BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TSYD dikkat; sansür var!..

TSYD dikkat; sansür var!..

Takımları takip eden, haberlerini yapan, spor kamuoyunu bilgilendiren spor yazarlarının şikâyeti büyük!.



Takımları takip eden, haberlerini yapan, spor kamuoyunu bilgilendiren spor yazarlarının şikâyeti büyük!. Beşiktaş’ı takip edenler de, Galatasaray ve Fenerbahçe’yi takip edenler de, Trabzonspor’u takip edenler de şikayetçiler, hem de çoook!.. Maçlardan önce ya da sonra sohbet ediyoruz ya da “başbaşa” veya telefonda görüşüyoruz, hemen hepsi “sanki aralarına kopya kağıdı konmuş gibi” aynı şeyleri söylüyorlar! “Birçok olayı ya da gelişmeyi yazamıyoruz. Ucundan kulağından yazdık mı, burnumuzdan getiriliyor! Tesislere girmemiz yasaklanıyor, antrenman bile izleyemiyoruz. Peki basın hürriyeti ne oluyor? Bu resmen sansür değil mi? Ekmek paramızla oynanıyor, buna bir son verilmeli, ama nasıl?” Son yıllarda yavaş yavaş başlayan ama, bugünlerde tam bir “yasak koyma” haline gelen olay, artık “nezaket ve iyi niyet sınırlarını aştı!” “Doğruları yazdıkları” halde, haberleri, yönetimlerin, teknik adamların işine gelmeyen spor yazarlarının görev yapmaları sınırlandırılıyor! Kulp hazır; “Yalan haber yazıyorlar!.” Savcı da kendileri, hakim de! Üstelik itiraz mercii de yok! Saddam’ın oğlu “Uday gibi” davranıyorlar!. Ve herkes seyrediyor! Zamanı ve yeri geldiğinde, Cumhurbaşkanlarına, başbakanlara, bakanlara, valilere, büyük şehir belediye başkanlarına, askerî yetkililere, polise “kafa tutan” ve “tavır koyan” medyamız, medya kuruluşlarımız, meslek teşekküllerimiz, iş “büyük takımların başkanlarına, yöneticilerine, teknik adamlarına gelince” sus pus!.. Zaman zaman “tek tük” sesler çıkıyor ama, “olanlara karşı o kadar cılız kalıyor” ki, kimseler farkında olmuyor!. Böyle olunca da, “yasakçılar” her gün bir “sansür adımı daha atıyor!.” Nerede meslek teşekküllerimiz? TSYD’miz? Gazeteciler Cemiyetlerimiz? Basın Konseylerimiz? “Efendim, şikâyet olmuyor, olursa bakarız!.” İnsaf!. “Spor yazarına” doğru haberleri için “yasak koyanlar, hatta çalıştıkları medya kuruluşlarının sahiplerine kadar ulaşarak ekmek parasıyla oynamak gibi bir tehdidi de gündeme getirenler”, kimbilir “şikâyet edildiklerinde” neler yapmazlar? Üstelik bugüne kadar “zaman zaman az da olsa” şikâyetler oldu, sonuç ne oldu? Yasaklar ve sınırlamalar daha da arttı! Buyrun “şimdi” şikâyet eden mi istiyorsunuz; ben ediyorum!. Her kulüpte durum aşağı yukarı aynı! Açınız soruşturmanızı, çağırınız çocukları, konuşunuz, araştırınız!. “Düşünce, yazma ve halka bilgi ulaştırma hürriyeti” konusunda çok hassas olan Basın Konseyi de, bu duruma seyirci kalmamalı! Susup oturmamalı! Konsey üyesi bir spor yazarı olarak, işte onlara da durumu bildiriyorum!. Gerçi başkan Oktay Ekşi ağabeyimiz “topu hiç sevmez” ama Leeds maçına gitmekle “futbolumuza ve mesleğimize borçlu duruma düştü”; ilgilenmesini “özellikle” rica ediyorum!. Aslında “bu önemli görev” TSYD’nin yıllardır başkanlığını yapan Attila Gökçe’mize düşüyor! Meslek teşekkülleriyle “ortak bir toplantı” tertiplemeli ve “bu açık sansür uygulamalarına karşı “ortak bir tavır konulmalı!.” Büyük takımlar “her gün ramp ışıklarında!.” “Onlarda” bu “siyah tablo” varsa, kimbilir “ötekilerde neler oluyor?” Hakkı Ağabey!.. Evet, o tam bir ağabeydi!. Hem bizlerin, hem futbolun!. Hatta ağabeyden de öte, “Baba Hakkı” denilecek bir geçmişi, kariyeri, kişiliği vardı ama; “Baba Hakkı’lığı ondan çok önce” büyük Beşiktaş’ın “büyük kaptanı” aldığı için, biz “Hakkı Ağabey” demekle yetinirdik. Onu, mesleğe başladığım yıllarda “büyük bir hakem” olarak tanıdık! Sonra, “çok yönlü, çok renkli” kişiliğiyle de yakından tanıştım! 40 yılı aşkın bir dostluğumuz vardı!. Hiç unutmuyorum; bir gün o ve ben, “sevgili Güngör Sayarı’nın evine misafirdik, Ankara’da!.” TV’lerden “Flaş.. Flaş..” diye anons edildi: “Abdi İpekçi öldürüldü!.” Nasıl göz yaşı dökmüştük!. Onunla, “Tercüman Gazetesi’nde yan yana futbol kritikleri yazdık!” Gazetenin İzmir Temsilciliği’nde uzun bir beraberliğimiz oldu! Son olarak, Ege TV’de yapılan “İzmir futbolu nereye gidiyor?” Konulu açık oturumda birlikteydik, birkaç ay önce!. Hiç unutamam, yedi saat, evet yedi saat sandalyede oturarak, toplantıya başından sonuna kadar katılmış, kendisinden çok genç olanlar “pes edip” gittiği halde, o kalıp fikirlerini söylemişti! Çok iyi bir İzmirli, çok büyük bir Altaylı, uzman bir futbol yorumcusu, sımsıcak ve sağlam bir dost, örnek bir aile babasıydı! Çok değerli evlâdlar yetiştirdi! “Tavizsiz” bir milliyetçi idi, çocuklarına da bu önemli özelliğini aşıladı! Aramızdan ayrıldı; nur içinde yatsın! Kederli ailesine “başsağlığı” dilerken, bir şey daha söylemek isterim: Ne mutlu onlara ki, Hakkı Gürüz gibi bir babaya sahiptiler!.. Hocaların hocası!.. Türk futbolunda en sevdiğin, en takdir ettiğin, en beğendiğin ve futbolumuza en çok katkısı olduğuna inandığın hoca kim?” diye sorulsa, mukabil olarak ben de “hemen” iki soru sorarım: “Yaşayanlar için mi soruyorsunuz, yoksa bütün zamanlar için mi? soruya yabancılar da dahil mi?” Bana “Yaşayanlar ve Türkler” denirse, hiç düşünmeden cevabımı bastırırım: “Metin Türel!.” Benim “hobilerim içinde”, futbol dünyam gerilerdedir; tabii spor olarak!. Önce atletizm gelir, tenis gelir, basketbol gelir!.. Futbol Dünyamda da, “hoca olarak” Metin Türel’in yeri çok başkadır! İnsan olarak başkadır. Dost olarak başkadır. Futbol bilimi ve “uzman” olarak başkadır!. “Hocaların hocası olarak” başkadır!. Özellikle “genç hocalar” ondan çok şey öğrenmişlerdir, öğrenmeye de devam etmelidirler!. “Birkaç başarılı maçtan ve sonuçtan sonra”, ortalıklarda “başpehlivan gibi dolaşan” hocalara tavsiyem “Türel’e bakın ve Türel gibi davranın” olacak!. Bütün imkânsızlıklara ve engellere rağmen “sessiz sedasız başarıya ulaşmanın yollarını bulabilen” bir futbol bilgesi!. Öne çıkmak yok.. Övünmek yok.. Atmak-tutmak yok!. Samsun’da iken, bazı “iz’ansız ve insafsız” kişilerin “Galatasaraylı, takımını da Galatasaray’a karşı hafif oynatıyor” imalarıyla yaptıkları “çirkin” eleştirilere bile “cevap vermeye tenezzül etmemiş” bir olgunluk anıtı! Çalıştırdığı takımların Galatasaray’dan aldığı puanları görmeyen, göremeyen zavallıları bile “gülerek affeden” gerçek bir hoca!. İstanbulspor’daki başarı çizgisine, “kulüpçülük fanatizmi içinde hiç bir kulüpte ve hiç bir hocaya yapılmayan bir şekilde “yardımcısını da yarı yarıya ortak etmek” çabalarını bile “gülerek” kabulleniyor ve “Aykut’u öne çıkaracak” tevazuyu gösteriyor! Ne diyeyim; keşke Bulak’lar, Arıca’lar, Yanal’lar ve diğerleri de bu hususta “hocaları Türel’i rehber edinebilseler!” En azından “spor kamuoyunda antipatik olmaktan kurtulurlar!” Daha da önemlisi “çok daha az yanlış yaparlar!” Devam Metin Hocam; daha görev bitmedi! Süren’e yenildin!.. Basketbolu bırakan Galatasaray’ın ve milli takımın kaptanı Orhun Ene Milliyet’e demiş ki: “Ben futbola yenildim, onun için bıraktım!.” Ama, röportajında “başka” gerçekler de var: “Galatasaray’ın şu andaki ortamında, bırakın oyunculuğu, coach, masör, malzemeci, idareci olarak bulunmak bile zor.” Dikkat ediniz; “Şu andaki ortamda!.” Bunda, futbolun günahı ne? Aksine “futbol”, Galatasaray’a “rüyalarda bile görülse inanılmayacak bir maddi kaynağın kapısını ardına kadar açmış! Sevgili Orhun “Sen futbola değil, kulübü yöneten zihniyete yenildin! Verdiği hiçbir sözü tutmayan, ama “daima” futbol takımının başarılarının arkasına saklanan zihniyete! Hani, AİG ile imzalanan ortaklık “herşeyi düzeltecekti?” Gülmeyin!.. Ağlayın!.. Bülent için “haciz tehdidiyle kapıya dayanan” Denizlispor’un alacağı futboldan değil mi? Ah.. Ah.. Belki de Fatih Terim olsa, Orhun basketbolu bırakmazdı! Zira onun da arkasında Mehmet Ağar vardı! “Bu son satırın altını çizin” ve üzerinde bol bol düşünün!. Kim bunlar? Diyor ki, ünlü basketbolcu: “Bazı basketbolcu arkadaşlarımız var, spor yazarlarına hediye veriyorlar, gönderiyorlar. Sebebini soruyoruz. Kendilerinden TV’lerde, gazetelerde iyi bahsedilmesi içinmiş.” Eeee? Bunu “bir spor yazarı yazsa”, kıyamet koparılır, imzalar toplanır ve “O spor yazarı Dernek Disiplin Kurulu’na gönderildi! Kimbilir, belki de dernekten ihraç bile edilirdi! Ama, “konuşan” basketbolcu olunca, kimsede “tık” yok! Şimdi bana soracaklar, “nereden çıkardın bu işi?” Bilmem; bir gazetede okudum. Ama şimdi nerede okuduğumu ve kimin söylediğini unuttum! Unutmadığım bir şey var, bu sözler son bir hafta içinde yayınlandı! İnsaf!. Benim derneğimde “Bu iddiaları okuyan, duyan, gereği için mekanizmayı harekete geçiren” ve bu konuda “devamlılık sağlayacak” bir kişi, bir merkez yok mu? Ya “şahsi şikayet olacak” ya da “benim gibi biri yazacak!” Yoo!. Bu sistem değişmeli!.. Aman!... La Gazetta Dello Sport Fatih Terim’i “Türk Napolyon” olarak takdim etmiş!.. Elbette ki Fatih Hoca’nın İtalya’daki başarılarını “nefesimizi tutarak” takip ediyoruz, istiyoruz, devamını bekliyoruz ve duacısıyız!. Amma.. Bu İtalyanlara hiç güven olmaz! Bu “Napolyon” benzetmesinin altında da sakın “bir başka niyet olmasın?” Mesela mesela “Vaterloo savaşının gelmesini beklemek” gibi? “Tarihten bir örnek verilecekse”, Bence Terim “Turgut Reis’e benziyor!. Onların “korkuyla” adını fısıldadıkları; “Dragut’a!..” Sevmiyorlar, korkuyorlar ve sayıyorlar! Zatopek!.. Bir sayfada iki “ölüm yazısı!.” Çok ama çok fazla!. Ama Zatopek, “gençlik yıllarımın, meslekteki ilk yıllarımın” en sevdiğim ve beğendiğim “sporcularından biri idi”; onun ölüm haberi üzerine birkaç satır yazmam, elbette ki, bu büyük ama mütevazi atlete ödemem gereken, manevi bir borçtu!. Çek Lokomotifi Emil Zatopek, sadece döneminin değil, tüm atletizm tarihinin en büyük atletlerinden biri idi! Hatta “spor tarihinin gelmiş geçmiş en büyük sporcularından biri” diye de yazmış olsam; bu da yanlış olmazdı! Kimbilir, belki de “Finli Nurmi” ile beraber “atletizmin en büyüğü!.” Bilmem ki, “bu konunun uzmanı” Cüneyt Koryürek ağabeyim ne der? Ama gerçek olan bir şey var: “Bir efsane” daha bitti!. Artık sadece gönüllerde ve kitaplarda!.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT