BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıbrıs’ta kararlılık

Kıbrıs’ta kararlılık

Avrupa Birliği’nin, Avrupalılar’ın Türkiye konusundaki maksatları, zincirleme ortaya çıkıyor. Kısacası, gayeleri, elimize birtakım üzerleri şekerle kaplı acı ilaçlar olan ev ödevlerini içeren yol haritaları vererek, başka yönlere kaymayalım diye, bizi oltalarının ucunda tutarken ...



Avrupa Birliği’nin, Avrupalılar’ın Türkiye konusundaki maksatları, zincirleme ortaya çıkıyor. Kısacası, gayeleri, elimize birtakım üzerleri şekerle kaplı acı ilaçlar olan ev ödevlerini içeren yol haritaları vererek, başka yönlere kaymayalım diye, bizi oltalarının ucunda tutarken, ülkemizin ve milletimizin bütün temellerini saatli bombalarla sarsmak, bağışıklıklarımızı ortadan kaldırarak, savunma gücümüzü zayıflatmaktır. Bazılarımız Katılım Ortaklığı Belgesi’ni memnunlukla karşılar ve bunun gereklerini derhal yapmamız gerektiğini söylerken; gerçekler, belgenin satırları arasından ve başka konularla ve çatlak seslerle, başlarını kaldırdılar... Gerçekler 1968 yılı Mayıs’ında, Paris’teki Fransa’yı sarsan ve etkileri Türkiye dahil, bütün dünya gençliğini iri anarşi yoluna iten talebe gösterilerinin meş’um kahramanı “Kızıl Danny” şimdi, Avrupa Parlamentosu’nun sözde muteber üyesi olarak Türkiye hakkında ahkâm kesiyor, İstanbul’da daimi bürosu olan Claudia Roth adlı kadın da, “komiser” edası ile, içişlerimize karışmak ve özellikle Kürtçüler’i desteklemek hakkını kendisinde buluyor. Ama hemen söyliyeyim; bu gibilere itibar ederek şımartmak da kendi kabahatimiz. Uyandılar AB’nin, Kürtçe Radyo ve TV yayınları, MGK hususundaki taleplerini, entellik icabı, olumlu karşılayan gaflet erbabı dahi Kıbrıs ve Ege konusundaki dayatılanlar, karşısında galiba uyandılar. Çankaya’da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in başkanlığında yapılan Kıbrıs Zirve Toplantısı’nda, Kıbrıs konusunda hiçbir oldu bittiye razı olmayacağımız ve özellikle Başbakan Bülent Ecevit’in ifadesi ile, AB’ye girebilmek için Kıbrıs’ı feda etmeyeceğimiz, açık seçik, dosta düşmana belirtildi. Ardından da, yıllardan beri cemaatinin ikinci sınıf vatandaş olmaması ve eş şartlarla ülkede egemenliğini kullanması için, sabırla, tahammülle, epik bir mücadele veren Rauf Denktaş, bu onurlu ve kararlı tutumla eş güdümlü olarak, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin arabuluculuğu ile Cenevre’de sürdürülmekte olan müzakerelerden çekilme kararını açıkladı: İki tarafın eşitliği önkoşul olarak kabul edilmedikçe bu görüşmelerin boşuna zaman kaybı olduğunu da belirtti... Ne var ki, gerçekte 1974’te başarılı Barış Harekatı ile, Kıbrıs sorunu bizim ve Kıbrıs Türkleri için halledilmiş iken, bu başarının mantıki sonucuna her nedense varılamamış, bu bitmez tükenmez müzakerelerle vakit kaybedilmiştir. Yunanistan’ın Rumlar’ın ve destekçilerinin yapmak istedikleri malum: Ekonomik ve diğer yöntem ve baskılarla, AB’nin, üyelik ve rant vaatleri ile, bazı Kıbrıslı Türkler’in aklını çelerek. Türkiye’yi de bezdirerek. Türk ordusunun adadan çekilmesini sağlayarak, Kıbrıs’a tek başına hakim olmak, Kıbrıslı Türkleri de otel komileri durumuna sokmak. Tabii, karşılarındaki en büyük engel de Rauf Denktaş... O olmasa emellerine kolayca erişeceklerini umuyorlar. Onu bertaraf etmek için de türlü komplolar düzenliyorlar. Ne acıdır ki Türk entelleri arasında Denktaş’ı barış önünde engel olarak görenler de var. KKTC’nin asıl önemi Ama hepsi de unutuyor ki, Türkiye için Kıbrıs meselesi sadece Denktaş değildir, hatta sadece Kıbrıs Türklerinin özgürlüğü ve şerefi de değildir: Kıbrıslı soydaşlarımızın bunlara, kendilerinin sahip çıkmaları gerekir. Türkiye için Kıbrıs’ın önemi, William Shakespeare’in, yüzyıllarca önce, Othello piyesinde ifade ettiği gibi, stratejik bir zorunluk meselesidir. Ecevit’in ifadesi Başbakan, herhalde Genelkurmay’ın da görüşü olan bu zorunluğu şöyle ifade etmiş: “KKTC’yi yok sayıp Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne alınması, Türkiye’yi Batıdan sonra Güneyden de kuşatmak anlamına gelir! Buna razı olamayız... Yarın Bakü-Ceyhan boru hattı tamamlanıp denize ulaşınca, KKTC’nin bu hattın güvenliği için ne kadar hayati önem taşıyacağını görmek için haritaya bakmak kafidir!” AB’nin hakkımızdaki, daha doğrusu Türkiye’ye biçmek istedikleri rol ve kimlik konusundaki bir boyut da, geçenlerde Brüksel’de kurulmasına karar verdikleri 60.000 kişilik Avrupa Ordusu ile ilgili. Avrupalılar’ın, NATO’dan ayrı olarak, fakat gereğinde NATO’nun silah vb. güç ve üslerinden istifade edecek olan bu orduda Türk ordusuna ihtiyaçları var. Türkiye’de, zaten bir süredir Kosova Bosna vb. olaylarda hemen müdahaleye hazır bir gücün alt yapısını, felsefesini ve eğitimini Ankara’daki özel bir karargahta geliştiren, oluşturan Genelkurmayımız da, buna hazır. Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, Brüksel’de Türkiye’nin bu orduya 5000 kişilik mekanize tümen, 36 F-16 uçağı, iki nakliye uçağı ve küçük bir deniz filosu tahsis etmeye hazır olduğunu söyleyip herkesi şaşırttı... Ama şartımız var; Türkiıye’ye bu kuvvetin planlama ve karar mekanizmasında tam olarak yer verilirse katılacağız. Kısacası bu sorun, karar mekanizmasında tam olarak yer almamıza hatta neticede tam AB üyesi olmamıza bağlı! Yoksa Türk ordusunun bir “Paralı Asker Birliği” olmasını asla kabul edemeyiz. 1950’li yıllarda da Avrupalılar Türkiye’yi Sovyet tehditlerine karşı “Kuzey Kalesi” diye, ama harcanabilir -feda edilebilir- bir ileri birlik, kendi deyimleri ile “cannon fodder” yani “top yemi” olarak, kullanmak istemişler, ama gene kültür ve din farkları var diye (o zaman demokrasi, insan hakları vb. dayatmalar yoktu), NATO’ya tam üye olarak kabul etmemekte bir hayli direnmişlerdi, ama en sonunda almak zorunda kalmışlardı... Türkiye, NATO’nun en kuvvetli üyesi oldu. Avrupa Birliği’nin cezbe ve cazibesine kapılmış olanlara bu Birliğin cilalı ayrıntılarının ve masum isteklerinin ardındaki gerçekleri, gerçek maksatları hatırlatmak istedim. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Savaş, diplomasinin başka usuller ve araçlarla devam ettirilmesidir.” Carl Von Clusewitz
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT