz, konuşursa, konuşturulursa, gereği yapılır!” diyordu. Ve diğerleri de diyorlardı ki “İdam edilirse, ölüsü dirisinden beter olur, kahraman olur” Aynı şeyleri, bugün bile, AB cezbesinden kurtulamadıkları için yazanlar var. Öcalan dünya arenasında Ancak o zaman tahmin ettiğim gibi Öcalan susturulamadı ve bitmedi. İmralı’daki konforlu hücresinden avukatları vasıtasıyla konuştu durdu; mesajları PKK organları, TV’leri radyoları tarafından yayınlandı ve şimdi de, aslında, ne kadar bitmediğini, ne kadar canlı olduğunu görmek için Strasbourg’a, Avrupa sokaklarına bakınız, TV haberlerini izleyiniz... Göremiyorlar mı? Acaba vatanperverliklerinden şüphe etmek istemediğim dostlarım, Avrupa Birliği’nin cazibe ve cezbesinden kurtulup, milli hükümranlık haklarımzı feda etmenin, AB’ye biat etmenin, bırakınız ne kadar haysiyet kırıcı olduğunu, Türkiye’nin gerçek çıkarları açısından, ne kadar hata olduğunu, bu canlı örnekten sonra da görmeyecekler mi? AB için Türkiye’nin duyarlılıklarının, çıkarlarının ve milli değerlerinin fazla mana ifade etmediğini -ve maalesef zayıf, savunma kalkanları indirilmiş kendilerine peyk bir Türkiye istediklerini, olaylar geliştikçe ve maskeler düştükçe- fark etmiyorlar mı? Mesut Yılmaz’ı bile güya yeni seçeneklere bakmaya sevkeden olaylar, şimdi kelime oyunları ile geçiştirilse ve önümüze sunulan acı ilaçların üzerine daha fazla şeker sürülse bile, AB’nin hakkımızdaki politikası esasta değişmeyecektir... Siz Avruplalıların, Öcalan ile o bet yüzü için mi veya insan hakları uğruna mı, bu kadar ilgilendiklerini sanıyorsunuz? Pişirıp pişirip önümüze getirdikleri Ermeni konusunda da olduğu gibi Türkiye’yi küçük düşürmek ataerkil hınçlarını da almak istiyorlar... Bunu da mı göremiyorlar? Şükürler olsun ki, görenler var. Başta muhakkak Türk Silahlı Kuvvetleri ve de MHP! Öcalan ve PKK konusunda, bunca mücadele, bunca şehitten sonra döndürüldük dolaştırıldık. Öcalan İtalya’da iken şiddetle reddettiğimiz Öcalan’ın Avrupa’da yargılanması safhasına ve gene şiddetle reddettikten sonra ve TSK’nın onurlu mücadelesi ile Öcalan’ı yakalayıp PKK’yı bitirdikten sonra, sanki bu mücadele hiç yapılmamış ve bunca şehit verilmemiş gibi, aramızdaki “andıçlı” işbirlikçileri önerdikleri “siyasal çözüme” geri getirildik... Yani şimdi “Keşke böyle yapmasaydık da zillete başından razı olsaydık, bunca şehidi vermeseydik” mi diyeceğiz. Çünkü “andıçlılar” şimdi içlerinden veya imaen muhakkak böyle diyorlardır. Daha eskilere gidelim Bu “Keşke”yi biraz daha, AB’ye girmemiz konusundaki gerkçelere teşmil edelim. AB “gönüllüleri” derler ki: “Biz tek başına adam olamayız. İlla ki AB’ye girmenin veya kabul edilmenin sürecinde AB mübaşirlerinin kriterleri ve ödevleri ile başımıza vurula vurula bütün alanlarda ‘adam edilmemiz’ gerekiyor. Yoksa pejmürde bir Orta Doğu ülkesi olarak kalırız” Aynı şeyleri 1919-1920’de İstanbul’daki mütareke basınında Ali Kemaller, Refii Cevatlar yazıyor. Osmanlı davletinin temsilcileri, Ankara’daki Kuva-yı Milliyecilere söylüyorlardı. Hatta Ankara’daki vatanperver bazı Kuva-yı Milliyeciler dahi “Ehven-i şer olarak, Amerikan mandası altında adam olabileceğimizi” Birinci TBMM kürsüsünden ifade ediyorlardı. Şimdi, İstiklal Harbi’ndeki mücadelemizden ve o zaman da binlerce şehitten sonra o aynı noktaya mı getirildik? AB’nin bizi adam etmesinden başka hiç çaremiz yok mu? “Ah Mustafa Kemal neredesin?” Onun Büyük Nutkunu ve hele en sonunu öyle gösteriş ve şov olsun diye değil, içtenlikle, içlerinize sindirerek okumanızı tavsiye ederım... GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere memleketin dahilindekiler (*) gaflet ve dalalet hatta hıyanet içinde bulunabilirler.” Gazi Mustafa Kemal-Büyük Nutuk’tan (*) Burada iki kelimeyi bilerek çıkardım. Bugün bütün iktidarda bulunanları toptan suçlamamak için.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT