BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yunus Emre hâleti ve Kabaklı Hoca

Yunus Emre hâleti ve Kabaklı Hoca

Kutlu ay güzelim sonbahar günlerinin sonlarına erişti. Bu yılki sonbahar pek sonbahara da benzemeden ılık havaları, cömert güneşi, hâlâ açılıp kapanan çiçekleriyle sürdü gitti.



Kutlu ay güzelim sonbahar günlerinin sonlarına erişti. Bu yılki sonbahar pek sonbahara da benzemeden ılık havaları, cömert güneşi, hâlâ açılıp kapanan çiçekleriyle sürdü gitti. Ağaçların yaprak döküşünde bile naz var. Dökmesin de... Şurda burda umutlarımızı görelim yeşil parlayışlarla... Bu kez sütunuma Üstad Ahmet Kabaklı Hocayı davet ediyorum. O da sever biliyorum sonbaharları, baharları... Yeni yeni tüten birşeyleri, sarıları, alları. Hocamızın bir sağlık problemi vardı, birkaç gün önce başarılı bir ameliyat geçirdi. Kendisine buradan şiir gibi bir sonbahar gününün tazeliklerini, esintilerini, biçilmiş çimlerin ferahlatıcı, acı yaprakların yabansı fakat iç açan kokularını ve sonsuz sevgilerimi yolluyorum. Yakın bir zamanda Allah’ın izniyle yazılarına ve sizlere kavuşacaktır. Türk fikir hayatının, edebiyatımızın, ülkemizin, gençlerin ona ihtiyacı var. Kitaplığımın raflarına bir göz atınca onun verimli hayatının bir an boş kalmayan kaleminin ürünlerinden biri, Yunus Emre gözüme ilişti. Yunus Emre ile Kabaklı Hoca arasında kıskanılası bir gönül, ruh kaynaşması vardır. Ben bunu Hocayı tanıdığım günlerden beri sezmiş, bulmuşumdur. O kendisine mahsus konuşma ve yazma dilinden, çok sade gibi görünen kelimelerinin, bazen yalın söyleyişlerinin kudretinden heybetinden ürperirsiniz. Bu demektir ki Kabaklı Hoca, Yunus dehasından veya başka bir deyişle bütün bir yurt Türkçesinden payını almaktadır. Nasıl almaktadır? Yunusça düşünüp Yunusça bakarak. Yunus’u severek, Yunus’u dinleyerek ve elbette bunu kalemiyle kitaplarıyla dergisiyle yapmaktadır. Yunus’u yorumlaması zihnimde büyük dalgalar oluşturdu ard arda. Kolay değil... Bunun için duyan yürek gerek. Bakın ne diyor Şeyhü’l Muharririn Kabaklı Hocamız: “Yunus üslûbundadır. Çünkü Yunus Emre bütün şiirlerini ‘melekler de bilmez ola’ dediği, insanüstü, şairler üstü bir perdeden, deha perdesinden söylemiştir. Her şeyi ancak Yunus’un söyleyebileceği kudretle söylemiştir. Onun için ister şeriatten, tarikat’ten veya hakikat’ten dem vursun, ister Allah’ı, “Lâ mekan”ı tabiatı, güzelleri veya insanlığı anlatsın, o şiirlerin hepsinde Yunus’tur. Türk sufilerinden hiç kimse onun söyleyiş makamına çıkamamıştır. Her konuyu, kendine mahsus sözlüğü, mecazları, tefekkürü ve iç burukluğu ile söylemiştir. Onun şiirini üslûbu ile ayırdetmek, şiir gücüne bakmak, estetik ölçüler uygulamak icap eder. Bir takım önyargılar ve belli açılar ile Yunus şiirine bakarak, söz kudretini hesaba katmamak insanı yanıltır. İşbu cihan cehennemin Sekiz uçmağ ede bir söz Keleci bilen kişinin Yüzünü ağ ede bir söz Diyerek söz’e bir çeşit ahlak değeri, bir kurtuluş müjdesi, Hak’tan bir lütûf ve hakiki bir kudsilik veren Yunus Emre’nin mısralarını, öbürlerinden ayırmak kolaydır. Şiirde söze, manaya erişilmez bir kudretle tasarruf, konuda Allah aşkı, Muhammed sevgisi, insana ve hakikate değer vermek... Mistisizmin hür tefekküründe, halka bilinmezleri, ulu ve sonsuz gerçekleri, halkın en kolay anlayacağı güzel bir dille söylemiş bulunmak... Yunus Emre, bu büyük ‘devir’in dışındaki hiçbir çizgide aranamaz. Hiçbir dar taassup, hiçbir mezhep, hatta hiçbir usul ve erkân onu sınırlayamaz, barındıramaz.” Yunus Emre’yi böyle yazabilmek için onun ufuklarından geçmiş olmak gerek. Bu anlamda Yunus’u ve Hocamızı döne döne okuyun...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT