BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tarihî bir belge olabilir!..

Tarihî bir belge olabilir!..

Başımızı iki elimizin arasına alıp şöyle bir düşünelim. Bu toplumun fertleri bir Başgil mertliğinde ve asaletinde doğru sözlü olabilseler, bizleri kahreden rezillikler ve yolsuzluklar böylesine yaygın olabilir mi?



Orman mühendisi Kenan Ünaldı beyin fırsat buldukça kaleme aldığı anılarının kimi duygusal, kimi otantik değerler taşıyor, kimi de tarihsel açıdan belgesel niteliğinde. İşte bugün de yakın tarih araştırmacılarına belge niteliğinde bir hatırasına daha yer veriyoruz. Yalnız kendisinin kullandığı dili günümüz gençliğinin anlaması zor. Ama o kadar hoş bir üslup ki ben de yeniden tercüme eder gibi değiştirmeye kıyamıyorum. Dolayısıyla bugünkü hatırada hem kelimenin orijinalini o güzelliğiyle birlikte okuyacak hem de bugün o kelimenin yerine kullanmak zorunda kaldığımız yeni anlamları parantez içinde okuyacaksınız. Ne yapalım bu da bizim dilimiz işte. O kadar acınacak haldeyiz ki, dilimizde bile anlaşamıyacak kadar birbirimizden uzaktayız. Neyse biz Kenan beyin hatırasına geçiyoruz: “Tevazu ve doğruluk hepimiz için. Ama bunları makam-mevki sahibi olanlar yaparsa çok daha anlamlı ve etkilidir. Nitekim 10. Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’in kendisine pek de yakışan tevazu giysisini sırtından çıkarmaması ve onu yapmacıksız yaratılışından gelen tabiiliklerle bol bol sergilemesi, bugün yurt sathında (üzerinde) istisnasız (ayrıcalıksız) tüm yüzlerde gülücükler yeşertmesi, gönüllerde ferahlatıcı hoşnutluklar takdirler toplamaktadır. Şimdi sizlere buna ilaveten tevazu ile beraber doğruluğun ve dürüstlüğün örneği, hem de belge mahiyetinde hafızalarda silinmemecesine yer edecek eşi az bulunur bir başka davranışı da, ibret alınması dilekleriyle takdim edeceğim. Adana’da çıkan vatandaş gazetesinde heveskâr “Yapram Meşe’den” başlıklı köşe yazıları yazmaktaydım. Son yazımın tarihi, radyolarda marşlar çalındığı, sokaklarda tankların yürüdüğü 27 Mayıs 1960’tır. Ertesi gün de, gazetenin asıl sorumluları meyanında, ben de kendimi iki kolumda iki polis nezaretinde getirildiğim kolordu karargahında, orta okuldan can ciğer sınıf arkadaşım Binbaşı Cevdet’in huzurunda buldum! Rahmetli Prof. Ali Fuat Başgil Hoca, öyle bir kitap yazmış ki onda özellikle İslâmın Türklüğü, Türklüğün İslamlığı, gençlere öğüt veren ifadelerle yer almış bulunuyor. Tuttum bu kitabı ve yazarını köşemde bir yazı dizisi yaptım. Kupürlerini de kesip, şahsına duyduğum saygı ve bağlılığı dile getiren mektubuma ekleyerek hocamıza yani Ali Fuad Başgil’e postaladım. İlmi irfani derecesinde insan-ı kâmillere (olgun insanlara) mahsus (özel) tevazuu (alçak gönüllülüğü) de nefsinde (benliğinde) taşıyan bu büyük adamdan, Allah biliyor ya, hiç de beklemediğim ve ummadığım halde, hem de çok kısa bir zaman sonra, beni sevinçlere gark eden bir cevab-ı mektup çıkageldi. Hocamız mektubunda, “Hamd olsun Allaha iman ve itikadım sapasağlam mükemmelliktedir” dedikten sonra hemen ilave ediyor ve şöyle bir ibretli itirafta bulunuyor: “Sen beni yazılarında göklere çıkarıyorsun ama, Allah’ım affetsin, ben amel (icraat) hususunda o derecede mükemmel değilim; dini borçlarımı ve ödevlerimi edada hayli eksiklerim, ihmallerim var. Bundan da büyük üzüntü duymaktayım! İşte bunu senin de bilmeni istedim.” Peki hocayı böyle bir itirafta bulunmaya sevk eden etken inancı gereği doğruluktur. Kendinde olmayan bir hali, başkaları öyle sanıyor diye kabullenmek yerine, hayır öyle değilim diyebilmektir. O da öyle yapmıştır. Zaten yüreğindeki Allah korkusu da O’na “Sözün doğrusunu söyle” deyip durmaktadır. O dönemde de halkının kendisini Cumhurbaşkanlığı makamında görmek istediği Prof Başgil hoca, bunca kitap, yazı ve derslerine ilaveten şu eşsiz beyanıyla (açıklamasıyla) bizlere bir kez daha sesleniyor ve diyor ki; “Allah korkusundan kaynaklanan dürüstlük ve doğru sözlülük bilinci kimin benliğinde yer etmiş ise, onun sözde kalmaması ve mutlaka fiiliyata intikal etmesi ve ettirilmesi gereklidir. Fiiliyata intikal ettirilmeyen doğruluk sahtedir ve değeri de beş paralıktır.” Başımızı iki elimizin arasına alıp şöyle bir düşünelim. Bu toplumun fertleri bir Başgil mertliğinde ve asaletinde doğru sözlü olabilseler, bizleri kahreden rezillikler ve yolsuzluklar böylesine yaygın olabilir mi?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT