BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pazar yazıları

Pazar yazıları

İlahi teklife muhatap ve sorumlu yegane mahluktur insan. Muhataplığı nispetinde şerefli ve üstünler üstünüdür. Sorumluluğu ise, çetinler çetinidir.



İlahi teklife muhatap ve sorumlu yegane mahluktur insan. Muhataplığı nispetinde şerefli ve üstünler üstünüdür. Sorumluluğu ise, çetinler çetinidir. Nasıl olmasın ki; Yüce Allah o teklifi dağlara ve taşlara yapmış olsaydı, korku ve dehşetten donup kalacaklarını, hidayet rehberi Kur’an-ı kerim haber veriyor. İnsandaki bu cür’et nedir peki? Yine Kur’an-ı kerimde belirtildiği üzere, insanın pek cahil ve çok zalim oluşu.. Cehalet, pek tabii bilgisizlik ve habersizliktir. Tefsir ilminde zalimin manası ise, gerçeği görmezlikten gelen, inkâr eden, kafir demektir. Allah, insana bu sıfatları vererek haddini ve aczini bildirmiş oluyor. İşte; insan kendi başına kalsaydı, yani ona Peygamberler gönderilmeyip Allah’tan ve ahiret gününden haber verilmemiş olsaydı, pek cahil ve çok zalim olarak kalacaktı. Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah, insana acıdı ve onun terakki edip yükselmesini murat etti. Böylece insan ya, üstünler üstünü veya aşağıların en aşağısı olmaya namzetti. İnsanoğlu, Allah’ın lütuf ve keremi olarak bahşettiği aklı sayesinde, kendini ve etrafındaki sonsuz sayıdaki nimetleri görür. Bunlara ya şükreder, ya da nankörlük eder. Bu şükrün manası, evvel emirde; kendini ve bunca nimetleri yaratanı bilip tanıması ve O’na ibadet etmesidir. Nankörlük ise, kendini ve Rabbini unutup, nefsine aldanıp heva ve hevesine dalmasıdır. İşte; Mü’minle kâfirin temelde farkı budur. Mü’min, inanmak ve öğrenip ibadet yapmakla cehalet ve sapkınlıktan kurtulur; kâfir ise, inkâr ve gerçeği görmezlikten gelmekle esfelü-s-safilin’e sürüklenir. Dağlar ve taşlar kadar olamıyor mu insan? Allah’ın azameti ve büyüklüğü karşısında, nasıl titremez ve dehşete kapılmaz? Bu ne cür’et ve ne had bilmezliktir? Bizi var eden, varlıkta durduran ve yok olmaktan koruyan kimdir? Kendiliğimizden mi var olduk? Kendi isteğimizle mi ölüyoruz? Niçin ölüyoruz, nereye gidiyoruz? Ve; neye memuruz? Hiç düşündük mü? Eğer, hayvandan hiçbir farkımız yoksa, yiyip, içip eğlenelim, ömrümüzü kemirip ölüp gidelim! Ve eğer, hayvandan çok farklı olup, kendimize insan diyorsak, insanlığımızın sorumluluğunu bilelim ve ona göre davranalım. Yani, insan olalım! Rabbinin huzurunda eğilmeyen ve onun sonsuz nimetlerine karşı teşekkürü esirgeyen, nasıl insan olabilir? İnsan; ben neyim ve bu hal neyin nesi demedikçe; dünü, bugünü ve yarınıyla bir nefs muhasebesine girmedikçe cahil ve zalim kalacağı aşikardır. Rabbimiz; ‘umulur ki düşünürsünüz... akıl edinirsiniz!’ diye boşuna ikaz etmiyor! Zaten, biz de insanı tarif ederken; ‘düşünen hayvan!’ demedik mi? Düşüncesini kaldırın bakalım; geriye ne kalacak?!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT