BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir Teşvikiye macerası

Bir Teşvikiye macerası

Çarşamba gecesi kendime o kadar büyük bir iyilik yaptım ki anlatamam. Uzun zamandan beri ilk defa, tıpkı size tavsiye ettiğim gibi dertlerime sırtımı döndüm. O gün için hepsini rafa kaldırdım.



Çarşamba gecesi kendime o kadar büyük bir iyilik yaptım ki anlatamam. Uzun zamandan beri ilk defa, tıpkı size tavsiye ettiğim gibi dertlerime sırtımı döndüm. O gün için hepsini rafa kaldırdım. Nasıl olsa isteseniz bile bir yere kaçtıkları yok. Her zamankinden daha renkli bir kıyafet seçtim. Bu, moral verdi bana. Ve bir arkadaşımı arayıp meşgul olup olmadığını sordum. Hoş bir tesadüf, arkadaşımın kocası bir iş gezisindeymiş. Telefon edip ondan izin istedik ve aldık. Düşünün, birbirini anlayan ve seven iki kız arkadaş ve bütün güzelliğiyle gözümüzün önünde İstanbul şehri... Soluğu, benim pek alışık olmadığım bir semtte, Teşvikiye’de aldık. Oralara taşınmayı hiç düşünmüyorum ama itiraf edeyim, son derecede Avrupai ve iç açıcı muhitler. Bir kere sokağa çıktığınızda ilgi alanınıza hitap eden bir çok seçenek buluyorsunuz. Bizim Yeşilköy iyidir, hoştur ama biraz kapalı bir muhittir yabancılara karşı. İki bayan bir araya gelince, tahmin edebileceğiniz gibi önce alışverişe dadanırlar. O gün inanılmaz bir dükkan keşfettik. Teşvikiye Karakolunun üst karşı sokağında Jasmine Silver... Dışarıdan bakınca küçükmüş gibi görünüyor. Ama içeride o kadar özel modeller ve ince motifler var ki hangisini alacağınızı şaşırıyorsunuz. Benim gümüş takılara ve yarı değerli taşlara karşı ilgim var. Türkiye bu bakımdan çok ileri seviyede. Bizim ustaların modellerine yabancıların yetişmesi mümkün değil. Kendimi tutamayıp bir şeyler aldım ama aklım her zamanki gibi alamadıklarımda kaldı. Ne yazık ki her güzele sahip olamıyor insan. Tabii karnımız acıktı bu arada. Teşvikiye Reasürans Çarşısına gittik. Zanzibar’da güzel bir masa bulup oturduk. Bir yandan yürümekten mahvolan ayaklarımızı dinlendirdik, diğer yandan seçkin mönü sayesinde midemizi şımarttık. Ama asıl macera yemekten sonra başladı. Bir kat aşağı inip Kerem Görsev Jazz Bar’ın kapısını araladığımızda bütün dünya dışarıda kaldı. Görsev, benim hayranı olduğum bir sanatçı. Ama bir türlü canlı izlemek kısmet olmamıştı. Aslında yine olmadı çünkü sanırım o gün şehir dışındaymış. Fakat bizi başka bir sürpriz bekliyordu. Sürprizin ismi, ülkemizdeki en önemli jazz ustalarından birisi olan Fatih Erkoç’tu. Sayın Erkoç’la birlikte sahne alan ünlü piyanist Selçuk Sun zaten herkesin tanıdığı bir duayen. Davulda Melih Çetiner, basta Cemal Serezoğlu... Sonuç: Muhteşem bir müzik, atmosfer ve mutluluk! Altmışlı yılların Amerika’sında moda olan kokteyl salonlarını andıran bir mekan Kerem Görsev Jazz Bar. Dar ve uzun bir koridor formundaki kulüp, ağırlıklı olarak koyu kırmızı tonlarla dekore edilmiş. Tam jazza uygun bir seçim. İşletmeci olarak karşınıza Şebnem hanım çıkıyor ve sıcak bir gülümseme ile kendinizi rahat hissetmeniz için elinden geleni yapıyor. Bu arada Şebnem hanımın eşi ciddi bir başarı sergileyerek DJ’lik görevini üstleniyor. Belli ki bir jazz aşığı. Zaten jazz aşık olunacak bir müzik. Benim tercihim ve dinlerken huzur duyduğum, akustik ağırlıklı bir ince zevk seçimi. Sahnede son yıllarda görmeye alışmak zorunda kaldığımız bir hırpanilik yok. “Baba” tabir edilen müzisyenler şık kıyafetleriyle zarif bir görüntü sergiliyorlar. Akorlar ve notaların flörtünden çıkan eşsiz müzik sizi alıp başka alemlere götürüyor sanki. O geceden sonra ben sık sık oraya misafir olmaya karar verdim. Bir köşede oturup elimde mis gibi kokan kahvemle birlikte mutlu olabilirim diye düşünüyorum. Tam bir jazz tavrı olarak program sıklıkla değişiyor. Yani her gün gidilse de sıkılmak imkansız. Bu müziği sever misiniz ya da tercih eder misiniz bilmiyorum. Bildiğim tek şey kulağımıza müzik kılığına girmiş gürültüleri zerk etmemizin haksızlık olduğu. Hayatta insan kendisini her türlü kalitesizlikten korumalı bence. İster jazz, ister klasik, isterse new age olsun ama mutlaka birisi ve en iyisi olsun. Sözün Özü Küçük balıklar kıyıya yakın durmalıdır. Levha Kimse duymak istemeyen kadar sağır olamaz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT